James Bond'la iki gün

Giriş Tarihi: 6.5.2012

İstanbul'da çekilen Bond filmi Skyfall'un yönetmenliğini Sam Mendes'in üstlenmesi fikrini ortaya atan oyuncu Daniel Craig, "Sam'le daha önce de çalıştım. Nasıl bir Bond hayranı olduğunu biliyordum, bu yüzden kendisine ilgilenip ilgilenmeyeceğini sordum," diyor

Siber-casusluk çağında nostaljik hale gelen James Bond, 50. yılında köklerine dönmek ve klasik tadını yeniden yakalamak için İstanbul'dan daha doğru bir adres bulamazdı. Serinin estetik kaygılarını mükemmelen karşıladığı gibi, kendine özgü 'gizem & kaos' formülünü koruyan, tarihi dokusuna rağmen müze-kent intizamından hayli uzak, daima entrika zengini bu 'geçiş bölgesi'; hâlâ 20. yüzyıl usulü casus fantezilerini kışkırtan bir yer. Hele de Eminönü, ilçeye uzun süredir yolu düşmemiş bir İstanbulluya bile esrarengiz bir diyar gibi görünmeye müsait. Demek istediğim, serinin 23. filmi Skyfall'un basın toplantısına ve set ziyaretine katılmak için İstanbul'a gelen Amerikalı sinema yazarı, Bond fanatiği Alex Billington'ın, kendini üç gün boyunca 'bir Bond filminin içinde gibi' hissetmiş olmasını anlıyorum. Bilhassa da, tüm serinin en iyi ve en tanımlayıcı filmlerinden Rusya'dan Sevgilerle'nin (1963) büyük kısmı İstanbul'da çekilmişken. Okul hayatımın sekiz yılı, bu Bond klasiğinde, 007'nin sözüm ona kaçmak için kullandığı tünellere girişi olan, hatta yeraltında gizli bir Bizans şapelinin bulunduğu bir binada geçti. Hal böyleyken, "Alex, bırak bu egzotik fantezileri!" diyemiyorum açıkçası. Çoğu stüdyoda çekildiği halde, Kız Kulesi'ni kilit mekanlarından biri yapan Dünya Yetmez'i (1999), kimse bir İstanbul filmi olarak hatırlamıyor. Hatta yapımcılar bile, "49 yıldır İstanbul'a gelmemiştik," deyip duruyor. Bu kez ise, nerede bulunduklarının altını itinayla çiziyorlar. Öyle ki, dünyanın dört bir yanından 100 kadar gazeteciyi İstanbul'da ağırladılar. (Yeni popülaritemizle ilgili, durduk yere Türk bir aktrisin Altın Küre'lerde "Barış!" sloganıyla lanse edilmesine dek varan siyasi-kültürel paranoya ve komplo teorilerimi başka bir yazıya saklayayım.) Şehri 'güzellik kraliçesi' ilan eden nefis bir bahar gününde, Çırağan Sarayı'ndaki basın toplantısını ve yuvarlak masa söyleşilerini beklerken, ekipten herhangi biriyle derinlemesine bir sohbete dalmanın mümkün olmayacağını hepimiz biliyoruz. "Bilmem kiminle çalışmak nasıl bir şey?" sorularından illa ki bolca geleceğinden, cevapların yarısını at çöpe: "O da harika bir insan; bu da harika bir insan; i-na-nıl-mazzz bir ekip!" filan. Üstelik gerçekleştireceğimiz en özel söyleşide bile, sekiz gazeteci, ekipten birisiyle maksimum 10 dakika geçireceğiz. Daniel Craig'in söyleşisi, neredeyse basın toplantısı gibi. 24 kişi, Kutsal Kase'nin peşindeki Yuvarlak Masa Şövalyeleri gibi dizildik; 'Kral Arthur'u bekliyoruz. Ah işte geldi!.. Arthur değilse de Craig, Daniel Craig. Yanında, baba mirası Bond yapımcılığını sürdüren Barbara Broccoli. Daha sandalyelerine tam yerleşemeden, ilk soru 'yuvarlak masa kurdu' olduğu anlaşılan Hollandalı'dan geliyor. Gerçi magazin basınından bir arkadaşımız, heyecandan kalabalığı unutarak söyleşiyi "Öncelikle Türkiye'ye hoş geldiniz," diyerek kendisinin başlatıp tek başına yürüttüğü 'exclusive' bir etkinlik olarak algılamış ve gazetesinde öyle yayımlamış. Kişisel gazeteciliğin öncülerinden Hunter S. Thompson, "Kurmacanın en iyisi, herhangi bir türde gazetecilikten daha gerçektir," der, ama kastettiği böyle bir şey değil sanki... Neyse, biz masaya dönelim.
- Yönetmen olarak Sam Mendes'i (Amerikan Güzeli) sizin önerdiğiniz söyleniyor, doğru mu?
- Daniel Craig:
Sadece sordum, ilgileniyor mu diye. Sam'le daha önce de çalışmıştım. Nasıl bir Bond hayranı olduğunu, Bond'la büyümüş olmanın onun için ne ifade ettiğini iyi biliyordum.
- Barbara Broccoli: Çok memnunuz bu karardan. Serinin 50. yılında, bunun gelmiş geçmiş en iyi Bond filmi olmasını istiyoruz.
- Mendes daha sanatsal bir yaklaşım mı getirecek?
- D.C:
Hayır. Ama iyi filmler zaten sanatsal bir yaklaşımı barındırır. Mümkün olan en iyi yetenekleri bir araya getirdik. Bir önceki Bond filmi Quantum of Solace, kendini günümüze uyarlamaya çalışırken sıradan bir aksiyon filmine dönüşmüş ve hayal kırıklığı yaratmıştı. Quantum'un başarısızlığını, filmi çok kısa bir sürede bitirmek zorunda kalmalarına ve o dönemdeki senaryo yazarları grevine bağlıyorlar. Bu sefer temkinliler. Skyfall, her türlü para ve zaman sorunundan muaf bir proje. Broccoli anlatıyor: "Babam derdi ki, ne zaman kaybolursan, Ian Fleming'e (Bond romanlarının yazarı) geri dön. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Burası Fleming'in en sevdiği şehirdi çünkü."


ARKADAŞINA GÖNDER
James Bond'la iki gün
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz