X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yok birbirimizden farkımız, hepimiz aynıyız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yok birbirimizden farkımız, hepimiz aynıyız

  • Giriş Tarihi: 13.4.2014

Usta tiyatro yazarı ve yönetmen Özen Yula'nın yazıp sahneye koyduğu 'Bakarsın Bulutlar Gider' isimli oyunda rol alan Kenan Ece ve Selen Öztürk: Her ne kadar birbirimizden farklı gibi görünsek de aslında insan olarak temelde aynıyız. Birbirimizden çok da farkımız yok

Bugüne kadar yazıp sahnelediği oyunlarla birçok övgüye ve ödüle layık görülen Özen Yula'nın son eseri 'Bakarsın Bulutlar Gider', konusu ile günümüz Türkiye'sine önemli bir mesaj veriyor. Bo Sahne'de seyirciyle buluşan oyunda rol alan Selen Öztürk ve Kenan Ece; 'Bakarsın Bulutlar Gider'in, her ne kadar ayrışmış gibi görünsek de aslında hepimizin ortak duygularda buluşabileceğini gösterdiğini söylüyor. 13-19-26 ve 27 Nisan tarihlerinde Bo Sahne'de izleyiciyle buluşacak olan oyunu, Öztürk ve Ece anlattı…

Bu oyundan önce tanışmıyordunuz. İnsanın tanımadığı biriyle aynı sahnede buluşması avantaj mı, dezavantaj mı?
KENAN ECE: Biz bunu hiç fark etmedik açıkçası. Çünkü Özen Yula, Selen ve ben o kadar güzel, birbirinin dilinden anlayan bir üçlü olduk ki; hiç birbirimizi tanımıyormuş gibi hissetmedik.

HAYAT ŞEKİL VE ŞEMAL TANIMAZ
Oyun aslında muhafazakar bir kesimi anlatıyor ama sonunda ters köşe yapıyor. Belki de oyunu ilginç yapan bu…
SELEN ÖZTÜRK:
Zaten bizim meselemiz insan. İnsan her yerde aynı özellikleri barındırır; sevgi, özlem duyar, nefret eder, kin tutar, hırs yapar, ezilir… Bu oyun, aslında hepimizin aynı duygu süreçlerinden geçtiğimizi, birbirimizden bir farkımız olmadığını, aynı olduğumuzu gösteriyor.
K.E.: Hayat şekil ve şemal tanımıyor. Hepimizin belli yaşam tarzlarımız var ve bu yaşam tarzları insanları belli çerçeveler içine alıyor. Ama hayat böyle bir şey değil; istediğin kadar sen onu bir çerçeveye almaya çalış, hayat her yerde aynı. Bu oyun muhafazakar olmayan bir çevrede de geçebilirdi ve yine aynı ilerlerdi.

Oyunda ahlak anlayışının da sorgulandığını düşünüyor musunuz?
S.Ö.:
Ahlak zaten göreceli bir kavram. Sonuçta insanın ürettiği, bu yüzden de kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen bir kavram. Ahlak benim için insanın kendi içindeki hesaplaşmasıdır, bireysel bir şeydir.

Toplumun belli bir kısmını ahlaksızlıkla suçlamanın ne kadar anlamsız olduğunu ve her şeyin insanlar için olduğunu da gösteriyor oyun bence…
K.E.:
Aynen! Özeti bu işte oyunun…

İNSANI EN SAF HALİYLE GÖRÜYORUZ

Bizim dışarıdan ahlaksızca bulduğumuz bir şey kendi içinde ne duygular, hesaplaşmalar barındırıyor; bunu da ortaya koyuyorsunuz sahnede…
K.E.:
Çünkü insan hali… Ahlak bir yargılama getiriyor aynı zamanda. Sen başka birini yargılama hakkını kendinde bulup onu için 'ahlaklı' ya da 'ahlaksız' derken, o insanın neler yaşadığını bilmiyorsun. Aslında bu çok acımasızca bir şey.
S.Ö.: O yargılar bulutlar gibiyse, bulutlar gittiğinde empati kurduğun noktada 'Aa ben de aynı şeyleri yaşamışım aslında' diyorsan; bütün o ötekileştirmeler, çerçeveler yok oluyor. Ve insanı en saf haliyle görüyorsunuz.
K.E.: Maalesef bunu bugünlerde çok yoğun bir şekilde yaşıyoruz; nedense insanlar, insan olma noktasından değil de birtakım kimlikler üzerinden birbirleriyle bağ kurmayı seçiyor. Önyargısız olmayı, birbirimizle empati kurmayı ne zaman, nasıl unutmuşuz; hiç bilmiyorum.

Oyun, günümüz Türkiye'sinde bir farkındalık yaratıyor mu sizce?
K.E.:
Özen Yula'nın öyle bir dili var ki, anlatmak istediği şeyler çok güzel geçiyor seyirciye.
S.Ö.: Mesela benim oynadığım karakter, kendi içinde bir dönüşüm yaşarken "Ben aslında hiçbir ağacın adını bilmiyorum" diyor. Ben de kendime dönüp baktığımda, çoğu ağacın adını bilmediğimi fark ettim. Yani ben de bu metin sayesinde bir uyanış yaşadım.
K.E.: Ağaçların ismini bilmemek meselesine gelirsek; Özen'in benim oynadığım karaktere söylettiği gibi "Her isim bir nihayettir; mühim olan isimsiz, şekilsiz, şüphesiz hayattır." Bu cümle oyunu çok güzel özetliyor bence.

Oyun, aslında hiç anlaşamaması gereken iki insanı sonunda hemen hemen aynı duygularda buluşturuyor. Sizce acılar mı buluşturuyor insanları daha çok?
S.Ö.:
Ortak acılar buluşturabilir bence. Ama düşmanın gibi hissettiğin biriyle ortak acı çeksen ne olur acaba? Sanırım aradaki kalıpları kırıp karşındakini anlama noktasına gelirsen, o acıda birleşebilirsin; bizim oyunda da olduğu gibi.
K.E.: Sadece acı da değil, sevinçte de aslında insan sarılacak birisini arar.

KENDİ HİKAYEM DE VAR
Sizin hayatınızdan bulutların geçtiği, her şeyin berraklaştığı bir dönem oldu mu?
K.E.:
(Gülüyor) Oldu. Tabii kimlik olarak kendimden çok farklı bir adamı oynuyorum ama 'Kaya'nın hikayesinde ben de farklı bir yönden kendi hikayemi buluyor ve anlatıyorum.

Birlikte aynı oyunda oynamaya başladıktan sonra 'sevgili' diye yazılmaya başladınız, ne diyeceksiniz buna?
K.E.:
Oyundan haberleri olduğunu bile sanmıyorum.

Bir işe başlarken böyle söylentilerin çıkabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?
K.E.:
Ben böyle bir şey yazılacağını hiç düşünmemiştim.
S.Ö.: Ben de hiç düşünmemiştim! Hatta ben hayatımda ilk kez böyle bir şey yaşıyorum.
K.E.: Sonuçta bu bizim işimiz; oyun oynuyoruz, prova yapıyoruz, sonrasında da beraber çıkıp bir yerde çay, kahve içiyoruz. Bu çok normal değil mi? S.Ö.: Bir de her seferinde birlikte oyunda oynadığımızı söylüyoruz ama bu hiç yazılmıyor ya da belirtilmiyor.
K.E.: Onlar bizi kendi oyuncuları kılıp bize kendi yazdıkları senaryoları oynattırıyorlar maalesef.

DELİRİNCE MÜZİK YAPARIM
Oyunda canlandırdığınız karakter, hayatındaki boşluğu ve mutsuzluğu, kendini alışverişe vurarak kapamaya çalışıyor. Sizde de var mıdır bu?
S.Ö.:
Çok nadir olur. Ben başka şeyler yapıyorum. Ben, aksine çok keyiflenince alışverişe çıkarım. Delirince müzik yaparım herhalde ya da dışarı çıkıp gezerim.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.