X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Pervasızca şarkı sözleri yazanlara çok kızıyorum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Pervasızca şarkı sözleri yazanlara çok kızıyorum

  • Giriş Tarihi: 27.8.2014

'Türkü' isimli albümünü çıkaran Orhan Ölmez, bir sanatçının ağızından çıkan sözlere dikkat etmesi gerektiğini söylüyor: Çünkü kitleleri galeyana getirebilirsiniz. Bir şarkı çıktı, insanlar bunalımlara girip intihara meyillendi. Bu yüzden pervasız sözler yazanlara kızıyorum

Ünlü isimlere verdiği şarkılarla tanınan Orhan Ölmez, 'Türkü' adlı albümünü hayranlarıyla buluşturdu. Müzikle henüz 6-7 yaşındayken babasının aldığı bağlama sayesinde tanışan Ölmez, ilk bestelerini Ege Üniversitesi Konservatuvar Bölümü'nde okurken yapmış. Orhan Ölmez ile bir araya gelip yeni albümünü ve özel hayatını konuştuk...

Şarkılarınızın sözleri ve besteleri size ait. Yaptığınız müziği nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnsanların yaptığım müziği herhangi bir kategoriye koymaları gerektiğini düşünmemiştim. Çünkü ben müzik yapıyorum. Sözlerini ve bestesini yaptığım şarkıları istediğim gibi düzenleme hakkına da sahip olduğumu düşünüyorum. Müzik; deniz, derya. Ben sadece müzik yapıyorum. Bir kategoriye sokmak zorunda değilim. Orhan Ölmez, kendine has müzik tarzı olan bir adam diyebiliriz.

SİNDİREREK BU YERLERE GELDİM

Ünlü olduktan sonra hayatınız değişti mi?
Çok şükür sindire sindire bir yerlere geldim. Kendi kendime "180 değil, 90 derece bile değişmeyeceksin. Sen aynı Orhan'sın" dedim. İnsan kitleselleşmeye başladığında değişir. İkinci albümde bunu daha çok hissettim.

Peki, insanlar sizi sokakta tanıdıklarında neler hissediyorsunuz?
Sokakta beni tanıyanlar gülümseyerek yanıma yaklaşıyor. Bu durum beni çok mutlu ediyor. Bir teyze görüyorum, adımı hatırlamıyor ama gülümseyip "Aa... Bu şey değil mi?" diyor. Hatta bir gün bir teyze koşturarak yanıma geldi, "Evladım bir resim çekilelim seninle" dedi. Onunla birlikte poz verdim. Sonra döndü bana "Sizin adınız neydi?" diye sordu. Şöhretin en tatlı yönü bu herhalde.

Sizce şöhretin acı yönü nedir?
Bazı şeyler için bedel ödemek gerekiyor. Biraz dikkatli olmak lazım. 'Ateşten gömlek' derler ya... Gerçi ben şimdiye kadar böyle hissetmedim ama politikacılar gibi kitlesel bir iş yapıyoruz. Bir sanatçının ağzından çıkan her şeye dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü kitleleri galeyana da getirebilirsiniz. Bir şarkı çıktı, insanlar bunalımlara girip intihara meyillendi. Bu yüzden pervasız sözler yazanlara kızıyorum.

Peki artık çok tanınan bir isimsiniz ama evli olup olmadığınızı bile bilmiyoruz. Bu bilinçli bir tavır mı?
Çok tanınır olduğumu düşünmüyorum. Ancak bir dönem gayrimeşru çocuğum olduğu yazılmıştı.

Bu nedenle mi özel hayatınızı fazla göz önünde yaşamamaya özen gösteriyorsunuz?
Gazetecilerden özellikle kaçtığım yok. 'Aman şurada kamera var, arka taraftan kaçayım' gibi bir durum söz konusu değil. Bazı şeylerin dozunda olmasından yanayım. Magazin denilince sadece aşk hayatı akla geliyor ne yazık ki.

OLGUNLUK DÖNEMİMDE EVLENECEĞİM
Siz de 'Eski aşklar kalmadı' diyenlerden misiniz?
Evet. Bence bunun sebebi müziktir. Çünkü hayata ve karşı cinse bakışımızda şarkı sözleri önemli bir yer tutar. Biz bilinçaltımıza, sürekli tekrar ettiğimiz kelimeleri ve cümleleri atıyoruz. Lise çağındaki bir çocuğun 'Kız seni hoplatırım, zıplatırım' gibi enteresan sözlere sahip şarkılar söylediğini görüyoruz. Bu sözlerin o delikanlının bilinçaltına işlemesi hoş bir fikir değil. Bir 'Neden başınızı önünüze eğdiniz' diyen bir Türk Sanat Müziği eserindeki inceliğe ve naifliğe bakın, bir de buna...

Peki evlenmeyi düşünüyor musunuz?
Tabii ki düşünüyorum. Ancak evlilik fikriyle ilgili kişisel bir problem yaşıyorum. Yaptığım işle ilgili biraz serbest, biraz özel anlarım olsun istiyorum; o şarkıları yazan, o şarkıları yaşayan adamın bir duruşu olsun istiyorum. Yani günlerce stüdyoya kapanabiliyorum. Bir hafta ya da 10 gün hiç kimseyle muhatap olmadan bir yaşam sürebiliyorum. Bu yüzden de özel bir ilişkide bunlar sıkıntı yaratabilir. Sanat dünyasındaki evliliklerini yürüten kişileri tebrik ediyorum. Ancak sanatsal olgunluk döneminden sonra evlenebileceğimi düşünüyorum.

Son albümünüzden bahseder misiniz?
Albüm 21 tane türküden oluşuyor. Adı 'Orhan Ölmez Türkü'. Bestelerin beş tanesi bana ait. Albümde anonim türküler de var. Her bölgeye ve her yöreye bir şekilde dokunalım istedim. Ayrıca albümde bir enstrümantal beste var. Zülfü Livaneli'den, Muharrem Ertaş'tan eserler var. Trakya'dan Azerbaycan'a, Akdeniz'den Karadeniz'e kadar her bölgeden en az bir türkü olsun diye uğraştık.

TÜRKÜLERE YAPILAN POSTMODERN DARBE

Türküler, hak ettikleri değeri görüyorlar mı?
Kendi müziğimize 10-15 yıldır postmodern darbe uyguluyoruz. Artık herkes; kendi müziğimize ve kültürümüze bir tür postmodern darbe uygulandığını farkına varmalı. Toplumda; 'Sen türkü söyleme', 'Sen biraz tarzını değiştir' gibi bir algı oluştu. Kendi müziğimize yapılanlara kızıyorum ve üzülüyorum. Böyle yaptığımız için yeni nesillere kültürümüzü unutturuyoruz. Son dönemde kendi kültürümüze burun kıvrıldığını görmek beni kahrediyor. Kendi müziğimizin, kültürümüzün biraz yerini bilelim. Son albümümün kapağındaki, savaşa girer gibi kapüşonlu kahraman adam betimlemesi biraz da buna gönderme yapmak içindi.

BESTEMİ ALAN KİŞİ PARA VERİNCE ÇOK ŞAŞIRDIM
Müzikte var olmak için nasıl bir yol izlediniz?
Konservatuvar yıllarında bir müzik grubu kurmuştuk. Orada yaptığım besteler yıllar içerisinde olgunlaştı. Konservatuvar sürecinde notalar ve sözler yazdım. Yaptığım besteleri, önce yakın arkadaşlarıma dinlettim. Daha sonra bestelerimin İzmir'deki mekanlarda ilgi gördüğüne şahit oldum. Bu durum hoşuma gidiyordu ama utanıyordum. O dönem İstanbul piyasasında albüm yapan bazı arkadaşlar beni buldular. Profesyonel anlamda bir albümde kullanılmak üzere benim bestemi isteyip "Orhan Bey sizin şu parçanızı okumak istiyoruz, ne yapmamız lazım?" diye sordular. Üstüne para vereceğimi zannediyordum. Para alınıyor olmasına çok şaşırmıştım.

2003'TE ALBÜMÜM ÇIKTI
Bestelerinizi başkalarına verirken para almanız gerektiğini nasıl öğrendiniz?
İstanbul'da bu işi bilenlerle konuştum. Onlar da "Orhan'cım bak bu işlerin piyasası şöyle, bu işler böyledir, İstanbul'da müzik böyle olur" dediler. Ondan sonra Özcan Deniz'in okuduğu 'Dön Desem' patladı. Sahnelerde Reyhan Karaca, Özcan Deniz, Hüseyin Turan gibi sanatçılara eşlik ettim ve orkestralarda çalmaya başladım. Ondan sonra 2003 yılında 'Su Misali' albümümü çıkardım. Biraz iddiasız bir yol aldı. Çünkü o sırada hayatımın 180 derece değişeceği fikri benim için çok uzak bir fikirdi.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.