X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Dolap'tan çıktı mı çıkmadı mı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Dolap'tan çıktı mı çıkmadı mı?

  • Giriş Tarihi: 20.1.2013

Henüz üç yaşındayken reklamlarda oynamaya başlayan, sonrasında Hollywood starı olan Jodie Foster, sinemaya yaptığı katkılardan dolayı Altın Küre aldı. 50 yaşındaki Foster, ödül törenindeki konuşmasıyla hafta boyunca dillerden düşmedi

Cinsel kimliklerini ne pahasına olursa olsun inkar eden, yani 'dolaptan çıkmayan' gey ünlülere alışığız. Evli, mutlu, çocuklu hayatlar yaşıyormuş gibi yapan starlara, "Evlendim, evleniyorum, karşı cinste aradığım özellikler..." diye röportajlar veren şarkıcılara gıcık olmakta bir sıkıntı yaşamıyoruz. Ama bir de 'cam dolap' var: Michael Musto'nun dünyanın önde gelen LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, transgender) yayınlarından Out'ta 2007'de ortaya attığı kavram, özel hayatlarını açık bir şekilde yaşayan; ailelerinden, dostlarından gey olduklarını saklamayan ama toplum önünde konuyla ilgili konuşmayan ünlülerin hayat tarzını anlatmak için kullanılıyor ve biz bu ünlülere nasıl muamele edeceğimizi kestiremiyoruz. İkiyüzlülük ettikleri için kızmalı mıyız, yoksa özel hayatlarını ortaya dökmek istememelerine saygı mı duymalıyız? Jodie Foster, cam dolabın en ikonik kiracısıydı. Ta ki pazar gecesi Altın Küre ödüllerinde yaptığı konuşmaya kadar. Peki ne oldu da Foster bunca yıldır delicesine koruduğu görüntüyü tuzla buz etti? Veya etti de ne oldu? Foster, 1962'de Los Angeles'ta asker bir baba ile film endüstrisinde çalışan bir annenin çocuğu olarak doğdu. Babasının, henüz annesi ona hamileyken terk ettiği evde, kardeşleri ve bazı anlatılara göre ismini de aldığı, annesinin lezbiyen sevgilisi 'Jo Teyze' ile büyüdü. Daha üç yaşındayken reklamlarda oynamaya başlayan Foster, 13 yaşında Martin Scorcese'nin kült filmi Taksi Şoförü'nde canlandırdığı fahişe rolüyle dünya çapında bir çocuk yıldız olmuştu bile. Foster'ın kariyeri annesinin menajerliğinde ilerlerken, okul hayatı da 132'lik IQ'sunun hakkını verir bir şekilde devam etti. Önce Fransız Lisesi'nden birincilikle mezun oldu, sonra da şeref listesinde bitireceği Yale Üniversitesi'ne kaydoldu. Özel hayatının gardiyanlığını yapmaya başlamasının tohumları da Yale'de okurken başına gelen meşum olayla atıldı muhtemelen: John Hickley Jr., 1981'de Taksi Şoförü'nde izleyip kafayı taktığı Foster'ı etkilemek için ABD Başkanı Reagan'a suikast girişiminde bulundu. Hickley Jr. tutuklanıp akıl hastahanesine yatırıldı ama Foster'ın hayatını da bir açıkhava hapishanesine çevirdi. Medyanın kuşatmasından kurtulmak için okula ara veren Foster, 1982'de Esquire'a yazdığı bir açık mektup dışında konu hakkında hiç konuşmadı. Ta ki 1999'da verdiği röportajda, suikastten kendini sorumlu hissettiğini itiraf edene kadar.

HEDEF HALİNE GELDİ
Bırakın başkanın vurulmasına 'sebep olmuş', 19 yaşında içe kapanık bir dünya starını, 80'ler Amerikası'nda hayat sıradan bir lezbiyen için bile yeterince zordu. Harvey Milk suikastı ve onu takip eden AIDS salgını korku kültürünü ve ayrımcılığı körüklerken, LGBT toplumu da üyelerini aktivizme davet ediyordu. Foster hiçbir zaman bu mücadelenin görünen bir yüzü olmadı. 80'lerin sonu ve 90'lar, Foster'ın yıldızının en çok parladığı yıllar oldu. 1989'da Sanık'taki tecavüz mağduru; 1991'de de Kuzuların Sessizliği'ndeki FBI ajanı rolüyle en iyi kadın oyuncu Oscar ödüllerini aldı. Kuzuların Sessizliği, başarısına rağmen tek yanlı trans seri katil portresiyle homofobik ve transfobik bir filmdi. Foster, LGBT toplumunun eleştirilerinin hedefi haline geldi, New York sokakları Foster'ın resminin altında 'Absolutely Queer' (Kesinlikle Eşcinsel) yazan afişlerle doldu, ama o kapalı kapılar ardında yaşamaya devam etti. 1992'deki Oscar konuşması, bugün olduğu gibi özel hayatın özel kalması gerektğine dair inancını ve yarı anlaşılmaz konuşma tarzını gözler önüne seriyordu: "Seçimlerime saygı gösteren ve bu seçimlerin bana verdiği saygınlık ve güçten korkmayan herkese teşekkür ederim". Aslında Foster'ı anlamak için filmleri yeterince ipucu veriyor belki de: Kuzuların Sessizliği'nde erkekler kulübünde kendi ayakları üstünde duran zeki bir yeniyetme; Nell'de kimsenin anlamadığı bir dilde konuşan bir münzeviydi. İlk
yönetmenliği Küçük Adam Tate'de, ileri zekalı bir çocuk ve onu babasız büyüten annesinin karşılaştıkları zorlukları anlatıyordu.
2000'lere gelip bir aile kurduğundaysa tüm dünyaya karşı ailesini korumaya çalışan cesur anne rolleriyle çıktı karşımıza: İçimdeki Yabancı, Panik Odası, Uçuş Planı... Foster'ın istisna romantik filmleriyse ona hayatının belki de en önemli iki aşkını hediye edecekti: 1993'te Sommersby'yi çekerken tanıştığı yapımcı Cydney Bernard'la bir aile kurdu ve iki çocuk sahibi oldu. 2008'de ayrılmalarına rağmen çocuklarını beraber büyütmekten de vazgeçmedi. 1994'ün Maverick'iyse ona tüm dünyanın 'homofobik, seksist ve ırkçı' olduğunu haykırdığı zamanlarda bile terketmeyeceği ve en son filmi Kukla'da da başrolü verdiği en yakın arkadaşı Mel Gibson'i kazandırdı. Foster, Gibson'la olan dostluğu için de LGBT toplumun hedefi haline geldi. 2007'de Out dergisinin 'cam dolap' kapağındaydı. Derginin yayımlanmasından bir süre sonra bir endüstri ödülünü kabul ederken "İyi günde, kötü günde hep yanımda olan benim güzel Cydney'im," diyerek partnerine teşekkür ettiyse de pek kimselere yaranamadı. Foster'ın dünyaya açılmasıysa geçtiğimiz pazar Altın Küre ödüllerinde gerçekleşti. Sahneye bir sinema ikonu, bir anne, 50 yaşında bir lezbiyen, özel hayatını korumayı hayatının odak noktası haline getirmiş bir entelektüel ve her şeyden mühimi kendi deyimiyle 'anlaşılmak ve artık yalnız olmamak isteyen' bir insan olarak çıktı. Tüm bu roller bir ağızdan konuşurken de tökezledi, toplum önünde açılan diğer LGBT ünlülere üstten bakan, onları en dandik reality şovlarla aynı kefeye koyan bir duruma düştü.

MÜCADELEDE YER ALMADI
Evet, Foster haklı. Ekranda giderek artan sayıda LGBT karakterlerin olduğu, Obama'nın gey evliliğe destek verdiğini açıkladığı bugünün Amerikası'nda "Geyim!" diye bağırmaya gerek yok. Ama bu noktaya gelinebilmesinin sebebi yıllarca mücadele veren aktivistler ve onlara destek veren sanatçılar. Foster bu mücadelede yoktu. Olsaydı çok insanın hayatını değiştirebilirdi, yapmadı. Belli olmaz, Clarice belki bundan sonra bağıran kuzuları kurtarır. Foster'ın konuşmasını izleyen tek bir LGBT çocuk bile kendini iyi hissetse her şeye değmez mi?

BİNNAZ SAKTANBER