X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ölümle emekli olan haberci
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ölümle emekli olan haberci

  • Giriş Tarihi: 20.1.2013

Ömrünün son demlerine kadar haber vermeye and içmiş yarım asırlık gazeteci Mehmet Ali Birand, aramızdan sakince ayrıldı. Birand, kendi ölüm haberini bile bültenine yakıştıracak kadar iyi bir haberciydi.

Olağanüstü azmi ve enerjisiyle gençlere taş çıkartan ihtiyar delikanlı, Pankreas kanseri olduğunu öğrendikten sonra hayatının son aylarını huzur ve keyifle geçirmek için aldığı yelkenlisiyle Akdeniz'de Batı'ya doğru ilerliyor. Batı'ya gidilerek güneşe ulaşılamayacağını biliyor elbette. Zaten kendine kalsa, yeni bir gündoğumuna ihtiyaç duymayacak kadar yaşamış, hem de iyi yaşamış.

Ömrünün son demlerine kadar haber vermeye 'bir and' içmiş yarım asırlık gazeteci, Türkiye'nin müzmin sorunu Kürt meselesinin çözüm sürecinde muhtemelen tarihe önemli bir viraj olarak geçecek cenaze töreninin haberini okuyor. Paris'te infaz edilen silahsız üç PKK'lı kadının cenazesinin Diyarbakır'da, sağduyulu bir kalabalığın katıldığı törenle toprağa verildiğini -tören çözüm sürecine katkı sağlayacağı için- optimist bir dille anlatıyor.

Türk medya tarihinde, yaşarken efsaneleşmiş nadir gazetecilerden biri olan Mehmet Ali Birand için birer paragrafta özetlediğimiz bu iki kurmaca yaşam finalinden ikisi de gerçekleşmedi. Gerçekleşmedi, zira ilkini, bir çalışma müptelası olduğu için kendisi tercih etmedi. İkinci senaryoya ise -Diyarbakır'daki cenazeden bir gün önce aramızdan ayrıldığı için- yine kendisi yetişemedi.

Türk basınının ihtiyar delikanlısı Mehmet Ali Birand, 9 Aralık 1941 gecesi İstanbul Cihangir'deki Alman Hastanesi'nde dünyaya geldi. Birand'ın anne tarafından dedesi Şerif Bey, Elazığ'ın Palu ilçesinden İstanbul'a gelmişti. Birand, aile şeceresine ilişkin bu bilgiyi ölümünden üç ay önce açıkladı. Palu'nun nüfusunun çoğu Zaza olduğu için Birand'ın dedesi de muhtemelen Zaza'ydı.

Mehmet Ali Birand, Erenköy'de üç katlı bir konakta büyüdü. Ailesi bir konaklı idi ama ev -tavan arasında farelerin dolaştığı- her tarafı dökülen bir yer olduğu ve de babası erken yaşta vefat ettiği için Birand'ın çocukluğu sefalet ve zorluklarla geçti. Anne Mürvet Hanım, 42 yaşında iki çocukla dul kalmıştı. Baba İzzet Birand, Maliye Bakanlığı Kaçakçılık Şube'de çalışırdı.

Aile, babanın üç aylıkları ile geçinmeye çalışırken Birand, ömrü boyunca bedeninde iz bırakacak bir trajedi (Malum, trajik olan iz bırakır) yaşadı. Üç yaşında iken karlı bir gece, kömür sobasının üstündeki kovayı devirince sol bacağı kaynar suyla feci biçimde yandı. Ölümden döndüğü bu olaydan sonra 5 ayrı ameliyat geçirdi. Sol bacağı, o yüzden aksıyordu.

MİT ESKİ MÜSTEŞARI DOSTUYDU

Mehmet Ali Birand, ilkokulu Erenköy'de bitirdikten sonra Galatasaray Lisesi'ne girdi. Yoksul çocuğu nasıl oldu da Galatasaray'da okuyabildi demeyin. Dışişleri'nde bürokrat olan dayısı Mahmut Dikerdem okuttu Birand'ı. 1955'te girdiği lisedeki dönem arkadaşlarından biri Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) eski müsteşarlarından Şenkal Atasagun'du. Birand'ın ölümü nedeniyle başsağlığı dilemek üzere aradığım Atasagun, "Birand dönem arkadaşımızdı. Çok değerli bir insandı. Gitmesi üzücü," dedi. Birand'ın Galatasaray'daki diğer arkadaşları oyuncu Şevket Altuğ ve Galatasaray Kulübü Başkanı Ünal Aysal'dı. Birand, 1962'de liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesi Fransızca Bölümü'ne girdi, ancak maddi zorluklar yüzünden bu okulu bitiremedi.

Gazeteciliğe, Galatasaray Lisesi'nden tanıdığı Abdi İpekçi'nin tavassutuyla 1964 yılında Milliyet'te başladı. 1971'de Milliyet'in o zamanki patronu Ercüment Karacan'ın kızı Cemre Hanım ile evlendi. Bu evlilikten bir oğulları oldu. Adını Umur koydular. Mehmet Ali Birand, ölmeden takribi 2,5 yıl önce torun sevinci de yaşadı. Umberto Ali adını verdikleri bir torunu oldu.

1971-1991 yılları arasında Belçika'da Milliyet muhabiri olarak çalışan Birand, 1985'te Türk televizyon tarihinin tartışmasız en çok markalaşmış programını -32. Gün'ü- yapmaya başladı. Bu program -şimdikiler tekrar olmak üzere- tam 28 yıldır televizyonlarda yayınlanıyor.

