X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kathryn Bigelow: Kariyerinin sıfır noktasında
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kathryn Bigelow: Kariyerinin sıfır noktasında

  • Giriş Tarihi: 10.2.2013

Önceki filmi Hurt Locker/Ölümcül Tuzak'la ilk Oscar'lı kadın yönetmen olarak sinema tarihine geçen Kathryn Bigelow yeni filmi Zero Dark Thirty ile yılın en çok konuşulan ismi olma yolunda. Peki Usame bin Ladin'in öldürülmesini anlatan Oscar adayı film neden bu kadar büyük gürültü kopardı?

Tıpkı Usame bin Ladin'in yerini bulmaya çalışan CIA ajanları gibi biz de önce çeşitli fısıltılar, söylentiler duyduk. Kasım ayının son haftasında, Kathryn Bigelow'un yeni filmini bitirmesinden günler sonra eleştirmenler Los Angeles'taki karanlık bir salona girmiş ve gördüklerinden fena halde huzursuz olmuşlardı. "İşkence sahneleri var bu filmde," diyordu bazıları. "Yeni filminde Kathryn Bigelow işkenceyi estetize ediyor." Çok yakında herkesin bu sahneleri konuşacağı söyleniyordu. "Bigelow, Bush hükümetinin işkence programı olmasa Bin Ladin'in yakalanamayacağını gösteriyor. Bigelow 'Gerçeklerden yola çıkıyorum', diyerek gerçekleri çarpıtıyor. Bigelow, bildiğin Hitler'in sinemacısı Leni Riefenstahl olmuş." California doğumlu Bigelow'un Point Break, Strange Days gibi müthiş filmlerini baş tacı eden, onun gençliğinde resim eğitimi almış, yapısökümcü felsefi filmler çekmiş biri olduğunu hatırlatanlar bu dedikodulara itibar etmenin manasız olduğunu söylüyordu. Bu kadar akıllı bir kadın işkencecilerin ekmeğine yağ sürüyor olamazdı ya!

ÜÇ AŞAMALI İNFAZ SÜRECİ
Ve en sonunda film seyirciyle buluştu. Zero Dark Thirty'nin Usame bin Ladin'in infaz edilişini üç aşamalı bir süreç olarak sunduğuna tanık olduklarında en büyük korkuları onaylanmış oldu. İlk aşamada işkence var. Doktorasını yapmış, DJ'lik konusunda marifetli ajan Dan'le tanışıyoruz. Çok sevimli adam; bir maymuna yediği dondurmayı ikram edecek kadar. Ama teröristlere 'waterboarding' denilen bir işkence tekniğini uygulamaktan çekinmiyor. CIA ajanı Maya'nın macerası da bu işkence odalarında başlıyor. Bin Ladin'i yakalayan ekiple birebir görüşmeler yapan Mark Boal'ın yazdığı senaryoda Maya, soğukkanlılığıyla herkesi şaşırtıyor. Filmin ilk yarım saatindeki işkence sahnelerine tahammül etmeyi başarırsanız ikinci aşamaya geçebilirsiniz. Toplanan bilgileri değerlendirme aşamasına. Bu, "Biraz da kafamızı çalıştıralım" aşaması aslında. En son aşamada ise, bin Ladin'in yakalanışı var. Bigelow'la yapılan üç farklı söyleşiyi izledim: ABC'de Martha Raddatz'la, CBS'te Charlie Rose'la, Comedy Central'da Stephen Colbert'la konuştu. Hepsine dikkatle seçilmiş cümlelerle şunları söyledi: "Devlet işkence yaptı, evet. Biz de filmde bunu gösterdik zaten. Göstermesek tarihi çarpıtmış olurduk. Tarafsız kaldık." New Yorker'da çıkan Jane Mayer imzalı bir yazı tam da bu tarafsızlığı sorguladı: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Bush döneminde bir terör zanlısına CIA tarafından yapılan muameleyi 'işkence' olarak adlandırıp lanetlediği tarihi bir karara imza attığı aynı günlerde, teşkilatın Usame bin Ladin'i yakalama mücadelesi hakkında bir Hollywood filmi (ki bu filmin yapımcıları işkence programını "yargılamayı" istemediklerini söylüyorlar bize) Oscar'lara koşuyor. İşkence gerçekten de ahlaki olarak tarafsız bir eğlencenin malzemesi haline gelebilir mi?" Tam olarak aynı şeyi söyleyen başka biri daha var: Sloven filozof Slavoj Zizek. "İşkenceyi tarafsız olarak resmetmek, yani onun korkunç boyutlarını normalleştirmek, zaten onu onaylamaktır," diye yazıyor Zizek. Film hakkındaki en sert tarif ise The Guardian'da Bigelow'a açık mektup yazan Naomi Wolf'tan geliyor: "Guantanamo'daki mahkumlara karşı suç işleyen istihbarat ajanlarının hapse atılmasını önlemek için çekilmiş, iki saatlik şahane bir reklam filmi." Wolf daha sonra sözü Nazilerin propaganda filmi olarak kullandıkları İradenin Zaferi'nin yönetmeni Leni Riefenstahl'e getirerek noktayı koyuyor: "Riefenstahl gibi sen de büyük bir sanatçısın. Ancak bundan böyle, sonsuza dek, işkencenin destekçisi olarak hatırlanacaksın."

BIGELOW ADAY GÖSTERİLMEDİ
Akademi de (film hakkında değilse de) Bigelow hakkında böyle düşünüyor olsa gerek. Zero Dark Thirty en iyi film dalında Oscar'a aday, fakat en iyi yönetmen dalında Bigelow'un adı geçmiyor. Hurt Locker/Ölümcül Tuzak'tan sonra en çok konuşulduğu, en çok tartışıldığı, en çok sevilip nefret edildiği bugünlerde Bigelow kariyerinin sıfır noktasına ulaşmış gibi görünüyor. Ama 30 yıldır film çeken Bigelow'un işkence tartışmalarından sonra, yine zor bir konuyla yine karşımıza geleceği kesin gibi. Muhtemelen bir süre gözden kaybolacak, sessizliğe gömülecek. Ve sonra yine bir gün bir yerden dedikodular gelmeye başlayacak...

KENDİNİ İKTİDARIN YERİNE KOYMUŞ
"Bir filmin yaratıcıları nasıl olur da kendilerini olayların ne şekilde gerçekleştiğini birebir anlatma iktidarına sahip görürler? Bu iddia yaptıkları şeyin sinema olmadığını da ortaya koyuyor. Zira, bu ideolojik anlatım tekniğini, yani 'olaylar bu şekilde yaşandı' izlenimini veren estetiği, fütursuzca kullanıyorlar. Sanki her şeyi biliyorlar, görmüşler, Tanrı'nın gözüne sahipler. Bu cesaret nereden geliyor ve bunun adı nasıl sinema olabilir? Benim için, bu sinemacıların yaptığı şey son derece ideolojik ve "Biz politik film çekmedik, olaylar böyle yaşandı," türünden açıklamaları da bu ideolojinin uzantıları. Bu sinema değil, bu sinemacının kendini iktidarın yerine koyması.

SENATO SORUŞTURUYOR
Gizli bilgileri ifşa ettiği gerekçesiyle Bigelow ve filmin senaristi Boal hakkında Amerikan senatosu tarafından soruşturma açıldı. CIA de filmi eleştirdi, baştaki sahnelerin "Olguların gerçekçi bir şekilde sergilenmesi değil, bir dramatizasyon," olduğunu hatırlattı. Senatörler filmin "Gerçeklikten fazlasıyla uzak ve insanları yanlış yönlendiren" mahiyetinden dem vurdu. Maya karakterinin kaynağı olan ajanın kimliğine yönelik spekülasyonlar da cabası.