Türkiye'nin en iyi haber sitesi

‘Futbola Sakıp Sabancı’nın bir cümlesiyle başladım’

Giriş Tarihi: 18.11.2016
‘Futbola Sakıp Sabancı’nın bir cümlesiyle başladım’
İLKER GEZİCİ

Kendisi gibi efendi bir ligde top koşturuyor

Cansel Elçin'in futbol tutkunu olduğunu biliyordum ama bu kadar içinde olduğunu bilmiyordum. Elçin, oynadığı dizi ve sinema filmlerinde sergilediği efendi duruşuna uygun olarak dört sezondur Efendi Lig'de top koşturuyor. İki sezondur 'Frankenstein' oyununda rol aldığı Sadri Alışık Kültür Merkezi formasını terletiyor. 20 numaralı formayı giyen Elçin, savunmada görevli. Oyuncuda, fiziği ve hava toplarındaki hakimiyetiyle Popescu havası var. Zaten kendisi de Galatasaraylı.
Efendi Lig'in bu denli profesyonel olduğunu bilmiyordum. Ligde 14 takım var. Aradaki rekabet artsın ama puan farkı çok açılmasın diye kazanan takımın hanesine 2 puan yazılıyor. İlk üç takım sene sonunda kupayla ödüllendiriliyor. Takımlar maçlarını Beylerbeyi Stadı'nda oynuyorlar. Adeta bir Şampiyonlar Ligi havası var; sadece sahaya çıkarken Şampiyonlar Ligi müziği çalmıyor. Bu ligde hırs, rekabet, kazanma arzusu, formalar ve en önemlisi de sahalarda görmeyi arzuladığımız efendilik var.
Efendi Lig; insanları futbola teşvik etmek, futbolun ne kadar güzel bir oyun olduğunu yeniden hatırlatmak mottosuyla yola çıkmış. Başlarda 'Hakemsiz de oynarız' demişler ama olmadığını görmüşler. Maçlarda yan hakemler bile var artık. Bu ligde lisanslı futbolcular ve 25 yaş altı oyuncular oynamıyor. Her takımın kendi konsepti var. Örneğin, Sadri Alışık Kültür Merkezi, Ekşi Sözlük Yazarları, Galatasaray Lisesi Mezunları gibi. Ahmet Çakır, Arda Türkmen, Harun Tekin, Koray Candemir, Birol Namoğlu gibi isimler top koşturuyor bu ligde. Hatta önümüzdeki günlerde çok ünlü Fenerbahçeli eski bir yıldız futbolcu da bir maçlığına bu lige katılacak.
Bu ligde kırmızı ve sarı kartın dışında centilmenlik dışı hareketlere gösterilen yeşil kart uygulaması dikkat çekiyor. Örneğin, gole giden rakibini 'efendice' düşüren oyuncuya yeşil kart gösteriliyor. Elçin de bu kartı yemiş. Yeşil kart gören oyuncu saha dışına gönderiliyor ama takımı eksik kalmıyor, yerine başkasını devredebiliyor.
Elçin, bir futbol takımı koçunun hikayesini anlatan bir projede yer almak istiyor. Bu arada, yönetmenliğini yaptığı 'Melekleri Taşıyan Adam' filminin festival yolculuğu da devam ediyor.

ÖZLEM AVCI

Gurbette yaşadıklarını film yapacak

Beyefendiliğiyle tanıdığımız Cansel Elçin'i bir de yeşil sahada ziyaret ettik. Her Kafadan Bir Ses olarak Beylerbeyi Stadı'na gittiğimizde, soğuk havaya rağmen Cansel Bey, tüm sportmenliğiyle karşımızdaydı. Bize futbol macerasını ve oyunculukla ilgili projelerini anlatmaya başladı.
Elçin futbola, ailesiyle bir gemi turuyla Amerika'ya giderken, Sakıp Sabancı ile karşılaştıktan sonra başladığını anlattı: "Gemi turunda Sakıp Sabancı ile tanıştık. Bir haftalık tatilimizi Sabancı ile geçirdik. Bana 'Ne iş yapıyorsun?' diye sordu, 'Oyuncuyum' dedim. O da bana dönerek 'Dünyada insanlarla iletişim kurmak için en iyi yollardan ikisi; sanat ve spordur' demişti."
Sabancı'nın o sözünün hep aklında kaldığını dile getiren Elçin sözlerine şöyle devam etti: "Ailemle Fransa'ya gittiğimde, İzmir Tire'de yalınayak toprak sahada oynadığım futbol aklıma geldi. Fransa'da futbol takımına girdim. Boyum uzun olduğu için stoper oldum. Maddi durumu iyi olduğu için senelik üyelik parasını dayım ödemişti. Ve o takımda 16 yaşına kadar oynadım."

'ÜLKEMİ ÇOK SEVİYORUM'
Futbolun dışında tenis de oynayan Cansel Bey; tenisi, futbol kadar sevmediğini, orada bireyselliğin olduğunun altını çizdi. Takım ruhunun en iyi paylaşıldığı spor dalının, futbol olduğunu söyledi.
Bir dergide yazarlık yaptığını açıklayan Cansel Bey, sözlerine şöyle devam etti: "Köşemde en çok da gurbetçi hikayelerine yer veriyorum. Bu hikayelerin kitabını da çıkartacağım. Sonra da film senaryosu olarak projelendireceğim. Birçok aile bir dönem; Almanya, Belçika ve Fransa gibi ülkelere iki seneliğine para kazanmak için gitti. Hayatları boyunca oralardan dönemeyen çok aile var. Ne oraya adapte olmuşlar, ne de burada yaşıyorlar; arafta kalmış gibiler. Biz de ailemle araba ile 14 kez Paris-Tire yolculuğu yaptık. Benim ailem de 1980 yılında Fransa'ya para kazanmaya gitmişti."
10 yıl önce Türkiye'ye geldiğinde zorluklar yaşadığını anlatan oyuncu, ilk dizisi 'Kırık Kanatlar'da şivesinden dolayı seslendirme yapıldığını söyledi.
Elçin, "Ülkemi, hele İstanbul'u çok seviyorum. Ülkemdeki yardımseverlik başka hiçbir yerde yok. Ülkemi hiçbir yere değişmem" dedi.

MERVE YURTYAPAN

Fanatik duygular hiç hoşuna gitmiyor

Arkadaşlarıyla kıran kırana mücadele eden Elçin'i, Efendi Lig'deki bir maçı öncesinde yakaladık. Elçin, bizi çok sıcak karşıladı. Kendisiyle önce keyifli bir sohbet gerçekleştirdik, ardından hep birlikte futbol sahasına çıktık. Fotoğraf çekiminde bir dakika bile yerinde durmadı. Önce ısınma hareketleri yaptı, ardından kendisini sahada oynanan maça kaptırdı. Sonrasında da bizi biraz çalıştırdı.
Fransa'da oyunculuğun yanı sıra reklam çekimleri de yapan Elçin'in, 2005'te ünlü futbolcu Zidane ile kamera karşısına geçtiğini biliyorduk. Oyuncu Zidane'la tanışma hikayesini şöyle anlatıyor: "Deneme çekimi yapılacaktı. Orada 100-200 kişi vardı. Ben hiç umursamıyordum. 'Zaten seçilmeyeceğim' diyordum. Çok eğleniyordum, doğaçlama yapıyordum. Ve sonunda seçildim, çok mutlu oldum. Bana 'Madrid'e gideceksin' dediler. Uçağa bindik, gittik, stüdyoya girdik. Zidane dünya tatlısı bir adam. Futbolu iyi ama oyunculuğu o kadar iyi değil. Onu güldürmek için elimden geleni yapıyordum, komik bir reklamdı."
Elçin, Türkiye'ye döndüğünde arkadaşıyla arasında geçen komik bir hikayeyi de şöyle özetliyor: "Bir gün Dünya Kupası maçlarını izlemek için arkadaşlarla buluştuk. Bir arkadaşım 'Tatilde İspanya'daydım, havalimanında Zidane'ı gördüm' dedi. 'Ne kadar mesafeden gördün?' diye sordum, '30 metre ilerideydi' dedi. Ben de 'Keşke imza alsaydın' diye devam ettim. 'Etrafında korumalar vardı ama bak fotoğrafı var' diye karşılık verdi. Tam o sırada TV'de Zidane ile benim oynadığım reklam dönmeye başladı; arkadaşım şoke oldu."
Uzun yıllar futbol oynayan oyuncuya "Fanatik bir taraftar mısınız?" diye soruyoruz. Sorumuza, "Fanatik değilim. Fanatik duyguları sevmiyorum. Galatasaraylıyım ama ben güzel futbolu seviyorum. Futbol maçında imkansız şeyler yaşanabiliyor; bir anda maç tersine dönebiliyor. Metrelerce uzaktan rövaşatadan gol atılabiliyor. Benim bunlar hoşuma gidiyor" diye cevap veriyor.
Elçin iki sezondur Kerem Alışık'la oynadığı 'Frankenstein' adlı oyunla izleyiciyle buluşuyor. Oyunun ilgiyle devam ettiğini söyleyen Elçin, "Oyunun felsefesi yüksek. Diyaloglar çok güzel" diyor.
Ünlü oyuncu tam bir spor aşığı. Futbolun yanı sıra tenis oynuyor, kayak yapıyor ve dalıyor. Dalış macerasını da şöyle anlatıyor: "Karayipler'e gitmiştim. Bir kere daldım, 'Eğitimini alman lazım' dediler, tatil derse dönüştü."

HER KAFADAN BİR SES
Çocukken gittiği Fransa'dan bir dizi için 10 yıl önce İstanbul'a gelen ünlü oyuncu Cansel Elçin; aynı zamanda bir futbol tutkunu. Elçin, ailesiyle yaptığı tatil sırasında karşılaştığı Sakıp Sabancı'nın "İnsanlarla iletişim kurmanın en iyi yolu sanat ve spordur" cümlesinden etkilenmiş ve futbola başlamış. Her Kafadan Bir Ses olarak futbola gönül vermiş kişiler tarafından kurulan Efendi Lig'de, Sadri Alışık Kültür Merkezi formasını giyen Elçin'le; maç öncesi Beylerbeyi Stadı'nda bir araya geldik
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
‘Futbola Sakıp Sabancı’nın bir cümlesiyle başladım’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz