X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER En önemli akıl hocalarım ev kadınları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

En önemli akıl hocalarım ev kadınları

  • Giriş Tarihi: 3.2.2013

Bu hafta vizyona giren Hükümet Kadın filminde Belediye Başkanı Xate'yi canlandıran Demet Akbağ ile Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Pazar SABAH için buluştu. Akbağ, Demircan'a iyi bir belediye başkanı olmanın inceliklerini sordu, o da 'sırlarını' anlattı

Yıl 1956... Xate Hanım, Mardin'in Midyat ilçesinin belediye reisi Aziz Veysel'in karısı. Aziz Veysel'in hayali, ilçeye su getirmek. Ama bir trafik kazasında vefat ediyor ve görevi de okuma yazma bilmeyen Xate devralıyor. Xate, bir yandan kocasının hayalini gerçekleştirmek için var gücüyle çalışıyor, diğer yandan da muhalefetle uğraşıyor. Sermiyan Midyat'ın yönettiği, bu hafta gösterime giren Hükümet Kadın'ın konusu kabaca böyle. Xate Hanım, aslında Güneydoğu'nun ilk kadın belediye başkanı Zekiye Midyat, yönetmen Sermiyan Midyat'ın da babaannesi. Midyat, filmdeki Xate Hanım rolünü Demet Akbağ'a emanet etti. Filmi izleyince gördük ki, Akbağ gerçekten 'hükümet kadın' olmuş. Kariyerinin belki de en iyi performansına imza atıyor. Biz de belediye başkanlığına iyice ısındığını düşündük ve Demet Akbağ ile Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan'ı tarihi Pera Palas Hotel'de buluşturduk. Akbağ, filmdeki tecrübeleri ışığında Demircan'a projelerini, bir gününü nasıl geçirdiğini, sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanmanın faydalarını, en çok sevdiği icraatlarını sordu. Demircan da Hükümet Kadın filmini izledi ve filmi 'bir bilen' olarak değerlendirdi.

- Demet Akbağ: Merak ediyorum, filmi nasıl buldunuz?
- Ahmet Misbah Demircan
: Çok sevdim. Bir belediye başkanı olarak benim duygularımı hissettiğinizi gördüm. Xate'nin kocasına olan aşkının daha sonra hizmet aşkına dönüşmesi ve vatandaşın geleceğine dair hizmet etme sevdası beni çok etkiledi.
- D. A: Xate, kocasının vakitsiz ölümünün acısıyla belediye başkanı olsa da, işin içine girince farklı bir durumla karşılaştığını görüyor. Tabii esas amacı kocasının şehre su getirme isteğini gerçekleştirmek, ama bir noktadan sonra belediye reisi gibi davranmaya başlıyor. Cesur ve gururlu bir kadın. Kimseye papuç bırakmıyor.
- A. M. D:
İngilizler 'şehrin babası' derler belediye başkanlarına; Osmanlı döneminde de şehremini denirmiş. Bunun sebebi de, bir belediye başkanı eğer işini sevdiyse bir baba gibi davranır. Bir belediye başkanı olarak şunu söylüyorum; evet, hizmet etme aşkını gerçekçi bir şekilde yansıtmışsınız.
- D. A: Biz de şehrin anası olduk (Gülüyor). Sermiyan (Midyat) ile konuştuğum zaman, Aziz Veysel ve ailesinin o bölgenin saygın ailelerinden olduğunu anlatmıştı. Midyat'ın her sorunuyla ilgileniyorlar. Bunun için Xate zaten bir ana gibi davranıyor. Bir kız, iki koyun karşılığı evlendiriliyorsa, ona da müdahale ediyor.
- A. M. D:
Sermiyan Bey'in çok katkısı olduğunu gördüm. Çocukluğunda iyi gözlemlemiş babaannesini. Zaten filme kendi çocukluğunu da koymuş. Ortanca kızım, ben belediye başkanı olduğumda dünyaya gelmişti. Benim yaşadıklarımı hissediyor.

BU FİLMDE BEYOĞLU'NU GÖRDÜM
- D. A: Yüksel Aytuğ filmden sonra 'Son zamanlarda izlediğim en güncel dönem filmi,' dedi. Çok hoşuma gitti bu cümle. Film hem günümüzle ilgili, ama 1956'da geçiyor.
- A. M. D:
Bu işte Türkiye'de bazı şeylerin aşılmadığını gösteriyor. Ama takdir edersiniz ki aşılıyor artık sorunlar. Ama beni bir şey daha etkiledi. Aziz Veysel arabaya kendi inancından olmayan bir din adamını alıyor ve 'Bu dünya, bizden olmayanlara kapımızı açtığımız sürece anlamlı,' diyor. İşte dedim, bu bütün dünyanın aradığı tavır. Ve bu filmde Beyoğlu'nu gördüm. Mardin, Midyat ne kadar benziyor Beyoğlu'na. Farklı dinler, diller kültürler iç içe yaşıyor. Beyoğlu'nda da öyle.
- D.A: Halkın en çok sevdiği icraatınız hangisi oldu?
- A. M. D:
En çok kentsel dönüşüm kapsamında Okmeydanı'ndaki icraatlarımız sevildi. Oranın sorunları çok karmaşıktı. Halk önceleri 'Bize tapumuzu ver, rahat edelim,' diyordu. Şimdi 'Bize evimizi yap ver,' diyor. Şunu algıladım: Bana bir görev verdiler önce, sonra bunun karşılığını görünce bir görev daha yüklediler. Halkın bana inandığını gördüm bu süreçte.
- D. A: Hayal ettiğiniz projeleri gerçekleştirmek, herhalde büyük bir mutluluk veriyordur size?
- A. M. D:
İnanılmaz mutlu oluyorum.
- D. A: Dokuz yıl içerisinde sizi mutlu eden birçok başarınız olmuştur.
- A. M. D:
Kefken Kampı var. 40 bin çocuk faydalandı. Mesela sağlık sisteminde aile hekimleri sistemine geçildi. Beyoğlu'nda aile hekimleri belediyenin yaptırdığı yerlerde hemen işe başladılar. İnsanlar, doktora giderken sıkıntı çekiyorken, hükümetin sayesinde ve belediyenin de katkısıyla bu sıkıntıdan kurtuldu. Toplumda büyük bir memnuniyet var. Okullar, kütüphaneler yapıyorsunuz...


AİDİYET HİSSİNİ YENİDEN CANLANDIRACAĞIZ
- D. A: Merak ettiğim bir şey var. Mesela projeler arasında öncelik sıralamasına nasıl karar veriyorsunuz?
- A. M. D:
Filmden örnek vereyim. Herkes su istiyor. O zaman o su gelecek. Beyoğlu için de bu böyle. Benim yaptığım bütün işlerin yüzde 90'ı, üzerinde ittifak edilmiş, istenen işler. Her gün ben arazideyim. İnsanlarla görüşüyorum. İsteklerini söylüyorlar. Aynı istekleri sık sık duyuyorsanız demek ki o isteği yerine getirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Zaten yapınca da teşekkür geliyor. Ama eğer bir belediye başkanı halkın içerisinde değilse, o zaman oturduğu yerden yanlış proje üretir ve tepki görür. Dokuz yıl boyunca bir sürü iş yaptım. Benim en önemli akıl hocalarım ev kadınları. Çünkü yerelin ihtiyacını onlar çok iyi biliyor. Toplantılara da en çok onlar katılır. Toplantıda bir anne gelir, size mahalleyi özetler.
- D. A: Mahallelerin ne tür sıkıntıları var?
- A. M. D:
Eskiden yollar, kaldırımlar konuşuluyordu. Ama altyapı çalışmalarını hallettik. Şimdi kentsel dönüşümü konuşuyoruz. Çünkü insanların binası depreme dayanıklı mı değil mi? Türkiye'de yerel yönetim kavramı medeniyeti yeniden inşa etme sürecine geldi. Çünkü bu yapılar bu haliyle güven vermiyor. Eğer insanların gündeminde bu sorun olmasaydı, başbakanımız da bu projelere start vermezdi zaten.
- D. A: Kentsel dönüşüm sadece depremle ilgili değil.
- A. M. D:
Değil. Evlerle birlikte, okulu, ibadet yeri, parkı, bahçesi, sağlık tesisleri, kültür merkezleriyle yeni bir şehir inşa etme dönüşümü.
- D. A: Peki bu dönüşüme tabi tutulan yerlerde oturan insanlar değişime ayak uydurabilecek mi?
- A. M. D:
Bana göre bir mahalle bir okul çevresidir. 1000 öğrenci varsa okulda, çevresinde 1000-1200 daire vardır. Bu 1200 haneye kültür merkezi, meydan, ibadethane, park, muhtarlık, nikah salonu inşa etmeniz gerek. Burada yetişen birey bu mahalleye ait hisseder kendini. Sonra bu birey İstanbul'un da bir parçası olabiliyor. Siz bu mekanizmayı böyle ihtiyaçlarla çözüp 4 bin kişiyi bir çatı altında deveran ettiremezseniz, koca bir şehirde yalnız hisseder insan kendini. Eskiden ne güzel mahalle kültürü vardı, şimdi yok dediğimiz nokta aslında şehirlerin plansız büyümesinden kaynaklanıyor. İnsanların semtlerine aidiyet hissi azalmış. Ama şimdi tarif ettiğim şekilde 4 bin kişinin yaşadığı, insanlara aidiyet hissi veren binlerce mahalleyi yan yana getirin, insanlar kendini yalnız hissetmez.