Türkiye'nin en iyi haber sitesi

‘Karanlığın içinde ‘Allah’ım bizi kurtar’ çığlıklarını duyuyordum’

Giriş Tarihi: 16.7.2017
‘Karanlığın içinde ‘Allah’ım bizi kurtar’ çığlıklarını duyuyordum’
Hain darbe girişiminin yaşandığı gece cezaevinde bulunan Deniz Seki, GÜNAYDIN'a duygularını anlattı: "15 Temmuz'u kapalı bir yerde yüreğim kan ağlayarak, elimden hiçbir şey gelememesinin üzüntüsüyle yaşadım. 15 Temmuz, kahramanlığın günü. Bayrağımızı indirtmeyen, ezanımızı dindirtmeyen tüm şehitlere selam olsun; daima dualarımdalar." Seki, 'Mutluluğa Söz Verdim' adlı kitabında da 15 Temmuz gecesi yaşadıklarına yer verdi. 'Darbe girişimine dört duvar arasında tanık olmak' başlıklı bölümden dikkat çekici noktalar şöyle:
Herkesin elbirliğiyle demokrasiyi korumak uğruna kendini tankların, topların önüne attığı, atamayanlarınsa evlerinden hayır duaları ettiği o uğursuz gece bir cezaevinde nasıl geçti hiç düşündünüz mü? Gece cezaevindeki en kıymetli can yoldaşlarımdan Türkan Abla'mla kahve içip dertleşiyorduk dünyadan habersiz. Bir arkadaşımızın heyecanla, "Boğaziçi Köprüsü'nü askerler kapatmış" demesiyle bölündü sohbetimiz. 'Askerler niye kapatsın ki köprüyü?' derken, harekete geçtik neyin ne olduğunu öğrenmek için. Hepimiz odalarımıza doğru dağıldık.

'KOĞUŞ KAPILARINA VURUYORLARDI'
Açtık televizyonları, haber kanallarını gezmeye başladık. Gördüklerimiz gerçek olamayacak kadar saçma ve bir o kadar ürkütücü. Köprünün Avrupa gidiş yönünde tanklar, kamuflajlarını, silahlarını kuşanmış askerler... Endişelenmemek ne mümkün... Hepimizin aklına ilk olarak IŞİD saldırısı ihtimali geldi. 'Bu alçaklar, bir saldırı gerçekleştirecek galiba, askerler de önlem aldı' diye düşündük. Kimin aklına gelir ki, Mehmetçiğimizin silahını kendi halkına doğrultacağı...
Ankara Gölbaşı'nda askerleri gördüğümüz anda, terör koğuşlarından gelen sesler televizyonun sesini bastırmaya başladı. Kapılara vuruyorlardı şiddetle. Onlarca insanın kapıları yumruklamasına sloganlar eşlik ediyordu. Cezaevi, terör mahkumlarının koğuşlarından gelen seslerle inliyordu. Bunlar olurken, televizyonlarımız ikinci bir emre kadar yasaklandı.
Butonlara basarak görevlilere sesimizi duyurmak için elimizden geleni yapıyorduk. Tek derdimiz telefon hakkımızı kullanmak ve ailelerimizden iyi haberler almaktı ama ne mümkün. Ardından göğü yırtan, yeri sarsan bir ses duyduk. F-16'lar tepemizde sorti yapıyormuş. Allah'ım savaş uçakları! 'Ama bu uçaklar bizim ordumuzun; niye bu toprakları bombalıyor?' diye düşünüyorduk. Onları kullanan pilotlar hepimizin evlatları değil mi?
Sevdiklerimiz için endişelenirken, dört duvar arasına böcek gibi sıkıştığımızı hatırlıyorum. Ya burayı da bombalarlarsa, kaçacak yerimiz bile yok! Her yer demir bariyerlerle kapalı. Bundan daha kahredici bir son olabilir mi? Kadınların çığlıkları sağlıklı düşünmemi engelliyor, insanlar korku içinde bağırıp çağırıyor, dört duvar arasında oraya buraya koşup içinde bulundukları duruma lanet okuyor ve kurtulmak için dua ediyorlardı.

'BÖCEK GİBİ Mİ ÖLECEĞİM DEDİM'
Ailemi, sevdiklerimi görmeden, her gün kavuşma hayalini kurduklarıma bir kez olsun sarılamadan, esarete mahkum edildiğim bu yerde, kendi ülkemin uçaklarının attığı bombalarla böcek gibi kapana kısılmış bir halde mi öleceğim? "Allah'ım ne olur yardım et bize. Annemi görmeden ölmek istemiyorum" diyordum.
Birden tespihime gitti elim. Zor anlarımda Allah'ın adını anarak dualar ettiğim tespihim elimdeyken daha güvende hissediyordum kendimi. Ayet-el Kürsi okumaya başladım. Sonra aklıma odamdaki el radyom geldi. Gezegen Mehmet'in Kral FM'deki yayınını dinlemeye başladım. Duyduğum hiçbir sözcük endişemizi azaltmıyor, aksine korkumu daha da büyütüyordu. Ülke, bir anda bir delilik dalgasına teslim olmuş gibiydi.
Birden karanlığa gömüldük, elektrikler kesildi. Jeneratör de gitmiş, cezaevi zifiri karanlık. Mucit bir arkadaşımız, vazelin ve yorgan ipiyle mum yapıp odamızın karanlığında küçük bir ışık yaratmayı başardı. Karanlığın içinde, 'Allah'ım bizi kurtar' çığlıkları ve demir kapılara vurulan yumrukların, tekmelerin gürültüsü tüm hızıyla devam ediyordu. Hayatımda hiç bu kadar çaresiz, şaşkın ve korku içinde olduğum bir anı hatırlamıyorum, üstelik başıma gelen onca felakete rağmen.
Radyoyu tekrar açtığımızda, Cumhurbaşkanımız'ın halkı sokağa çağırdığını duydum. Çağrının hemen ardından halk beklenen cevabı verdi, bunu da radyodan duyduk. Bayrağını kapan; her görüşten, her yaştan insan sokaklara çıkıyormuş. Yavaş yavaş bu karanlık gecenin aydınlık bir sabahı olacağına inanmaya başladık. Görmesek de gözümüzün önünde canlandırıyorduk duyduğumuz her sahneyi.
Allah'ım nasıl da isterdim bayrağımı alıp sokağa çıkmayı. Bunlar olurken, çaresizce beklemek nasıl da ağır geliyordu. Meclis'in bombalandığı haberiyle başımıza yıkılan dünya, milletimin iradesi ve cesaretiyle, yaşanılır bir yer oldu yeniden. Bu kez dualarımız şükre dönüştü. Sabah olduğundaysa kabus bitmişti. O dehşetli korku; yerini, o korkunç olaya alet edilen gencecik, dünyadan habersiz, halkının üzerine salınan Mehmetçiklerimize duyulan üzüntüye terk etti.
Yaşanan bu felaket, bize iki şeyi hatırlattı: Bu millet demokrasiyi kolay kazanmadı, o yüzden kolayca kaybetmez. Ne kadar parçalansak, ne kadar dağılsak da, bu ortak değer hepimizi buluşturur. Milletim, dünyadaki en cesur insanlardan oluşur. Biz küllerinden doğmayı bilen bir milletiz. En beklenmedik anlarda birleşir, düşmana cevabı veririz alimallah.Deniz Seki, Mutluluğa Söz Verdim adlı kitabında, 15 Temmuz gecesinde cezaevinde yaşadıklarını anlattı: "O uğursuz gece, bir cezaevinde nasıl geçti diye hiç düşündünüz mü? Sevdiklerimiz için endişelenirken dört duvar arasına böcek gibi sıkıştığımızı hatırlıyorum. Hayatımda hiç bu kadar çaresiz, bu kadar korku içinde hissetmemiştim. Demir parmaklıkların ardında felaket bir geceydi."
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
‘Karanlığın içinde ‘Allah’ım bizi kurtar’ çığlıklarını duyuyordum’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz