30’lu yaşlar size ne istemediğinizi öğretiyor

30’lu yaşlar size ne istemediğinizi öğretiyor

Bizler 1985 doğumlu iki gazeteciyiz. Şanslı bir kuşağın bireyleriyiz çünkü güzel bir çocukluk geçirdik. Oyuncu Şükran Ovalı da bizim kuşaktan. Üçümüz bir araya geldik, renkli çocukluk günlerimizi anımsadık, güldük, anılarda yolculuğa çıktık

SABAH gazetesinin kuruluş tarihi 22 Nisan 1985 olunca biz de 85 doğumlu iki gazeteci olarak bizimle yaşıt bir ünlüyle bir araya gelmek istedik. Gazetemizin 31. yılını kutladığımız bugünlerde son dönemin dikkat çeken oyuncusu Şükran Ovalı ile buluştuk. Ovalı ile erken saatlerde, yağışlı bir sabahında bir araya geldik. Çok pozitif ve hareketli biri. Hayata hep iyi yanından bakmaya çalışanlardan. li...

18 yaşında konservatuvar eğitimi için İstanbul'a gelmiş. İstanbul'da kendisini en şaşırtan şeyin insanların birbirlerine selam vermemesi olduğunu söylüyor ama la buna da alışmış. Biz üç 85'li kafa kafaya verdik ve röportaj yaparken birden kendimizi koyu bir sohbetin içinde bulduk. Birbirimize espriler yaparak takıldık. Hatta kimseye anlatmadığımız çocukluk anılarımızı ve sırlarımızı da birbirimizle paylaştık. İşte Şükran Ovalı'nın 31 yılı...

- SABAH gazetesi ile ilk nerede tanıştınız?
- Bizim çocukluğumuzda mahalle bakkalları daha çoktu, ben de ilk mahalle bakkalımızda görmüştüm.

- Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdiniz?
- Bahçeli, güzel bir evde herkesin birbirini tanıdığı bir mahallede büyüdüm. İzmir'de yaşadım. Oynayarak, düşerek, kirlenerek günlerim geçti. Yaramazdım, ağaçtan düştüğüm çok oldu. Babaannem "Düz yolda düşüyor bu kız" diyordu.

ESKİDEN DAHA SAMİMİYDİK

- O dönemki çocuklukla şimdiki çocukluğu karşılaştırırsanız ne söylersiniz?
- Çok farklı. Biz 85'liler tüplü televizyonu ucundan gördük. Evde yoksa anneanne ya da babaannede vardı. Şimdiki çocuklar akıllı telefon kullanıyorlar, teknolojiyle araları çok iyi. Çok zekiler. Biz daha çocuk gibiydik. Şimdikiler konuştuğu zaman şaşırıyorsun. Bir yandan da "İyi ki bakkal amcamız vardı, iyi ki o dönemleri yaşadık" diyorum. Şimdi telefondan ve bilgisayardan kafasını kaldıramayan bir gençlik var. Ama hayat öyle değil.
Dışarısı öyle değil. Çok yetenekli, çok zeki oldukları ve kendilerini çok iyi ifade ettikleri kesin. Ama ben çocuğun sokakta oynaması gerektiğine inanıyorum. Şimdi çocuklar daha asosyaller. Söylemek istedikleri her şeyi sanal ortamdan söylüyorlar. En yakın arkadaşları telefonları ve tabletleri olmuş. Eskiden daha samimi ve sıcaktı ilişkiler.

- İzmir'deki yaşantınız hâlâ aynı mı?
- Gittiğim zaman hâlâ çocukluk arkadaşlarımla görüşüyorum. Annem buradaydı tekrar İzmir'e yerleşti. Babam zaten orada yaşıyor. Ailemin çoğunluğu orada. Ben de sık sık gidip geliyorum. İzmir'i çok seviyorum. Bakkal amcamın kızı benim çocukluk arkadaşım. Hâlâ görüşüyoruz.

- Sizin çocuğunuz olsa nasıl bir çocukluk geçirmesini istersiniz?
- Çocuk gibi büyümesini, arkadaşları olmasını, toprağa basmasını, sokakta oynamasını isterim. Özgür, kendisini ifade edebileceği bir şekilde büyümesini dilerim.

- İstanbul'daki yaşantınız nasıl? İzmir'deki ortamınızı burada kurabildiniz mi?
- Bebek'e 1.5 yıl önce taşındım. Birçok komşumu tanıyorum. Çok tatlı komşularım var. İstediğim de buydu. Burada da çok sağlam arkadaşlıklarım oldu. Komşularım gerçekten çok iyiler. 11 yıldır buradayım.

ÇİZGİ FİLM İZLERİM

- 30 yaş sendromu yaşadınız mı?
- 20'li yaşlarımda bunu çok duymuştum. "Her şey 30'a gelince değişiyor" diyorlardı. Ama güzel şeyler oluyormuş. "Kendim için ne yaptım?" dediğim dönem. 30'a geldiğinde daha çok öğrenmen gereken şey olduğunu görüyorsun. "Sen kimsin ve kendin için ne yapıyorsun?" bunları sorguluyorsun.
Bahanelerin azalıyor. Bence 30 yaş çok güzel ben çok sevdim. 27 ve 28 yaşları "Ne yapıyorum, ne yapacağım?" diye sorgulayarak geçiyor. Ne istediğin değişiyor ama ne istemediğini daha iyi biliyorsun. Büyüdükçe ne istemediğini biliyorsun ve bu da çok kıymetli bir bilgi bence.

- Çizgi film izler misiniz?
- İzlerim. Micky Mouse, Bugs Bunny, Tazmanya Canavarı, Road Runner çok severim.

- İzmir'de alıştığınız ve hâlâ söylemeye devam ettiğiniz bir kelimeniz var mı?
- Bu yüzden konservatuvarda ilk yıl diksiyon derslerine tekrar girmiştim. Ama isteyerek ve severek hâlâ söylemekte ısrar ettiğim bir şey var: Çiğdem! Benim için hâlâ çekirdek değil (gülüyor)

- Sıkı bir Beşiktaş taraftarısınız. Maçlara gidiyor muydunuz?
- Babam iyi bir Beşiktaşlıdır ve onunla maçlara gidiyorduk. Bu sene de şampiyon olduk. Çok mutluyum. Şampiyon olduğumuzda düğün için Cunda'daydım. Hemen babamı arayıp konuştum. Şeytanın bacağını kırdık, umarım bundan sonra daha iyi olur.

- Kadınsı görünüşünüzün yanı sıra erkeksi bir yanınız da var...
- Her kız çocuğunun içinde bir yerde var. Beşiktaş bir tutku olduğu için maç konuşunca hemen çıkıyor. Kadın her anlamda çok estetik bir şey. Bunun üzerine bir şey katmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

YİNE KİLOLU OLSAM MUTSUZ OLMAM

- Kilolu bir ergenlik dönemi geçirmişsiniz...
- 22 kilo verdim. Eskiden rol aldığım Bir Bulut Olsam diye bir dizi vardı. İlk bölümlerine baktığımda inanamıyorum kendime. Şimdi baktığınız zaman o dönemler ne kadar kilolu olduğumu anlıyorsunuz. Ama en kilolu olduğum zaman konservatuvar dönemiydi ve o dönem kilolarımı vermiştim.

- Bundan rahatsızlık duyuyor muydunuz?
- Kiloluyken de çok mutluydum. Hiç diyet yapmadım çünkü yemek yemeyi çok seviyorum. Herkes zayıf olmak zorunda değil, bu durumdan da sıkıldık artık. Tekrar kilolu olsam kendimi mutsuz hissetmem.

- Nasıl kilo verdiniz?
- Kickboks'la verdim. O zaman 20 yaşındaydım. Eğitmenler, "Vücudun eskisi gibi olmayacak zamanla kilo vereceksin" dediler. Gerçekten de öyle oldu. Sadece kickboks yaptım ve 24-25 yaşında oturdu kilom.

- Çok tatlı yer misiniz?
- Hem de çok. Tatlıyı çok seviyorum ve sevmeyeni de anlayamıyorum. (gülüyor)

- Kickboks yapmaya nasıl başladınız?
- Lise döneminde tenis oynamıştım. Fitness bana göre değil. Spor yaparken de bir şey öğrenmem gerekiyor, beni heyecanlandıran bu. O yüzden kickboks çok işime yaradı. Algıları açıyor. Konsantrasyon için yardımcı oluyor. Koşu bandında 3 saat koşmak bana göre değil.

OYUNCULUK NÖBETÇİ ÖĞRENCİLİK GİBİ

- Mesleğiniz adına neler yapmak istiyorsunuz?
- Sürekli kendine bir şey katmak istiyorsun. Zaman değişiyor, dönüşüyor ve sen de değişiyorsun. Oyunculuk anlamında ilk önce kendim için oynuyorum. Önemli olan yaptığım işin ardından rahat uyuyabilmem. Oyunculuk çok zor. Nöbetçi öğrencilik gibi. Hiç bitmiyor. Sürekli üstüne bir şey katmanız gerekiyor. Televizyonda oynayan bütün arkadaşlarım da çok kıymetli. Sinema çok tarihi, tiyatronun yeri çok ayrı. TV çok zor. Her bölüm bir sinema filmi gibi çekiliyor. Bunların hepsi bana arkadaş gibi geliyor. Hepsinin işçiliği var. Başkasının derdini dert ediniyorsun. Empati yaparak çekebiliyorsan çok özel bir durum var. O yüzden de çok duygusal bir iş. Oyuncuların çok duygusal olduğunu düşünüyorum.

- Pozitif bir duruşunuz var...
- Öyle olmak lazım yoksa başka bir motivasyonumuz olmaz. Canımızı sıkacak yeteri kadar şey var. Yaşamak için bir yerlere tutunmak lazım. Yaşadığın süreçte vazgeçmemen lazım. Enerjik biriyim. Aynı anda birkaç şey yapmayı seviyorum. - Özel anlarınızda neler yapıyorsunuz? - Sevdiğim arkadaşlarım var. Arada toplanıp bulduğumuz ilginç şeyleri birbirimizle paylaşıyoruz. Toplanıp en ilginç videoları, kısa filmleri izliyoruz. Bunun üzerine konuşuyoruz. Benim bulduğum videolar genelde komik şeyler oluyor. Spor yapmaya çalışıyorum. Kendime vakit ayırıyorum, arkadaşlarımla evde vakit geçiriyorum. Setin dışında bir günüm var ve onda da elimden geldiğince sevdiklerimle olmaya çalışıyorum. Şu sıralarda İspanyolca öğrenmeye çalışıyorum.

İZMİR'İ ÇOK ÖZLÜYORUM. ORADA HERKES BİRBİRİNİ TANIR

- İzmir'den İstanbul'a ilk geldiğiniz de en çok neye alışmakta zorluk çektiniz?
- İnsanların birbirine "Merhaba!" demeyişi beni çok şaşırtmıştı. Bir gün dolmuşa binip "Merhaba!" demiştim ve insanlar çok şaşırmıştı. 18 yaşındaydım ve o zaman bu durumu çok garipsemiştim. Ama burası çok kozmopolit. İnsanlar birbirinden çantasını saklıyor. Biz İzmir'de çantamızı bir yere bırakır, sonra geri döner alırdık. Çünkü herkes birbirini tanır.

- Şu an nerede olmak isterdiniz?
- Güzelyalı'da olmak isterdim. Orada büyüdüm ve orada okudum.

ZAAFIM KALBİMİN ÇOK AÇIK OLMASI

- Bencil biri misiniz?
- Bencil olmak ağır bir laf ama insanın hak ettiği bir şey. İnsan önce kendisini düşünmeli. Romantik bir bakış açısıyla bunun böyle olmaması gerektiği söylendi ama bunu da sorgulamalıyız. İnsan mutluysa başkasını mutlu edebilir. Kendini düşünmek bencillik değil. Hepimiz "Aman bencil olma" sözleriyle büyüdük. Ben de hayallerimde bir şey dilerken, kendim için dilemediğimi görüyorum. Bir şey isterken bu gönülde ve dilekte olan herkes için istiyorum.

- Nelere zaafınız var?
- Hayvanlara karşı çok zaafım var. Başkasının derdini çok dert edinebiliyorum. Kalbimin çok açık olması da bir zaaf. Söylemek kadar susmanın da değerli olduğunu yeni yeni anlamaya başladım.

- 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
- İnsan içinde dolaşmayı seviyorum ama ilerleyen yıllarda ne düşünürüm bilmiyorum. Koca dünyada iki adımlık yer kaplıyoruz. Her şeyi çok ciddiye almamak gerekiyor. Önemli olan yaptığınız şeylerin ardından rahat uyuyabilmek.

ARKADAŞINA GÖNDER
30’lu yaşlar size ne istemediğinizi öğretiyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz