X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Aile içi şiddeti 'kalp'lerini ortaya koyarak yeniyorlar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Aile içi şiddeti 'kalp'lerini ortaya koyarak yeniyorlar

  • Giriş Tarihi: 6.1.2013

Türkiye'nin ve Avrupa'nın en lüks butiklerinde, artık aile içi siddete maruz kalan Ankaralı kadınların ürettigi takılar satılıyor. Kalp seklindeki takılarla siddeti yeneceklerini ve magdur kadınları hayata kazandıracaklarını söyleyen Italyan girisimci Caterina Occhio "Zincirin ucuna taktıgımız kalplerimizle, siddet zincirini kırmayı hayal ediyoruz," diyor

Bırazdan okuyacagınız hikaye, kariyeri boyunca zorlu deneyimlerle yogrulmus, ciddi bir girisimcinin basarı hikayesi. Hikayenin bas kahramanı, Italyan Caterina Occhio. Yedi yıl önce Avrupa Birligi Gelisim Projeleri Fonları'ndan birine yönetici olarak atanarak Ankara'ya gelmis. Uçaktan indigi ilk gün, Esenboga Havaalanı'ndan aksam saatlerinde sehre giderken gördügü ve 'Bir kartpostal kadar güzel' olarak hatırladıgı Mamak'ı yakından tanımasıysa, hayata bakısını degistirmis. Occhio, hem kendisi hem de bölgede yasayan kadınlar için yeni bir yol çizmeye karar vermis. Tam da bu noktada; yatırım, girisim, is planı gibi terimlerin yanına vicdan, sagduyu ve sevgiyi eklemis. Böylece yüzlerce kadın için yepyeni hayaller, hedefler yaratmayı basarmıs. Hikayenin diger kahramanlarıysa, Mamak ve Tepebası mahallelerinde yasayan, çogu siddet magduru dokuz kadın. Kisisel hikayelerinde alkolik, madde bagımlısı kocalar, hastanelik oluncaya kadar yenilen dayaklar, magdur çocuklar var. Önce baba, akraba destegiyle kendi basına ayakta durma denemeleri yapmıslar, basaramayınca polise basvurup, sadece üç ay kalınabilen sıgınma evlerine girmis ve son olaraksa eski hayatlarına geri dönmek zorunda kalmıslar. Bu kısır döngüden, Occhio'nun tasarladıgı bir kalp kolye çıkartmıs onları. Yavas yavas hayatlarını degistirip rayına oturtmaya baslamıslar... Siddet magduru kadınlar haklı olarak konusmamayı ve fotograflanmamayı tercih ediyor. Occhio'nun dehasıyla ürettikleri ve Istanbul Harvey Nichols, Roma'daki Louisa Via Roma ve Paris'teki Colette basta olmak üzere dünyanın pek çok saygın magazasında satılmaya baslayan SeeMe marka kolyelerin hayatlarını degistirecegini; gelecekte her seyin daha güzel olacagını, hikayenin sonunda mutlu bir yolda yürüyeceklerine inanıyorlar. Onların umudunu paylasıp, Mamaklı kadınlarla çalısmaya baslayanlar arasında moda efsanesi tasarımcıKarl Lagerfeld'in oldugu da konusuluyor. Hikayenin bu güne kadarki kısmını, Occhio'nun agzından dinliyoruz.
- Mamak'la tanısma hikayenizi anlatır mısınız?
- 16 yıl boyunca Avrupa Birligi fonlarında yönetici olarak çalıstım. Bu görevim sırasında ihtiyaç sahiplerine is bulma ve onları tekrar hayata kazandırma konusunda uzmanlastım. Görevimiz icabı, dünyanın farklı noktalarına atanıyoruz. Ben önce Kuzey Afrika'ya gönderildim, oradan da Türkiye'ye geldim. Ankara'da altı yıl görev yaptım.
- Ankara'daki göreviniz tam olarak neydi?
- Görevim, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) ve yerel gönüllü kuruluslarla is birligi yaparak, atandıgımız bölgelerdeki yardıma muhtaç insanlara el uzatmak, hayat kosullarını düzeltmek için onlara is bulmaktı. Mamak'ta ilk çalısmaya basladıgımda, kadınlar is bulmak için bize geliyordu; ama bir sey dikkatimi çekti, hiç konusmuyorlardı. Bir çay, iki çay derken, bu kadınların is bulmak istemelerinin ardındaki gerçek neden ortaya çıkıyordu. Onlara 'Siddet var mı?' diyorduk, cevap 'Yok,' oluyordu. 'Kocan biraz içip eve gelince sana vuruyor mu?' dedigimizdeyse 'Tabii, bizim buralarda olur böyle seyler,' yanıtını alıyorduk. Aile içi siddetin, bu bölgede çok yogun yasandıgını o zaman anladık.

SÜREKLİ AĞLAMAYA DAYANAMADIM
- Nasıl bir yardımda bulunabiliyordunuz size basvuranlara?
- Tamamen özerk iki sirket kurduk. Biri Is ve Isçi Bulma Kurumu'na baglı çalısan bir is bulma sirketi, ikincisi de bir anaokulu. Is bulma sirketi aracılıgıyla 1500 kadına egitim verdik, bunlardan 350'sini de ise yerlestirdik. Siddet gören insanları, 'Haydi seni Nisantası'nda sekreter yapalım,' diyemiyorsunuz, çünkü çok ciddi özgüven sorunları, travmaları var. Çogu zaman iletisim kurmak bile zor oluyor. Ikinci olaraksa tamamen kendi bütçesi ile ayakta kalan anaokulumuzu kurduk. Çünkü kadınların ise gidip, kendi baslarına ayakta durmalarının önündeki en büyük engel çocuklarıydı. Onları güvenle bırakabilecekleri bir yer olunca, bu sorunu ortadan kaldırmıs olduk. Ama bu isin içine girdikçe öyle hikayeler, öyle hayatlar çıktı ki karsımıza, daha fazlasını yapmamız gerektigini hissettik.
- Sonra ne yaptınız?
- 2008'de DOVE (Domestic Violence Eradication- Aile Içi Siddeti Ortadan Kaldırma) sirketini kurduk. Kariyerimin hiçbir noktasında siddetle ilgili çalısmamıstım, bu konuda hiçbir bilgim yoktu. Bu yüzden Hollanda'daki konuyla alakalı kurumlardan yardım istedik. Onların sıgınma evleri ile ilgili ekspertizlerinden yararlandık, Ankara'da benzer bir sıgınma evi kurmak için Hollanda Dısisleri Bakanlıgı'ndan bütçe aldık ve Ilk Kriz Merkezi'ni kurduk. Bu merkezden önce, sıgınma evleri sadece resmi çalısma saatleri içinde çalısıyordu, yani sabah 09.00'dan aksam 17.00'ye. Ama sorun suydu ki, kadınlar kocaları iste oldugu için bu saat diliminde dayak yemiyorlardı. Daha çok sıgınma evlerinin kapalı oldugu aksam saatlerinde, Ramazan'da, resmi tatillerde dayak yiyorlardı. Polisler de yardım edemiyordu 'Bu kadınları nereye koyalım, nezarete mi?' diyorlardı haklı olarak. Ilki Ankara'da açılan ve su anda Mersin ve Adana'da pilot çalısmaları devam eden, kısa zamanda tüm Türkiye'ye yayılmasına çalıstıgımız Ilk Kriz Merkezi'nin kapıları, koca dayagından kaçan kadınlar için artık günün her saati açık. Ankara'daki 22 yatak kapasiteli kriz merkezine talep ögle yogun ki, kadınları geri çevrirmek zorunda kalıyoruz. Mucizeler yaratılıyor, ama hâlâ eksik çok. 2004 yılında yürürlüge giren kanuna göre, her 50 bin kisilik alana bir sıgınma evinin düsmesi gerekiyor, ama bu sayının çok uzagındayız. Çünkü sosyal hizmet çalısanları çok az, kimse sıgınma evlerinde çalısmak istemiyor. Bu kadar acının oldugu bir yerde durmak istemiyorlar. Mersin'deki sıgınma evinde 14 yasındaki bir kızın mutlulugunu görünce, çevirmenim aracılıgıyla sordum 'Neden bu kadar mutlusun?' diye. Kız aynı mutlulukla 'Çünkü bu gece beni kimse uyandırmayacak!' dedi. Ben de bu acının yakınında durmayı basaramadım. Oradayken sürekli aglıyordum. Düsünün, sürekli aglayan bir proje yöneticisi haline geldim. Kendim de dahil, kimseye faydası dokunmaz hale gelmistim.