X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER ‘Stres yüzünden galalarda belim ve boynum tutuldu’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

‘Stres yüzünden galalarda belim ve boynum tutuldu’

  • Giriş Tarihi: 30.6.2016
‘Stres yüzünden galalarda belim ve boynum tutuldu’
‘Stres yüzünden galalarda belim ve boynum tutuldu’

Ünlü oyuncu Rasim Öztekin, rol aldığı filmleri gala gecesine kadar hiç izlemediğini söyledi: Uğurum o benim. Ama galalarda yaşadığım stres yüzünden vücudum tutulur. ‘G.O.R.A.’nın galasında bel fıtığı oldum, başka bir filmin galasında boyun fıtığı...

57 yaşında olan oyuncu Rasim Öztekin, hayattan öğrendiklerini Esquire dergisine anlattı:
Ortaoyuncular Tiyatrosu'na girişim bir tesadüfe dayanır. Üç arkadaş Ali Poyrazoğlu'nun 'Amatör oyuncular alınacaktır' ilanını görüp başvurmuştuk. Kazanamayınca dertten gidip Çiçek Pasajı'nda içmeye karar verdik. Ortaoyuncular'ın önünden geçerken o arkadaşlardan biri ", ağabeyimin arkadaşı, girip konuşalım" dedi. Ferhan Şensoy bizi tiyatroya kabul etti. Çiçek Pasajı'na bu kez kutlama için gittik.
Basketbolda iyi olamayacağımı anladım, bıraktım. İki yıl davul çaldım, onu da bıraktım. Sonra tiyatroya başladım. Eğer profesyonel olmasaydım belki 'Bu da olmayacak' deyip tiyatroyu da bırakırdım.
Bir oyuna ilk kez çocukken annem ve babamla gittim. O oyunlardan birinde genç bir oyuncu olan Müjdat Gezen'e, annemle babamın çok güldüğünü, "Ya bu genç çocuk ne iyi!" dediklerini hatırlıyorum. Hatta Müjdat Gezen'in repliği bile aklımdadır: 'Bir ev buldum; 25 salon, bir oda.'
Çocukken Nişantaşı'nda sokak aralarında yaptığımız maçları unutamıyorum. Ama yıllar sonra Nişantaşı Kodaman Sokak'a gittiğimde doğup büyüdüğüm evi bile bulamadım.

'BİR GECEDE MEŞHUR OLDUM'
Oyunculuğun getirdiği en büyük avantaj; çocukluğun hiç bitmemesi. Hep oyun oynuyorsun. Yelpazeye baktığın acayip tipler oynamışsın ve hepsini kısa bir dönem de olsa yaşamışsın. Çocukken kovboyculuk, evcilik oyunları vardır ya; oyunculukta da oyun hayat boyunca, değişik rollerde devam ediyor.
Her projeye bir ay kala ve başladıktan 15 gün sonra acayip sinirli bir tip olurum, o dönemde evde bana fazla yaklaşmazlar. Çünkü bir doğum gerçekleştireceksin, onun sancılarını çekiyorsun.
Oynadığım filmleri galaya kadar izlemem; uğurum o benim. Galada da stresten belim tutulur. 'G.O.R.A.'nın galasında bel fıtığı oldum, başka bir filmin galasında ise boyun fıtığı...
'Pardon'daki rolumü, 'Kabadayı'daki 'Sürmeli' karakterini, 'G.O.R.A.'daki 'Bob Marley Faruk'u çok severek oynadım.
Tiyatroda başıma gelen en komik olay şuydu: 'İstanbul'u Satıyorum'u oynuyorduk. Münir Özkul, Mimar Sinan'ı canlandırıyordu; kafasında kavuk, üzerinde cübbe. Erol Günaydın, bana kaş göz işareti yapıyor. Bir baktım ki, Münir Abi'nin şalvarı düşmüş. Seyirci gülüyor, biz gülüyoruz. Münir Abi ise hiçbir şey olmamış gibi devam etti.
Bir gecede meşhur oldum. TRT'deki bir eğlence programı için üç skeç çekmiştik. Zeki Müren'in Türkiye'de ilk defa konseri canlı verilecek, ondan önce de Nükhet Duru var. Tek kanal ve herkes ekran karşısında... TRT sıkışmış, skeçlerimizi birleştirip iki konser arasına koymuş. Çınarcık'ta yazlıktaydım, kahvedeki televizyonda kendimi görünce şaşırdım.
Ertesi gün Çınarcık'tan İstanbul'a geleceğim... Vapura bindim ki herkes bana bakıyor. Sigara içeceğim, içemiyorum. Ne yapacağımı bilemedim.
Ben gözümü Ferhan Şensoy'la açtım, Ferhan Şensoy'la da bitirdim. Zeliha Berksoy, Münir Özkul, Erol Günaydın ve Tuncel Kurtiz de ustalarımdır. Tiyatroyu bu isimleri ve aynı oyunu yüzlerce defa ışık odasında izleyerek öğrendim. Işık odasının müdavimiydim.
Kavuğu almayı beklemiyordum. Çünkü 10 yıl önce Ferhan'a "Sakın bana kavuğu devretmeye kalkma. Eğer öyle bir sorumluluk alırsam mahvolurum" dedim. Ferhan beni aradığında "Sen üzüleceksin, ama..." diye başladı söze. Kavuğu verdikten sonra "Şimdi de Rasim düşünsün" demesi de bundan.
Ben kavuğa ustamın verdiği bir berat olarak bakıyorum; 'Sınıfı geçtin oğlum, diploman da bu!' deme şekli.

