X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Amerika'ya sınırlarımı zorlamak için gittim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Amerika'ya sınırlarımı zorlamak için gittim

  • Giriş Tarihi: 5.7.2015
Amerika'ya sınırlarımı zorlamak için gittim
Amerika'ya sınırlarımı zorlamak için gittim

Ünlü oyuncu Fadik Sevin Atasoy ile beş yıldır yaşadığı Los Angeles'ta bir araya geldik. Kendisini dünya vatandaşı olarak gördüğünü söyleyen Atasoy, Amerika'da oynadığı 'Muse 90401' adlı tek kişilik oyununu, Los Angeles'taki günlerini ve hayallerini anlattı

Sizi Amerika'ya getiren sebep neydi?
Ben buraya sinema elçisi olarak geldim. Ülkemizin sinemasının yapması gerekenleri rapor olarak hazırladım ve teslim ettim. Görevimi bitirdikten sonra özel yetenek statüsünden bana gri kart çıkınca burada yaşamaya karar verdim ve Kırmızı Bavul adlı yapım şirketimi kurdum. Bir tiyatro oyunu hazırlayınca işim buraya taşınmış oldu. Sinema endüstrinin kalbinin attığı yer burası olduğu için iki ülke arasında gidip geliyorum. Bizim işimizle ilgili direkt ulaşmak istediğimiz insanlar açısından burası en doğru adres. Menajerim de Amerikalı.

Amerika'da oynadığınız 'Muse 90401'adlı oyundan bahseder misiniz?
Dünya tarihinde ilk defa bir Türk kadın oyuncu, kendi yazdığı İngilizce metinle Amerika'da tiyatro sahnesine çıkmış oldu. Bu benim için ağır bir sorumluluktu. İlk kapıyı açan siz oluyorsunuz. Orada başarısız bir performansla bütün her şeyi silebilirsiniz. Oyunun başarılı geçmesi benim için gurur kaynağı oldu. 'Muse 90401'; tarihten üç kadının Mona Lisa, Kleopatra ve Anna Karanina ile bir de bunlara ilham perisi olarak sanat gezegeninden gönderilmiş bir kızın hikayesi. Karakterlerin evrensel boyutta, herkesin çok rahat tanıdığı insanlar olması önemliydi. Oyunu Arap, İngiliz, Rus ve İtalyan aksanıyla oynuyorum. Gösteri bir saat sürüyor. Kostüm değiştirmek için sahnenin arkasına bile gitmiyorum. Bu oyun aslında 10 senelik bir çalışmanın ürünü. 17 kişilik bir ekiple çalışıyoruz. Bizi izlemeye Altın Küre başkanı da geldi ve "Dahice yazılmış bir eser" dedi. Ben geleneksel mehdah türünü bu oyunda uyguluyorum, izleyicilere bu da çok ilginç geliyor.

KOLEKSİYONUM ÇIKACAK

Amerika'da tiyatronun dışında oyunculukla ilgili neler yapıyorsunuz?
Amerikalı bir menajerle anlaştım. Şimdi o görüşmelere başladı. Tiyatro o kadar vaktimi alıyor ki; ama açıkçası tiyatro benim için çok önemli. Dizide oynamaktansa kendime ait markalaşmış bir ürünle, istediğin yerde oynamak kadar mutluluk verici bir şey yok.

Angelina Jolie ile de tanışmıştınız. Neler konuştunuz, biraz anlatır mısınız?
Kendisinin çektiği filmin özel gösteriminde, bir yemek davetinde bir araya geldik. İyi niyet elçisi olarak Suriye sınırına yaptığı ziyaretini, kadın olmayı ve oyunculuğu konuştuk. Çok mütevazı bir kadın. Oyunuma da davet ettim, inşallah gelir.

Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye'den birçok dizi teklifi aldım. Bana çok cazip gelecek, aklımı alacak bir proje olursa, tabii ki gelirim. Ama Amerika'da yaptıklarımdan daha cazip bir şey görmüyorum.

Türkiye'deki dizileri takip ediyor musunuz?
Açıkçası çok fazla takip edemiyorum. Amerika'da başka bir endüstrinin içinde oluyorsunuz.

Moda ile de ilgilendiğinizi ve sürprizlerinizin olduğunu duydum, doğru mu?
Moda ile ilgili olarak Amerika'da ünlü bir tekstil firması ile bir toplantı yaptım. Benimle bir koleksiyon yapmak istediklerine dair bir talepte bulundular. Kendi seçtiğim parçalarla ve tasarımcılarla; hem Amerika'da, hem de Ortadoğu pazarında koleksiyonum satışa çıkacak. Koleksiyonumun da bir hikayesi olacak. Yani oyunculuk, yazarlık, tekstil hepsi bir arada devam edecek.

'Fadik'le Kırmızı Bavulum' adlı kitabınızın film olacağı da doğru mu?
Evet. Kitap İngilizce'ye çevriliyor. Ondan sonra film yapmayı düşünüyorum. Ortak çalıştığım bir senaryo grubu var, onlarla birlikte çalışacağım.

Türk sineması ile Hollywood'u kıyaslayabilir misiniz?
Amerika'da sinema, endüstri olmuş. Biz daha sektör halindeyiz. Bizdeki mimari zenginliğe Amerikalılar yetişemezler ama onların da en eski kültürleri sinema. Biz onlarla ortak filmler yapabiliriz. Türkiye artık küreselleşen dünyayı takip eder bir halde, yapılan işler uluslararası boyutta. Sinema sektöründe de önümüz açık.

Amerika'da sizi neler şaşırtırıyor?
Amerika'ya ilk geldiğim yıllarda yolda yürürken, hiç tanımadığım birilerinin gelip 'Üzerindeki kazak ne kadar yakışmış sana' ya da 'Saçların ne güzel' diye iltifat etmelerine çok şaşırmıştım. Amerika'da beğenilen bir şeyin takdir edildiği bir yaşam biçimi var. İnsanın güne takdir edilerek başlaması onu çok cesaretlendirici bir şey. Büyük düşünmenin, büyük hayaller kurmanın normal olduğu bir kültürel yapı var burada. Pozitif düşünce anlayışı hakim. Sıkıntını ve derdini mümkün olduğunca dile getirmiyorsun, çünkü kendi derdinle başkasını dertlendirmemeye yönelik bir anlayış var.

ATASOY'LA LOS ANGELES'TA BİR GÜN

Yapı Kredi Play yarışmasına katılarak Fadik Sevin Atasoy ile Los Angeles'ta bir gün geçirme şansını yakalayan Sibel Sınırca; Atasoy hakkında merak ettiklerini kendisine yüz yüze sorma fırsatı yakaladı...

Los Angeles ne ifade ediyor sizin için?
Buranın sineması ve oyuncuları meşhur. Sinemanın kalbinin attığı yer.

Babalar Günü'nde anlattığınız bir anınız vardı; beni çok etkilemişti. Bir kez daha anlatır mısınız?
Kaşıkçı Elması'yla ilgili babamın bana yaptığı bir şaka. Topkapı Sarayı'na gittiğimizde "Elması çaldık, kaçıyoruz" demişti. Ben de inanmıştım ve bayağı macera yaşamıştım. Kitabımda da bunu anlattım. 'Dünyadaki en kıymetli mücevher kalbimizdir' demiştim.

Kırmızı bavulun hikayesini bilmeyenler için yeniden anlatır mısınız?
Kırmızı bavul aslında bir metafor. İnsanı yola çıkaran bir güç. Ben o bütün gücü kırmızı bavul üzerinden yaşıyorum. Bavul artık fenomen oldu. 'Tutkunun, arzunun peşinden koş' demek. Ben de öyle yaptım. Buraya gelene kadar tek bavulla yaşadım. Kendimi hafiflettim, önce Berlin, İskoçya, İtalya derken, Los Angeles'a geldim. Okuyan herkes kitaba kendi ismini koyabilir.

Türkiye'de neleri özlüyorsunuz?
Çok özlemiyorum aslında. Özleseydim orada olurdum. Çok da sık gelip gidiyorum aslında ama yemekleri ve annemi özlüyorum. Arkadaşlarımın çoğu buraya geldi. Los Angeles muhtarı gibi oldum.

En sevdiğiniz yemek hangisi?
Kuru fasulye, pilav.

Oyuncu olmak isteyen gençlere ne önerirsiniz?
Shakespeare'in sözünü hatırlatırım; oyuncu iyi niyetli olsun, kötü oynasa da affedilir. Bence her şeyden önce bir şey olmak kısmının en önemli sırrı; iyi insan olmak. Bunun için yapılması gerekenleri insan önce kendisine sormalı. İyi insan olduğun zaman istersen oyuncu, istersen doktor ol; o ışığı her yere taşıyabiliyorsun. Bu noktada sorulacak ilk soru da; 'Ben kimim ve ne yapsam özgürleşirim?'

BURASI BENİ BÜYÜTTÜ BAKIŞ AÇIMI GENİŞLETTİ

Amerika'nın negatif yönleri neler?
Yalnızlık. Biz Türkler çok dokunmatik insanlarız. Arkadaşımızı görürüz, sarılırız. Burada mesela küçük çocuklara dokunamıyorsun, yasak! Korku çok yerleşmiş buraya. Bizdeki sıcaklık, yakınlık yok. Amerika'da kendinle vakit geçirmeyi bilmiyorsan çok yalnız kalabilirsin.

Bundan böyle hayatınızın bir kısmı Türkiye'de, bir kısmı da Amerika'da mı olacak?
Evet. Ben artık iki ülke arasında yaşıyor gibi görüyorum kendimi.

Amerika sizi değiştirdi mi peki?
Evet, beni büyüttü, bakış açımı daha da genişletti. Dünyaya başka bir yerden bakmaya başladım. Göldeki balık kendini okyanusta zannedermiş ya... Okyanusa açılınca büyüttüğüm şeylerin aslında küçücük göller olduğunu gördüm. Çok daha geniş, bambaşka bir dünya var. Bunu sadece Amerika değil, yaptığım tüm seyahatler öğretti bana. Küresel vatandaş oldum ben; dünya vatandaşıyım.

Türk yemeklerini özlediğinizde neler yapıyorsunuz?
Annemden bütün tarifleri aldım, onları yapmaya çalışıyorum. Türkiye'ye son gelişimde oradan yaklaşık 10 çeşit baharat getirdim. Gümrükte beni durduracaklar diye çok korktum. Bizim baharatlar şahane. En çok baharatları özlüyorum.

Evlenmeyi düşünüyor musunuz?
Şu anda mutlu bir beraberliğim var, bunlar nasip işi. Planlayınca olmuyor. İnşallah. Erkek arkadaşım yabancı, Türkçe öğreniyor şu an. "Sen benimle anadilimde konuşuyorsun, benim de seninle anadilinde konuşmam lazım" diyor. Türkiye'ye geleceğiz birlikte.

LOS ANGELES SAĞLIKLI YAŞAM KAMPI GİBİ

Yaşadığınız Los Angeles şehrini anlatır mısınız?
Los Angeles çok sağlıklı bir yaşam üzerine kurulu bir şehir. Herkes sabah 06.00'da kalkıyor, koşuyor, paten kayıyor, sporun her dalıyla ilgililer. Ben de onların arasına karıştım. Haftada iki defa paten kayıyorum, kumsalda yoga yapıyorum. Gece 02.00'de burada hayat bitiyor. Los Angelas, sağlıklı yaşam kampı gibi. Türkiye'de yemekleri yiyip buraya gelip spor yapıyorum.

OYUNUMU LONDRA'YA GÖTÜRÜYORUM

Türk olduğunuzu duyduklarında size nasıl bir tepki veriyorlar?
Şaşırıyorlar. Oyunda farklı kültürlerin olmasıyla herkes kendinden bir parça bulabiliyor. Bana Türk olmamdan öte uluslararası bir oyuncu, dünya vatandaşı olarak bakıyorlar. Oyunculuğumda kendi kimliğim daha ön planda oluyor. İngilizce oyun yazmak, dört farklı aksanla konuşup şarkı söylemek; sınırlarımı zorlayan şeyler. Ama ben sınırlarımı zorlamak için Amerika'ya geldim ve iyi ki de gelmişim. San Diego'dan, New York'tan teklif aldım. Oyunumu şimdi de Londra'ya götüreceğim. Yeni tiyatro sezonunda oyunumu Los Angeles, San Diego ve New York'tan sonra Avrupa'ya da taşımak istiyorum. Cem Yılmaz, Amerika'ya geldiğinde "Mutlaka bu oyununu Türkiye'de gösterime sokmalısın" demişti. Tabii ki ülkemde de oynamak isterim ama önce Türkçe'ye çevirmem gerekiyor.

İSTANBUL, NEW YORK'UN BAHARATLI OLANI

Yabancı arkadaşlarınızla neler yapıyorsunuz?
Ben çok sosyal bir insanım. Dünyanın neresine gidersem gideyim, arkadaş buluyorum. Yaşadığım binada komşularım var, hastalansam çorba getiriyorlar. Türkiye'deki özlediğim komşuluk ilişkilerini de buraya taşıdım. Koreli, Bulgar, Amerikalı arkadaşlarım var. İstanbul çok cazip geliyor tüm yabancı arkadaşlarıma. Biz Avrupalı değiliz, Ortadoğulu da değiliz. Arkadaşlarıma İstanbul'u anlatırken "New York'un oryantal, baharatlı olanı" diyorum. Müthiş bir tarihimiz var, tarihimize şaşkınlıkla bakıyorlar. Kültürümüze hayranlar. Çok gurur duyulacak bir coğrafyada yaşıyoruz.