X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Keşke Yeşilçam zamanında oyuncu olsaydım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Keşke Yeşilçam zamanında oyuncu olsaydım

  • Giriş Tarihi: 16.1.2015
Keşke Yeşilçam zamanında oyuncu olsaydım
Keşke Yeşilçam zamanında oyuncu olsaydım

Son dönemin başarılı oyuncularından Necip Memili, ATV'nin yeni dizisi 'Bedel' ile izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor

'Yaprak Dökümü', 'Dila Hanım', 'Hanımın Çiftliği' ve 'Yalan Dünya' gibi dizilerden tanıdığımız başarılı oyuncu Necip Memili ile oyunculuğu ve projelerini konuştuk

İnternet'teki bazı izleyiciler sizin için, "Oyuncu olmak için doğmuş" yorumu yapmış. Oyunculuk çocukluk hayaliniz miydi?
Her çocuk taklitler yapar, ama benim sorunum bunun çok fazla olmasıydı. Çok yaramaz bir çocuktum. Ailem, "Bundan hiçbir şey olmayacak, bari meslek lisesine gönderelim" dediği için elektrik bölümünde okudum. Ama yerimde duramadığımı gören bazı insanların yönlendirmesiyle 'ehlileşmek için' oyunculuğa yöneldim. Konservatuara girmek için de iki üç yıl hazırlandım.

Bazı röportajlarınızda yaramazlığınızdan ötürü kafanızda bir sürü yara olduğundan bahsetmişsiniz. Hâlâ öyle hareketli misiniz?
Bununla ilgili ilginç bir anım var. Çocukken babaannemin kırmızı önlüğünü Superman pelerini yapıp yüksekten atlamıştım. Yere çakıldığımda burnum kırıldı. Yer kan gölüne döndü. Herkes ağlıyor, ben kıkır kıkır gülüyordum. Şimdi fiziksel olarak ve aklen büyüdüm, ama ruhum hâlâ çocuk.

Şu ana dek en keyif alarak oynadığınız rol hangisiydi?
Galiba 'Hanımın Çiftliği'ndeki Zaloğlu Rüstem'di. Çünkü eser bir Adanalı'ya, Orhan Kemal'e aitti; bir Adanalı olarak Adanalı birini oynuyordum. Gerçi romandaki karakter 1.50 cm boyunda bir adamdır, ben 1.86 cm olduğum için olur mu olmaz mı diye tereddüt ettim ama iyi tepkiler aldım.

Orada yöresel ağzı çok başarılı kullanmıştınız...
Yöresel ağızları kullanmayı seviyorum. Ben normal hayatta Adana ağzıyla konuşmuyorum ama onunla büyüdüm. Gelenekleri yaşatmamız gerektiğini düşünüyorum. Doğaçlama da tiyatro tarihimizin geleneklerinden biridir, onu da yaşatmayı seviyorum.

Üniversiteden sonra, geç sayılabilecek bir yaşta Adana'dan İstanbul'a geldiniz. Buraya geldiğinizde dikkatinizi çeken ilk şey ne olmuştu?
Hız... "Beni İstiklâl Caddesi'ne götürün" demiştim. Baktım, insanlar oradan oraya koşturuyor. İlk söylediğim şu oldu: "Hayırdır?" Bu kadar hızdan hoşlanmıyorum. Şimdi de sette hızlı ve yoğun zamanlar geçiriyoruz. Yaşamımızın tadını çıkarabilmek için biraz durmak gerekiyor.

'KAR' KEŞKE FİLM OLSA

Çok oyuncu var, ama aralarından bazıları sıyrılabiliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Çok oyuncu var; ama ne kadar çok, o kadar az. Ustalardan hikâyeler dinliyorum, Yeşilçam'da bir oyuncunun alternatifi olmadığı için bir yılda pek çok film çekerdi. Güzel hikâyeler çıkıyordu. Ben de anı biriktirmeyi seviyorum; o yüzden keşke Yeşilçam zamanlarında oyuncu olsaydım dediğim oluyor.

Bir gün oynamak istediğiniz ya da bir eserden uyarlansa oynarım dediğiniz bir rol var mı?
Hiç düşünmemiştim. Ama Orhan Pamuk'un Kar romanı çekilsin isterim. Orada bir Necip vardı, belki adaş olduğumuz için çok etkilenmiştim. Onu oynamak isterim. Yine Fang Ailesi çekilse, orada da babayı ya da oğlunu canlandırmak isterim.

Birçok dizide yer aldınız. Setlerde çok yoğun çalışılma sından şikâyetçi misiniz?
Altı gün, günde 14 saatten fazla çalışılıyor. Diziden kazandığı parayı yazın hastaneye yatıran birçok oyuncu tanıyorum.

SARILMALARI ÇOK KEYİFLİ


Sokakta size hiç tanımadığınız insanlar sarılıyor. O sizi tanıyor, ama siz hiç bilmediğiniz birine sarılır durumda buluyorsunuz kendinizi. Bu çok ilginç değil mi sizce?
Ben kendimi sabah dükkânının kepengini açıp akşam kapatan bir adam gibi gördüğüm, işimi yapıp çıktığım için bir şöhret algısı yok bende. Gelip sarılmaları elbette çok keyifli, ama bazen şaşırıyorum. Hayatın içinde olmayı seviyorum; otobüse, vapura biniyorum. Ama buna bile şaşırıyorlar. Geçen gün bir teyze, "Utanmıyor musun?" dedi. "Niye utanayım?" diye yanıt verdim. "O kadar kazanıyorsun, minibüse biniyorsun. Kendi otomobiline binsene." dedi. "Aracım yok ki!" diye yanıtladım onu. "O zaman al." dedi bu kez de. Böyle komik şeyler yaşıyorum, ama hoşuma gidiyor, bir hikâye oluyor işte.

BENCE EN İYİ YAPTIĞIM İŞ DUBLAJ!


Hobileriniz var mı?
Perküsyon çalıyorum, bir ara klarnet çalmaya çabaladım. Enstrümanda ilerlemek istiyorum. Yemek yapmayı da çok seviyorum. Şimdilerde dayatıldığı için bunca zaman öğrenmeye direndiğim İngilizceyi de öğrenmeye çalışacağım. Sevdiğim şeylerden biri de seslendirme yapmak. Dublaj, dünyada en iyi yaptığımız tek şey. Ben de seslendirmeye tesadüfen başladım, ama severek yapıyorum.

Bundan sonra sizi hangi oyunlarda, filmlerde göreceğiz?
ATV'de başlayacak 'Bedel' adlı dizide yer alacağım. Bir de Fildişi Sahilleri'nden bir yazarın işçilerin uğradığı zulümden bahsettiği 'Bira Fabrikası' adlı çok etkileyici bir oyununun provalarına başladık. Mart'ta Kadıköy Moda Sahnesi'nde olacak.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.