'HAYATA DAHA SIKI SARILDIM'
Şu ana dek çok duygu seli yaşadım, ama kavuğu aldığım akşam başkaydı. Salon yıkılacak diye korktuk. Benim sahnede yaşadığım duygunun aynısını izleyiciler de yaşıyordu. Benimle birlikte ağlayanlar oldu. Oradaki insanların benimle bu kadar bütünleşmesine inanamıyorum.
Bazen kavuğa bakıyorum; Dümbüllü'nün kavuğu. Geleneksel Türk tiyatrosunun devam ettiğinin bir kanıtı. O olduğu sürece geleneksel Türk tiyatrosu var olacak.
Rahmetli annem bana "Oğlum ne zaman doğru dürüst bir iş yapacaksın?" derdi. Ona göre ben her akşam arkadaşlarla oyun oynuyordum. "Anne oyundan geldim, yorgunum" derdim, "Aman ne oyunu, işte arkadaşlarınlaydın" derdi.
Her yıl kombine alan bir maç tutkunuydum. Ankara'da katliam olduğu gün, Lazio-Galatasaray maçında bir dakikalık saygı duruşunda bile duramadığımızı görünce Lazio'lu futbolculardan utandım. Kendimi o ortama yakıştıramadım. Onun için artık kombine almayacağım.
Bugün Türkiye'nin en büyük problemi; insanların birbirine saygısızca davranması. 80'lerde herkesin birbirine saygısı vardı. Benim 'Seksenler' projesinde en sevdiğim şey de, beni o günlere götürmesi.
İki ay yoğun bakımda kalmak bana çok şey öğretti. O günlerde Bekir Coşkun'un bir yazısını okumuştum: 'Taşınırken bir sürü eski eşyanızı atarsınız. Yaşamda da yükleri atmak lazım' diyordu. O yazı bana çok güzel bir perspektif getirdi. Bazı parazitleri hayatımdan çıkardım, kamburları attım. Dolayısıyla daha temiz bir yaşantıya başladım. Hayata gülerek bakmayı öğrendim. Çünkü bir hayat daha bahşedildi bana. O hayata daha sıkı sarıldım. Yaptığım şeylerden zevk almayı öğrendim. Kötü olaydan iyi bir şey çıkarttık. Bu da önemli bir ders aslında.

KLASİK OTOMOBİLLE OYUNCAK GİBİ OYNARIM
Deniz, tekne, klasik otomobil ve gezme tutkum vardır. Bir tane klasik otomobil alıp onunla oyuncak gibi oynarım. O otomobillere bindiğim zaman eskilere, çocukluğuma gidiyorum.
Kendimi en mutlu hissettiğim yer, Cunda Adası. Kaz Dağları'ndan gelen oksijen, denizden gelen iyotla birleşip poyrazla insanın yüzüne vuruyor. Cunda'nın denizini, evlerini, insanlarını çok seviyorum.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.