X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Yarışmalara karşıyım'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Yarışmalara karşıyım'

  • Giriş Tarihi: 20.9.2015
'Yarışmalara karşıyım'
'Yarışmalara karşıyım'

Her gün her yere konuşan magazinsel isimlerden ziyade, herkesin tanıdığı ve kemik bir kitlesi olan isimlerle bulaşmak benim için daha anlamlı. İşte onlardan biri daha… Zeynep'i, çıkış yaptığı 90'lı yıllarda İbrahim Erkal'ın sözlerini yazdığı "Mehmedim" şarkısı ile tanımıştık. Tabii o albüm, daha doğrusu kaset milyonlar satmıştı. Şarkı kalplere öyle dokundu ki; kendisini, gazi ve şehit aileleri evlerinin kız çocuğu olarak kabul etti. Bu, karşılıklı bir bağdı ve kendisi de o aileleri hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Vefalıydı… Hatta uzuvlarını kaybetmiş bir gazimizin ricasıyla "Mayın" şarkısını besteleyip, seslendirmişti… Hem enstrüman, hem de şan bölümleri olmak üzere iki konservatuvar bitirmişti ama popüler kültürün parçası olmayı reddedip, daha çok kalplere dokunmak istedi ve öyle de oldu. Sohbetimiz keyifli ve sahiciydi, umarım okurken hissedebilirsiniz…

Bodrum'a yerleşmişsiniz… Hayırdır, neden kaçtınız İstanbul'dan?

Aslında çok keyifli değilim ama nefes alıyorum ve işlerimi halletmeye çalışıyorum. Bodrum'a yabancılık hissetmiyorum, çünkü orada büyüdüm. Çocukluğumdan beri hep bohem bir geçmişim oldu. İstanbul'un kalabalığı da İstanbul'u yoruyor ve İstanbul'u çok yorgun görüyorum bu aralar… Haliyle bizleri de yormaya başlamıştı İstanbul, o yüzden de sade ve bohem bir hayatı tercih ettim. Ben tipik bir amazon kadınıyım ve şeffaflığı çok seviyorum.

Müzik sektörü mü yordu sizi, nedir bu bohemlik?

Sektör değil, bu benim karakterim. Ben yolculuk esnasında bir yerde mola verdiğimizde bile terliklerimi çıkarım çimenlere basmak isterim. Çünkü doğayla bir arada olmayı ve Rabbimin bize sunduğu tüm nimetlerden nemalanmayı çok seviyorum.

Bodrum'da olmak, işinizin merkezinden uzaklaşmanız anlamına da gelir…

Sadece bir uçak mesafesi var. "Zeynep, sen nerelerdesin, uzun zamandır yoksun?" deniliyor, aslından her zaman vardım ama ben boyutumu ve maneviyatımı başka yerlerde tamamlayıp, kendini mutlu eden bir insanım.

Tamam da bu camiada görünmek, piyasa yapmak, göz önünde olmak ve bunları yaparsam daha çok talep görürüm, daha çok konser alırım demediniz mi?

Asla, hiçbir zaman böyle bir kaygım olmadı. Babam Mustafa Kemal Türkeş de şöhretliydi, futbolcuydu ve şöhreti babamla tanıdım. Yüreğin asaleti ayrı bir şeydir, dolayısıyla ben bazı şeyleri sonradan görmedim. Evet, şöhretin bedelinin ağır olduğu noktalar olmuştur ama ben 18-19 yaşlarımda ilk albümümü yaptım ve milyonlar sattı. Şöhreti çok uçlarda yaşadım ama hiçbir zaman üstün görmedim kendimi. Hepimizin gideceği yer belli. İlk albüm zamanında konservatuvar eğitimim devam ediyordu. Sahnem sabah 4'te de bitseydi, sabah okulda oluyordum. Hem enstrüman, hem şan olmak üzere iki bölüm bitirdim ve artık müzik üzerine öğretmenlik de yapmak istiyorum.

Madem sektör o kadar uzak değil, müzik çalışmaları ne durumda?

Ekim ayının başında Münih ve Dortmund konserlerim var. Ayrıca ekibimle beraber bir single projesini hazırlamaya çalışıyoruz, tüm digital platformlarda yer alacak. O yüzden İstanbul'a geldim. Hepimizin bildiğim bir 'ölüm' gerçeği var ve 'Mehmedim, Mayın' gibi bu güne kadar hep toplumsal mesajları olan şarkılar hazırladım. Türk halkı da hep benden bunu bekledi. Yüzlerce albümde çıkarsam "Mehmedim"in yerini tutamaz. Tabi ki, her zaman bunun onur ve gururunu yaşadım.

'Mehmedim' şarkısı tüm asker aileleri için marş gibi… Şarkınızın sizden de popüler olduğu zamanları hatırlıyorum…

Mehmedim Zeynep olarak anılabilmek bence çok önemli bir misyon. Ohal Bölgesi'nde de moral konserleri verdim. Korkusuzca, cesurca, bir savaşçı olarak gittim aslında. Mesela an geldi, elimde koskocaman Türk Bayrağı ile Hakkâri'de halk meydanında hedef bile alındım ve beni oradan kimse indiremedi. Tabii sadece şehit aileleri değil, halkımızın tamamı beni çok enteresan bir rafa koydu. "Ah Zeynep geçiyor…", "O, Mehmedim Zeynep değil mi?" diyor herkes. Benim idolüm hep Barış Manço'ydu; çünkü o, 7'den 77'ye hep iç içe yaşayan bir sanatçıydı ve ben ondan çok örnekler aldım. Barış Manço'yu kaybettiğimde çocukluğumu, Kayahan'ı kaybettiğimizde gençliğimi kaybettiğimi hissettim.

Nişanlınız askerken şehit olmuş. Askerlere ve asker ailelerine olan yakınlığınız buradan geliyormuş. Bu doğru mu sahiden?

Hayır, bu yıllardım konuşulan bir şey ama spekülasyondan başka bir şey değil. Hiçbir doğruluk payı yok. İbrahim Erkal'ın yazdığı 'Mehmedim' şarkısı öyle enteresan bir zaman diliminde çıktı ki, duygularımızı halkla birlikte aşkla yaşadık. Sevgiyi sevmeyi seviyorum.

Şehit ailelerine yakın olmak, hep kalbe dokunun şarkılar yapmak… Bunlar sizin ruh halinizi etkilemedi mi?

Bana gelen mesajları okusan, oturur benimle ağlarsın. Ne ekersen, onu biçiyorsun. Allah, bana sabrını vermiş ve hep şükrediyorum. Bazen hayatımda olan her şeye yetemediğim için üzüldüğüm zamanlar oluyor. Tabii ki, her şeyin bedeli var bu hayatta. O insanlar beni öyle pamuklara sarıp sarmalamışlar ki, bunu her defasında görmek ve her şehit anasının-babasının dualarında yer alabilmek son derece güzel bir şey. Tek derdim, iyi bir insan olabilmek.

Son zamanlarda yine şehitler vermeye başladık. Bu ne hissettiriyor?

Canım acıyor; o çocuklarımız neden ölüyor anlamış değilim. Ateş düştüğü yeri yakıyor ama sadece ailelerin değil, bizimde evlatlarımız onlar ve artık bunun olmasını istemiyorum. Affedersin ama anıra anıra ağladığım oldu. Kim bilir ne hayalleri var, ne umutları var ama daha hayatlarının baharlarında ölüyorlar. Kalbimin sızladığını ve acı çektiğini hissediyorum. Asla tavizkar olmayacağım ve prensiplerimden, ilkelerimden asla vazgeçmeyeceğime ant içtim.

Sevilmeyi bir ihtiyaç gibi görüyorsunuz sanki… Niye böyle, yalnız mısınız?

Hayır, asla değilim ama bu beni çok mutlu ediyor. Çünkü insanlara dokunmak için var olduğuma inanıyorum. Onlara aitim ben, çünkü ben halkın malıyım. Bu kadar sevilmem Allah'ın bir lütfu bana, herkese nasip olmaz gerçekten. Ayrıca birikimimi gençlerle ve bu yola başlayacak olan kişilerle paylaşmayı da çok seviyorum. İnsanlar bence hayata dair paylaşımcı olmalı. Çok fazla benmerkezci olduklarından ya da ego yaptıklarında mutlaka darbe alacaklarını bilmeliler. Çünkü yalnız kalmaya mahkûmlar.

Kerim Tekin'in vefatı gibi yaşama dair olumsuz duygular da sizi daha içselleştirmiş olabilir mi?

Mutlaka, çünkü çok önemli bir kadim dostumu kaybettim ve her 27 Haziran'da mezarının başına gidip duamı eder, mezar taşlarını ovalaya ovalaya temizlerim, çiçeklerimi ekerim. O da çok sevgi insanıydı, her günümüz, her anımız birdi ve onu kaybetmek beni depresyona itti tabii ki.

Yakın zamanda rahatsızlığını öğrendiğimiz Naşide Göktürk'ü de hastane de yalnız bırakmamışsınız…

Hayatında önemli bir yer kaplıyorsa o insan, yalnız bırakamazsın. Son nefesime kadar, Naşide'm ile her şeye varım. Bunu kendisine de söyledim, o da beni her zaman "sarışın küçük kız çocuğum" diye anar. Onun hayatında da farklı bir yanım olduğunu bilirim. Kalemiyle, ustalığıyla, o bizim için çok önemli bir değer.

Siz kalplere dokundunuz ama şimdilerde daha pop işler yapılıyor. Bir anda parlayan ve yok olan isimlerle dolu bir camia oldu…

Mesela ses yarışması programlarına karşıyım. Çünkü o çocukların umutlarıyla oynanıyor. Bende bir gün sanatçı olabilecek miyim diye düşünürdüm. Onların umutlarını içimde bildiğim için bazılarının hayalleriyle oynandığını görüyorum. Bir anda tanınıyorlar, sonra kimse ellerinden tutmuyor.

Çünkü jüri koltuğunda oturanlar kendini şovunu yapma derdinde…

Maalesef. Benim gibi bir insan olsa, o çocuğu oradan alır mesela, ekibine koyar ya da elinden geleni yapmaya çalışır. Bunu yapmadıkları için durum 'ego'ya giriyor ama o çocukların hayalleri çok farklı.

Jüriler insanların hayalleriyle değil, kendi banka hesaplarındaki sıfırlarla ilgileniyor…

İşte ben hiçbir zaman sıfırlarla ilgilenmediğim için ben biraz daha maneviyat kadınıyım.

Sizin elinden tuttuğunuz isimler oldu mu?

Fettah Can'ı, Nezih Üçler'i Türkiye'ye kazandıran kadın benimdir ama ben bunları hiçbir zaman konuşma taraftarı olmadım.

Vefalıları var, vefasızları da var. Mesela Nezih vefalıdır ama Fettah Can'ın çıkıp "Beni, Sezen Aksu keşfetti." demesi vefasızlıktır. Hayranım olarak Bursa'dan gelmişti ve onun şarkılarının bir nebze de olsa önünü açmak için uğraşmıştım. An gelip jeepimi satıp, ona albüm yapmayı da düşündüm. Böyle büyük bir kalbimde var benim… Hatta ben saçımı süpürge etmişimdir, kendi öz kardeşim gözüyle bakmışımdır, ona notalarla bir şeyler empoze etmeye çalışan egosuz bir kadın olmuşumdur. Kendi kendine yetebilmek çok önemlidir; yetinebilmek ve yetebilmek. Bir anda bu değişimler bana hoş gelmiyor; ikiciye de, üçüncüye de affederim ama olmuyorsa kalbi müsait değildir. Yapacak bir şey yok.


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.