X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Cüneyt Arkın'ı nasıl öldüremedim?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Cüneyt Arkın'ı nasıl öldüremedim?

  • Giriş Tarihi: 29.11.2015
Cüneyt Arkın'ı nasıl öldüremedim?
Cüneyt Arkın'ı nasıl öldüremedim?

Fikret Kuşkan, yıllar sonra birlikte 'İki Başlı Dev' adlı filmde kamera karşısına geçtiği Cüneyt Arkın'la, 11 yaşındayken nasıl karşılaştığını Ot dergisine yazdı

"1976 yılı... 11 yaşındayım.
İstinye deresinde balık avlıyoruz... Mahalleden Ayı Polatkan, bize doğru bağırarak koşuyor: 'Cüneeeeeyt Aaaaarkıııın. Vallahi burada!
Cemil Bey'in ormanında film çekiyor oğlum.' Don atlet 15 çocuk dereden fırladığımız gibi 'Allah Allah' nidalarıyla ormana daldık, Cüneyt Arkın'a gittik, yapıştık! Tek amacımız vardı, o da Malkoçoğlu'ndan imzalı fotoğraf! 'Abi bi imza' diye yalvarırken, o, 'Tamam çocuklar, sakin olun. Susun!' der demez sustuk! Susmak ne kelime, aptala bağlamıştık! Aynı yüz, aynı vücut ama ses! Ses onun sesi değildi!
Konuşmaya devam ediyordu: 'Söz, çekimim bitsin, sessizce beklerseniz hepinize benden imzalı foto!' Başladık beklemeye.
Uzaktan da kesiyoruz onu..
Cüneyt Abi, sarışın ablayı belinden tutuyor, kendine doğru çekiyor, dudaklarına yapışıyor, öpüyor.
Gözümü bir açıyorum; herkes horul horul çimlerde uyuyor... O da ne! Etrafta ne set var, ne filmciler, ne de Malkoçoğlu...

KABUSUM OLDUN

... Yolda beyaz bir Mercedes belirdi. 75-76 model.
Viraja yaklaşıyor. Granit bir kayayı elime alıp gelişigüzel fırlatıyorum Mercedes'e.
Küçücük sandığım taş, arabanın ön camından girdi, sürücü hakimiyetini kaybetti, çınar ağacına daldı!
O an basıp kaçmak istedim ama içim içimi yiyor; acaba ölen kalan var mı diye. Arabanın şoför kapısı yavaşça açıldı, içinden kan revan bir halde Cüneyt Arkın çıktı! İstinye Devlet Hastanesi'nden ambulansın sesini duyduğumda evin önüne varmıştım.
Annem kıllandı tabii, yediğim b.ku çakozlamıştı sanki.
Tanıyordu o melek yüzlü şeytanını diye düşünürken kendimi bir ovanın ortasında don atlet buldum. Uzaktan bir atlı hızla yaklaşıyordu.
Yaklaşınca anladım; tozların ardındakinin Malkaçoğlu olduğunu. Kılıcını kılıfından çıkarıp 'Demek o sensin haaaa' diyerek bana doğru sallıyordu. 'Abi yemin ederim bir daha yapmayacağım. Senin olduğunu bilmiyordum' diye bağırarak sırılsıklam olmuş bir vaziyette yatakta buluyorum kendimi. Önüme baktım, malum... Tabii ki işemiştim!
Aradan 15 yıl geçiyor...
Sene 1990... 'İki Başlı Dev' diye filmde oynayacağım.
Başrolü Cüneyt Arkın'la paylaştığımı öğrendiğim an, istem dışı aşağıya bakıyorum!
Bende bu durum bir yara nerdeyse! Ne yapıp edip bu yaradan kurtulmalıyım.
Konservatuvardan yeni mezun olmuşum ve ilk başrolümü oynuyorum, hem de Cüneyt Arkın'la. Yani hayatımın travmasını yaratan adamla.
Kör, faşist bir işadamını ve aynı zamanda da babamı oynuyor Cüneyt Abi.
İlk dakikadan itibaren ağzından tek laf çıkmıyor.
Gelene gidene fırça kayıyor.
Sürekli sinirli ve sağ ayak mütemadiyen titremede. Diyorum; kesin o çocuğun ben olduğumu unutmuyor, hatırlıyor, intikamı kötü olacak.
Şunlar hakikaten yaşandı mesela... 'Günaydın' diyorum, 'O senin günaydının; ne biliyorsun, benimki karanlık' diyor. 'Çay-kahve?' diye soruyorum, 'Senden kahve mi istedik' diyor. 'Abi senaryoya birlikte bir baksak mı?' diyorum, 'İşine bak sen!' diyor.
Bir gün canıma tak etti, gittim soyunma odasına.
Cüneyt Abi koltuğunda oturmuş, sigarasını içiyor. Karşısına dikilip daldım mevzuya: 'Abi, sene 1976, sen altında beyaz Mercedes, Yeniköy yokuşundan çıkıyorsun.
Sonra birden kendini çınar ağacına önden dalmış buluyorsun.
Elinde bir taş, kan revan içindesin.' Malkoçoğlu ben anlattıkça gözleri yerlerinden fırlayacak gibi oluyor.
Dayanamıyorum... 'İşte o taşı sana ben attım abi.Sen o gün bugündür benim kabusumsun.
Senin yüzünden kaç kez altıma işedim ben biliyor musun? Kadere bak ki burada karşıma çıktın, bu sette de kabusum olmaya devam ettin' diyorum. Susuyor... 'Öldüreceksen öldür ama bir renk ver n'olur' diyorum.
Susuyor... 'Abi bak, delirmeye müsait bir yanım var, 11 yaşımda kaza geçirttim, şimdi 24'ümdeyim, düşün neler yaparım bak' diye artık sapıyorum...
Koltuktan yavaşça kalkıyor, gözlerimin içine bakarak aramızdaki bir metrelik alanı yavaş adımlarla katediyor.
Başlıyor bağırmaya: 'Vay p.ç, demek o sensin haaaa' diyor. Susuyorum. 'Bana o kazayı yaptırtan sen misin lan. Bir de karşıma geçmiş, pabuç kadar dilinle bana yaptıklarını mı anlatıyorsun' diyor.
Susuyorum.
Birden elini havaya kaldırıyor... 'Ne olacaksa olsun' diyorum artık. Gözümü bir açıyorum, sımsıkı sarılmış bana. Derin bir nefes alıyorum... 'Git bir kahve getir' diyor.
Topuklayıp kahvesini getiriyorum. "Ah be oğlum, öldürecektin bizi az kalsın" diyor. 'Eee Abi sen de bize imzalı fotoğraf sözü verdin ama tutmadın. Ben de intikamımı aldım' diyorum..."