X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Babamı bu filmle gömeceğim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Babamı bu filmle gömeceğim

  • Giriş Tarihi: 28.4.2013 12:11 Güncelleme Tarihi: 28.4.2013 12:23

Cinayete kurban giden Kuşadası Belediye Başkanı Lütfi Suyolcu'nun kızı Çiğdem Suyolcu, babasının hayatını beyazperdeye taşıdı. Adaletin serbest bıraktığı katillerle sinemayla hesaplaşacak.

Hakan HASTAOĞLU - Sabah.com.tr

Çiğdem Suyolcu, babasını cinayete kurban verdikten yıllar sonra senaryosunu yazıp, başrolünde oynadığı bir filmle katillerle hesaplaşmaya çalışıyor. 10 Mayıs'ta vizyona girecek Gitme Baba ismini verdiği filmi için yıllarca çalışan Suyolcu, adalet arayışını ve sinemadaki yolculuğunu Sabah.com.tr'ye anlattı.

Babası korkunç bir şekilde katledilmiş bir genç kızın psikolojisi, 'Bunun filmini yapayım da insanlar izlesin' noktasına nasıl geliyor?

Bu olay olduğunda ben gayet aklı başında, ruh sağlığı düzgün bir üniversite öğrencisiydim. Bu olayla birlikte hayat benim için durdu. Üniversiteyi bıraktım, Kuşadası'na geri döndüm. O an için nasıl toplanacaksınız bilemiyorsunuz, her şey bitiyor, tek his o oluyor. Ben de hiçbir şekilde ne olacağını bilemiyordum.Yaklaşık iki yıl sonra yaşam alametleri göstermeye başladım. Tekrar üniversiteye dönmeliyim, eğitimimi yarım bırakmamalıyım.

Burada tetikleyici unsur neydi sizin açınızdan?

Babam eğitime çok önem veren bir insandı. Bir de benim hiçbir şeyi yarım bırakmayan bir yapım var. Üniversitenin yarım kalması beni rahatsız ediyordu. Babanız öldürülüyor, ben de bir ara elime bir silah alayım, sebep olanlardan ulaşabildiklerimi öldüreyim dedim. İçimde bir katil bulmak istedim. Baktım bir katil yok, ben adam öldüremem. Babamın ölümüne sebep olan kişileri benim karşıma dizseler, bütün dünya benim arkamda olsa, sık sen de bu adamların kafalarına deseler, sıkamam. Madem ki bunu yapamıyorum, başka türlü acımı hafifletmeliydim. Hiç planlamadan kendimi bir şeyler yazarken buldum. Bu acıyı yazarak içimden atmaya çalışıyordum. Acımı hafifletecek, babama dair bir şey yapacağım, bir eser ortaya koyacağım dedim. İstanbul'a yerleşmeye ve gösteri sanatları okumaya karar verdim. Ondan sonra senaryo ve filmi yapma fikri şekillenmeye başladı. Bir de sinema daha çok anlatmanıza imkan veriyor. Yıl 1998. Senaryo yazmak çok zor bir iş, hele ki gerçek yaşam hikayesiyse bunun sorumluluğu daha ağır. Sonuçta romantik bir aşk hikayesi anlatmıyorsunuz, bir suikasti anlatmak için yola çıkıyorsunuz. Okulun son senesine geldiğimde oyunculuk alanında teklifler gelmeye başladı. Bazı tiyatro oyunlarında başrol oynadım, bir iki televizyon filmi çektik. Oyunculuk alanında ilerlersem hedeften sapacağımı düşünmeye başladım. Yeniden üniversite sınavına girip sineme-televizyon okumaya başladım. Uzun yıllardır karaladığım senaryoyu da üniversite yılları içinde oturttum. Mezuniyetime bir yıl kala artık film çekmeye hazır bu senaryo dedim. Para bulma faslı, kim yönetecek, oyuncular kim olacak. Bunları düşünmeye başladım. Yönetmeniz Doktor Ahmet Sönmez, benim üniversiteden hocamdır, kendisiyle paylaştım. O da olumlu yaklaşınca ön çalışmalara başladık. Ortak yapımcım yok, tek yapımcıyım. Projede tek söz sahibi olmak istedim. Ortak yapımcı olsaydı, para yatırdığı için doğal olarak senaryoya, oyuncu tercihlerine karışacaktı. Bu karışılabilir bir iş değil, bu benim hayatım. Kuşadası Belediye Başkanı Esat Altıngün'ün çok büyük destekleri oldu. Bir takım şeylere para vermememizi sağladı mesela, bu önemli bir şey. Kuşadası'nda gerçek mekanlarda 42 günde filmimizi çektik.

Oyuncu kadrosunda kimler var?

Annemle babamı oynayacak kişilerde fiziksel özelliklere çok önem verdim. Şenay Gürler, Türkiye'de anneme en çok benzeyen kadın oyuncu, bu konuda içim çok rahat oldu. Murat Karasu, fiziksel olarak babama çok benzeyen bir oyuncuydu. İzleyici olarak çok beğendiğim Mustafa Uğurlu, Bayidar Tüfekçioğlu filmimizde. Oyuncu kadrosuyla ilgili olarak mutluyum.

Yaşadığınız bu cinayet olayını anlatırken bile gözleriniz doluyor, bunun senaryosunu yazmak, filmini çekmek nasıldı? Vurulma sahnesi, babanızla karşılıklı canlandırdığınız sahneler var, filmde aynı zamanda kendinizi de oynuyorsunuz, zor olmadı mı?

Çok zordu. Evde ağlaya ağlaya yazdığım birçok gün biliyorum. 18 yıl geçmiş ama hala konuşamıyorsunuz ve hastalıklı bir durum. Birebir aynı cümleleri kullanıyorsunuz, beyin sürekli bununla meşgul, yorgun. Başınıza bir şey geliyor, sürekli onu mıncıkladığınız için, o travmayı da atamıyorsunuz üzerinizden. Böyle bir şeye niyetlenmemiş olsaydım belki acılar daha erken geride kalabilirdi. Ama bunu yapamadım, onun için bir şey yapıp babamı ondan sonra gömmek istedim. Bu film bir hesaplaşma benim için... Ailecek çok büyük bir adaletsizlik yaşadık. İlahi adalet bekliyorsunuz çünkü adalet sistemi yok.

Biraz da cinayet olayından bahsedebilir misiniz? Cinayet neden oldu, hukuki safahat nasıl gelişti?

Basına yansıyanla işin aslı farklı. Filmde bunların hepsi var. Çok iyi bir avukatım var, onun yönlendirmesiyle filmin zarar görmeyeceği şekle ben bunu çevirdim. Gerçek isimleri kullanmadık, mekanlarda değişiklikler yaptık. Ben bir şeylerden korktuğum için değil film zarar görmesin ve filmde birlikte yürüdüğüm insanlar zarar görmesin diye bu tür değişikliklere gittik, hukuki sebeplerden dolayı da gitmek zorundasın zaten. Bu konuyla ilgili Türkiye'de sadece iki kişi gerçekleri konuşma cesareti gösterebildi iş sıcakken. Biri Uğur Dündar, diğeri de Fikri Sağlar. O dönemde siyaset ve medya dünyasının göbeğinde babamın çok yakın arkadaşları vardı. Köşelerinde bir satır yazamadılar, programlarında bir şey söyleyemediler. O zamanlar kızdım, şimdi artık kızmıyorum. Özetle bu iş derin devlet işidir. O 10 yıllık dönemde çok fazla sayıda cinayet işlendi, aynı paketin parçasıdır. Mafya babası dediğimiz adamlar zaten tek başına iş yapan adamlar değiller. Birileri bunlara bunu yap diyor, onlar da yapıyor. Konuyu saptırıp, küçülttüler, adamları aldılar, müebbete mahkum ettiler, 8 ay sonra Rahşan Affı çıktı, adamları dışarı saldılar. Ben o adamla Kuşadası'nda komşu oturdum. Hayat insanı bu kadar sıkıştırmamalı. Sizin bütün dengelerinizle oynayan süreçler bunlar.



Belgesel bir tarafı var mı filmin?

Hiç yok. Belgesel bambaşka bir tür. Bu sinematografik özellikleri yoğun olan, baba-kız aşkı üzerinden adamı anlatan hoş bir sinema filmi.

Sizin yaşadıklarınızı bilmeden filme gelen izleyici nasıl bir filmle karşılaşacak?

Gayet keyifli bir film izliyor. Lütfi Suyolcu'yu, gerçek yaşam hikayesi olduğunu unut, gir, güzel bir film izle, çık.

Filmi vizyonda gördüğünüzde ne hissedeceğinizi düşünüyorsunuz?

Hafiflemiş hissedeceğim. Bu olan biteni insanlara şikayet etmiş olacağım.

Katledilen babasının hikayesini anlatan olarak değil de sinema yapımcısı olarak beklentiniz nedir?

Evet, öyle de bakıyorum. Kendimi sinefil olarak görüyorum. Bu alanda iki üniversite bitirdim. Sinemadan anlayan biriyim. Bu filmin iyi bir senaryosu var, oyunculukları oldukça iyi, mekanlar çok zengin, Kuşadası görsel olarak filme iyi hizmet etti. Gişe kaygım hiç yok, bu işe para kazanmak için girmedim aksine para verdim, hala da veriyoruz.

FRAGMANI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN



GİTME BABA
Yönetmen: Ahmet Sönmez
Senaryo ve yapım: Çiğdem Suyolcu
Oyuncular: Murat Karasu, Çiğdem Suyolcu, Şenay Gürler, Mustafa Uğurlu, Payidar Tüfekçioğlu, Gökhan Mete, Yaren Altun, Emirhan Tüfekçi, Tayfun Erten, Yener Gürsoy, Ragıp Yavuz, Zafer Erdaş, Ali Yaylı

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.