X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER ALS için meydan okuduk ama bağış yaptık mı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

ALS için meydan okuduk ama bağış yaptık mı?

  • Giriş Tarihi: 24.8.2014

Vücuttaki kasların neredeyse tamamının işlevini yitirdiği ama beynin çalışmaya devam ettiği ALS hastalığına dikkat çekmek için dünyada büyük bir kampanya başlatıldı. 'Ice Bucket Challenge' adlı kampanya, sosyal medyada bir haftada hızla yayıldı. Nedir bu peki? 'Bu sıcakta pek de iyi gelir' deyip bir kova buzlu su hazırlıyorsunuz. 'Meydan okunduğu' halde kafasından aşağı suyu boşaltmayan kişi 100 dolar bağışlıyor. En azından dünyada işler böyle. Bizde durumların nasıl ve ne şekilde ilerlediğini ise bilen yok. Acaba sadece işin eğlenceli ve ses getiren kısmında mı durdular yoksa Mark Zuckerberg gibi hem suyu başlarından aşağı döküp, hem de para yardımı mı yaptılar? Herkes başından aşağı buzlu suyu döküyor, peki bağışı kim yapıyor?
sheen'den sıra dışı destek
Siz de insanlığı ALS hakkında uyandırmak için kampanyaya dahil olun ve www.macmillan.org.uk adresine girip bağış sistemi hakkında bilgi edinin. ALS Derneği'nin www.als.org.tr adresli sitesinden yardımlarınızı ulaştırabilirsiniz. Bu arada kampanyaya en sıra dışı destek Charlie Sheen'den geldi. Başından aşağı 100 bin dolar döküp "Bu parayı birazdan ALS hastaları için bağışlıyorum. Buzla değil, maddi yardımla destek olun" demiş.

İstanbul'dan kaçsam nereye gitsem?


Geçtiğimiz günlerde 'İstanbul dışında bir yere göç etsem nereye giderim, dünyanın neresine yerleşirim?' diye bir araştırma yapıyordum. Ufak çaplı araştırmamın ulaştığı nokta oldukça şaşırtıcı. Siestadan yana olan ben, aylarca şort-tişort giyip yan gelip yatacağım şehri ararken dikkat etmem gereken noktalar başkaymış. The Economist dergisinin İstihbarat Birimi'nin (EIU) 'Yaşanabilirlik' anketinin 2014 sonuçlarına göre; 2012 yılından bugüne birinciliği kaptırmayan şehir; Avusturalya'nın Melbourne'u. Hemen ardından Avusturya'nın Viyana ve Kanada'nın Vancouver şehirleri geliyor. Ekonomik istikrar, sağlık, kültür, çevre, eğitim gibi konularda incelenen 140 şehrin en idealleri bu saydıklarım. Bu şehirlerin ortak özelliği ise; orta ölçekli şehir büyüklüğüne sahip olmaları, düşük ölçekli nüfusları ve zenginlikleri.

Bu sıra dışı sergiyi mutlaka görün!


Bugünlerde sokak sanatının, sanat dünyasınca kabul görmesine vesile olan birçok sanatçının eserleri, dünyanın dört bir yanındaki birçok önemli galeri ve müzede sergileniyor. Dünyada sokak sanatı kültürü hızla ilerlerken, Türkiye'de de işler umut vâdediyor. Ben de 'Vay be' dedirtecek bir sergi öneriyorum size: Pera Müzesi'nde yeni açılan 'Duvarların Dili: Graffiti/Sokak Sanatı' sergisi. Roxane Ayral küratörlüğünde gerçekleşen sergi; graffitiyi dünya standartlarında sokaktan müzeye taşıyarak bu sanatın en ilginç örneklerini sunuyor. Bu sergiyi gidip görün, hatta içinizdeki sanatçı uyanırsa; 3 Eylül itibari ile 'Sokak Atölye'deki çalışmalara katılabilir, yaratıcılığınızı keşfedebilirsiniz.

Alışverişe çıkarken giyinip kuşanmak mı gerekiyor?


Nişantaşı'nda evimin etrafında, birçok lüks markanın mağazası var. Geçen gün evden bakkala iner gibi çıktım. Eski Maçka Oteli'nin yanındaki, yeni St. Regis'in altındaki mağazanın vitrininde bir ayakkabı beğendim. 'Hadi bir çılgınlık yap, uygunsa al şunu kendine' dedim ve içeri girdim. Ancak o an satış personelinin ilgisiz bir şekilde bakması yüzünden kendimi yabancı bir cisim gibi hissettim. Alışverişe giyinip kuşanıp mı çıkmak gerekiyor? Gardırobumun en nadide parçalarını mı seçmeliyim? Bildiğim alışveriş; rahatlıktır, düşünmeden taşınmadan gitmektir. Zaten amaç kendini yenilemek değil midir? Neyse zar zor ilgilendiler benimle. Vitrindeki ayakkabıyı ayağıma geçirmemle ödemem bir oldu. Çıkarken mi? Onlarca özür dolu söz... Ne fark eder, kırıldım işte. Mağazayı deşifre etmek istemiyorum ama bu mesleğin içindeyseniz dikkatli olun...

Uçaklarda yemek servisi meselesi


Geçtiğimiz günlerde TH Y'nin 1.5 saatin altındaki uçuşlarında yemek servisini kaldırması gerektiğine dair fikirler ortaya atıldı. Bunun üzerine benim gibi çok seyahat eden insanlarda oluşan uçak fobisini ve o geçmek bilmeyen bir saati düşündüm. Hatta yemeksiz geçecek bir saati deneyimledim. Yok, bende işler o kadar kolay değil. O yemek servisi karın doyurmanın ötesinde; bildiğin zaman öldüren bir şey. Nedendir bilinmez; gelen yemekler her zaman çok lezzetlidir. En kötü sandviç bile yerken insanı rahatlatır, sanki havada değil, karada gidiyormuşsunuz hissini verir ve yolculuğu daha kısa hale getirir. Çoğu insanın aklından geçen 'Allahım ya bir şey olursa' düşüncesini unutturup konsantrasyonlarını başka yere çeker. Kısaca bir kaçış, bir kurtuluştur uçak yemekleri.