X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Karakoç'a 80. yaş armağanı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Karakoç'a 80. yaş armağanı

  • Giriş Tarihi: 27.1.2013

Şairin 80. doğum gününde Turkuvaz Kitap, Sezai Karakoç kitabı yayımladı. Sıddık Akbayır tarafından yazılan Yoktur Gölgesi Türkiye'de adlı kitapta şairin hayatı, sanatı ve düşünceleri anlatılıyor

Sezai Karakoç hakkında yazmak zordur. İki 'politik' istisna dışında röportaj vermedi; kitaplarında anlattığı düşüncelerin gazete ve dergi sayfalarında 'özet'lenmesini istemedi. Fotoğraf çektirmekten haz etmedi; sanatının, suretinin gölgesinde kaybolmasına izin vermedi. Yine de bu zor işe kalkışanlar olur. Çünkü Karakoç 'Türk şiirinin zirvelerinden, Türkçe yaşadıkça şiirleri okunacak az sayıdaki şairden' biridir. Ona rağmen olsa bile, ona kayıtsız kalınamaz. Şiirinin ve düşüncesinin derinlikleri araştırılmalı, anlaşılmaya çalışılmalıdır. Turkuvaz Kitap'ın geçtiğimiz hafta yayımladığı Sıddık Akbayır imzalı Yoktur Gölgesi Türkiye'de: Sezai Karakoç incelemesini de bu neviden bir çaba olarak değerlendirmek gerekir.

ANLAMLANDIRMAYA DEĞİL ANLAMAYA ÇALIŞIN
Türkiye'deki anakronik ideolojik kamplaşmanın sanatsal tezahürlerinden biri de 'anlama'nın yerini 'anlamlandırma'nın almasıdır. Sezai Karakoç hakkında yazılanlara baktığınızda hep aynı müstehzi ifadeyle karşılaşırsınız. Anlatıcı, şairi değil kendisini anlatır. Şairi, kendi dünya görüşü çerçevesinde bir yere oturtup, kendince konumlandırır. Tartışma hep aynı kelimelerin çevresinde döner: Muhafazakar- devrimci, sağcı-solcu, gelenekçi-yenilikçi... Sezai Karakoç gibi bütün bu kelimelerin ötesine geçmiş isimlere sıra geldiğinde bu sınıflandırma fazlasıyla sakil durur. Burada şu notu da düşmek gerekir: 'Karakoç'un siyasi yelpazenin hem sağında hem de solunda bulunanlar tarafından da sevilmesi' hikayesi, 'medeni' duruşu nedeniyledir, onun medeniyet ve özellikle 'İslam medeniyeti' hakkındaki düşünceleri nedeniyle değil. Şairin kültür ve din hakkında söyledikleri, kapitalizm ve komünizm hakkında yazdıkları, peşinde koştuğu 'insan'ı, aslında kimse için kolay yenilir, yutulur şeyler değildir. Karakoç'un bütün şiir, deneme, inceleme, anı ve hikayelerini bilmeksizin, 'diriliş' felsefesinin özüne inmeksizin yapılan bütün yorumlar beyhude bir ehlileştirme ve sahiplenme gayretidir.

NECİP FAZIL VE SEZAİ KARAKOÇ
Son günlerin bir 'diyalektik' modası da ikilik çıkarmak. Sezai Karakoç'u Necip Fazıl'la karşılaştırıp kapıştırmak. Bu iki şairin mizaçlarından ve tarzlarından yola çıkarak antagonist bir çatışma ortaya koymak. "Size bir üstad lazımsa, Necip Fazıl'ı filan bırakın, Sezai Karakoç'a bakın," demek. İki şair arasındaki kişisel meseleyi bir ideolojik mesele haline getirmek. Geldikleri yerler ve gittikleri yönler birbirinin tıpkısı değildi, evet, birleştikleri ve ayrıldıkları oldu. Ama Akbayır'ın kitabında anlattığı iki anektoda dikkat çekmek isterim: "Benim kara gözlü Sezai'm," diyen Necip Fazıl'a ve Necip Fazıl'ın cenazesinde 'polis barikatını aşarak Eyüp Sultan Camii'nin duvarına yaslanan, ancak jandarmaların itekleyerek uzaklaştırmaya çalıştığı mahzun insanlardan biri olan' Sezai Karakoç'a.

ŞİİRİ MAGAZİNLEŞTİRMEK
Bazen de işin içine magazin bulaşır. Bir Hürriyet yazarı, 'ilişki uzmanı' edasıyla şu satırları kaleme alabilir: "Kadınların kalplerine girmek, bazen muazzam bir aşk şiiri ile bile mümkün olmuyormuş!" Elbette Sezai Karakoç da bir insandır; onun da bir kişiliği ve yaşanmışlıkları vardır. Ama Mona Roza'nın kendisi için yazıldığı kadını Muazzez Akkaya sanmak, Mecnun'un çölde Leyla'yı görüp "Benim Leyla'm bu değil" demesini anlamamaktır.