X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Paris Moda Haftası'nda Türkler ön sıralardaydı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Paris Moda Haftası'nda Türkler ön sıralardaydı

  • Giriş Tarihi: 3.10.2014

Biraz moda haftası, biraz Parizyen lezzetler, biraz da eğlence için Paris ideal. Şehrin şıklığına ayak uydurmak istiyorsanız ilk önce Marais'deki minik butikleri ziyaret etmelisiniz; Şanzelize'nin dev mağazalarını sevmeyenler burada tur atıyor. Rue Pavee isimli caddenin üzerindeki minik brasserie'lerde soluklanıp alışverişte harcanan kalorilerin yerini doldurabilirsiniz. Özellikle L'eclair de Genie isimli mekanın önündeki kuyruğu görünce gözlerinize inanamayacaksınız. Mekana girip hemen kendinize bir çikolatalı ekler alın. Turistten arınmış, daha çok şehrin gerçek sahiplerinin dolandığı bu sokakların en keyifli restoranı ise La Perla isimli Meksikalı. Semtten ayrılmak istemiyorsanız akşam yemeğinizi Chez Moustache'da yiyebilirsiniz. Cool mekan arayışındakiler, bu tavsiyem sizin için. Paris Moda Haftası'nda birçok derginin genel yayın yönetmeni ve İstanbul'daki hatrı sayılı müşteriler en ön sırada; Elie Saab, Chanel, Givenchy, Louis Vuitton şovları bizim Türkler tarafından fethedilmiş bile... Benim gittiğim Elie Saab defilesi, yaşanan olumsuzluklar yüzünden eleştiri bombardımanına tutulan İstanbul Moda Haftası'nı aratmıyordu. 40 dakika rötarla başlayan Elie Saab şovunda, 'Orası senin yerin değil, benim yerim' krizi ve defile alanının sıcaklığı oldukça şaşırttı beni. Unutmadan; defile alanının uzaklığı ve taşlıtopraklı yol da "Ah benim canım İstanbul'um, şimdi kıymetini anladım" dememe sebep oldu. 'Bizden önde iş yapıyorlar' denilen Paris Moda Haftası'ndaki ufak tecrübemden sonra İstanbul'u bağrıma basarım, bilin a dostlar!

TAKSİ DE 3 EURO'LUK FARK
Defileden sonra L'avenue isimli restorana varmak için taksiye atlıyoruz; bir önde, üç arkada olmak üzere toplam dört kişiyiz. Taksimetrede yazan 15 Euro ama biz 18 Euro ödüyoruz! Paris taksilerinde şoförün yanına oturan yolcu bu farkı ödüyormuş. Birden bizim İstanbullu taksicilere aklım gidiyor; tıka basa beş kişi bindiğimizi, kucak kucağa saatlerce mesafe gittiğimizi bilirim. Ah benim canım İstanbul'um!

HERMES KONUŞULUYOR
Paris'in en gözde mekanlarından birinde otururken yan masadakilere kulak veriyorum; "Philippe'i bul, o sana aradığın çantayı bulur" diyorlar... Philippe St. Honore, Hermes'deki kilit adammış; kadınların işini kolaylaştırıp aradıklarını bulmaya yardımcı oluyormuş. Her gün Hermes'e gidip Birkin ve Kelly modellerini bulmanın derdinde olan cebi şişkin, tarzından ödün vermeyen ve 6 bin Euro ödemeye hazır kadınları şaşkınlıkla dinliyorum. Kadınlar; 32'lik ile 28'lik arasında kalmış, yani çantanın büyüklüğünün kaç santimetre olacağı konusunda kararsızlar. Çünkü kafanıza göre gidip 'Şu rengi istiyorum' ya da 'Şu modeli istiyorum' diyemiyorsunuz. O gün girdiğiniz sırada şansınız yaver giderse, güzel bir renk ve model alıyorsunuz. Tamamen şans! Sonra yine aklım İstanbul gündemine gidiyor... Bu imkansızlıktan mı, yoksa fiyatından mı bilinmez; Kapalıçarşı'da randevuyla gidilen sahte Hermes satan mağaza, zenginler arasında popüleritesini artırıyor. Ee sosyetik kadınlar da haklı; üç tane orijinal çantası var, servet yatırmış... Hermes'in kaprisiyle uğraşamıyor, birebir çakmasını araya sıkıştırıyor; ne de olsa kimse ondan o çakma hareketi beklemez. Paris'e çanta almaya giden kadınların dertli sohbeti kulağınıza küpe olsun.

TRENLE 2 SAATTE LONDRA
Paris notlarımı keyifle sizlerle paylaştıktan sonra bavulu Parizyen kıyafetlerle doldurup kapatıyorum ve tren garına doğru yol alıyorum. Eurostar biletlerimizi 260 liraya aldık. Tek yapmamız gereken, şu an bu satırları yazdığım iki saatlik serüveni tamamlamak. Pazar günkü köşemde size bu trenle gittiğim Londra'da yaşadıklarımı paylaşacağım; hazır olun...

ÖĞLEYEMEĞİNDE L'AVENUE!
L'avenue'da kimi ararsan var; Kim Kardashian- Kanye West çiftinden Cara De Levigne'ye kadar... Bir masaya oturuyoruz; mönü bir yerden tanıdık geliyor, sanki bu lezzetleri önceden yemiştik. Bir gece önce gititğimiz Hotel Costes'in mönüsünün aynısı! İkisi de kardeş mekanlar, konseptler farklı ama mönü aynı. Düşünsenize bizde iki farklı restoranın aynı mönüye sahip olduğunu; topa tutarız yahu, eleştiri bombardımanı ile mekanı batırırız, 'Şef hiç mi yaratıcı olamamış' der dururuz. Neyse ortam güzel; etek giyen erkeklerden uzaylı kıyafeti ile gezen moda ikonlarına kadar pek çok insan var.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.