32. Gün'de röportaj yaptığı isimler arasında, Fransa eski Devlet Başkanı François Mitterand ve Jacques Chirac, Ürdün Kralı Hüseyin ve oğlu Kral Abdullah, Irak eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, Rusya Federasyonu eski Başkanı Mihail Gorbaçov, Boris Yeltsin, Filistin Lideri Yaser Arafat, Alman Başbakanı Helmut Kohl, Gerhard Schröder ve İngiltere eski Başbakanı Margaret Thatcher, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve
PKK Lideri Abdullah Öcalan.

Mehmet Ali Birand'ın -28 Şubat sürecinde dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir'in talimatıyla 'andıçlandığı' için- o vakitler çalıştığı SABAH Gazetesi'yle ilişkisi kesildi, Show TV'de yayınlanan 32. Gün programı da durduruldu. Yine o dönemde derin devlet tetikçilerinden Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın Birand'ın öldürmeyi planladığı da söylendi.

CNN Türk ve Posta'da çalışan Birand, 2005'te de, Kanal D Ana Haber Bülteni'nin Genel Yayın Yönetmeni ve anchormanı oldu. Bu görevi ölene kadar sürdürdü.

Demirkarıt, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat adını taşıyan belgeselleri ile de televizyon tarihine damgasını vuran Birand, meslek yaşamı boyunca pek çok ödül almış bir isim. Avrupa Konseyi Yılın Gazetecisi, TÜYAP Kitap Fuarı Yılın Yazarı, Lion Kulüpleri, Melvin Jones Fellow Ödülü ve Fransız Şövalye Nişanı ödüllerini aldı.

2008 yılında Beyazıt Öztürk'ün sunduğu Beyaz Show adlı programda canlı yayında Can Tanrıyar ile evlenen Petek Dinçöz'ün nikâh şahitliğini yaptı. Türkiye'de bir ilk olarak televizyon tarihine geçen bu evlilik, maalesef boşanma ile sonuçlandı.

Bir süre önce Pankreas kanserine yakalanan Birand, hastalığı ile ilgili ameliyatlar geçirdi ve kemoterapi gördü. Tedavisinin bir parçası olarak safra kesesindeki stentlerin değiştirilmesi için gittiği İstanbul Amerikan Hastanesi'nde yapılan ameliyat sonrasında hayatını kaybetti. Cenazesi; dün -Hrant Dink'in öldürülüşünün 6. yıldönümünde- 19 Ocak 2013'te Anadolu Hisarı Mezarlığı'na defnedildi.

Bir televizyon röportajında rüyasında kendisini mesleğe başlatan Abdi İpekçi'yi gördüğünü anlatan Birand, "Abdi Abi neredesiniz. Herkes sizi bekliyor," dediğini söyledi. Meğer 1979 senesinde bir suikasta kurban giden Abdi Ağabey'i onu beklermiş.

Birand, yediden yetmişe herkesin sevgilisi idi. Türk basınının Barış Manço'su idi. Onu, 'Madrit'in Midyat ilçesi', 'Deniz Zeki', 'Deprem pandiği yaşandı', 'Şri Lanka', 'Metropolis (metrobüs yerine) zamları', 'Belçika Adliyesi' (Beşiktaş Adliyesi yerine) gafları ile gülümseyerek hatırlayacağız.

MEDYAYI DÖLLEDİ

Rahmetli Ufuk Güldemir, yetiştirdiği gazetecilere bakarak "Medyayı dölledim," demişti. Türkiye'de kelimenin mecazi manasıyla medyayı döllemiş bir başka isim varsa o da kuşkusuz Mehmet Ali Birand'dır. İnsana yatırım yaptı, pek çok gazeteci yetiştirdi, iyi bir miras bıraktı. 'Muhafazakâr medya' olarak nitelendirilen medyanın eski kuşak mensuplarının, Birand'ın yaptığını başardığını söylemek zor.

Mehmet Ali Birand, kendi ölüm haberini bile bültenine yakıştıracak kadar iyi bir haberciydi. Çalışmayı çok seven ve 28 Şubat gibi kritik süreçlerde eğilmemiş bir gazeteci, meslek büyüğümüz olarak bize hep örnek teşkil edecek. Ne var ki insan, ömrünün son demlerini Türkiye'nin ve dünyanın hay huyundan uzak, daha sakin, huzurlu bir şekilde geçirse iyi olurdu demeden edemiyor.

James Joyce, Stephen Dedalus'un bir gününü anlattığı en zor romanı Ulysses'te şu anda hatırlayamadığım bir karakterine -muhtemelen Dedalus'a- dik gömülen ölüler hayal ettirmişti. Şayet böyle bir ölü gömme geleneği olsaydı herhalde ayakta defnedilmesi en isabetli insanlardan biri Birand olurdu. Çünkü ömrünün son demlerine kadar hem gazeteci olarak dik bir duruş sergiledi, hem de çalışarak ayakta durdu. Yatağa ameliyat için yatmak zorunda kalana kadar bitmek bilmeyen bir azimle çalıştı, hafta içi her akşam evlerimizin salonunda arzıendam eyledi. O, artık ailemizden biri gibiydi, haber sunarken her an mutfaktaki kızından su isteyecek bir baba kadar, içine girdiği evin fertlerine yakın… Öteki âlemde yolu açık olsun.