X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ne hayırlı bir evlat, oldum ne de iyi bir baba
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ne hayırlı bir evlat, oldum ne de iyi bir baba

  • Giriş Tarihi: 10.2.2013

Herkes ona 'Tuncel Baba' diyor. Bu hafta vizyona giren Mutlu Aile Defteri filminde de otoriter bir babayı canlandırıyor. Ama babalık meselesi Tuncel Kurtiz için bir yara. "Babalık yapacak ne gücüm, ne de zamanım oldu," diyor

O gür sesiyle "Nerelerdesin be festival arkadaşım?" diye kucaklaştığımızda fark ettim, uzun zamandır görüşmemişiz. Aslında her yıl, Gezici Festival sayesinde bir araya gelir, sinemadan, hayattan konuşur, özlem giderirdik. Bu yıl karşılaşamayınca Tuncel Baba bir kenara not etmiş. Tuncel Baba diyorum, ki hep öyle denir, çünkü baba adamdır. Değer verir insana, bunu da hissettirir. İnternet gençliğinin Ezel nedeniyle Tuncel Baba'yı Ramiz Dayı olarak algılamasına bakmayın. O belki 60 yıldır oyunculuk yapıyor. Başarılarının hangisini saymalı? Kuzuların Gülümseyişi filmiyle Berlin'de Gümüş Ayı aldığını mı hatırlatmalı, yoksa Peter Brook'la Mahabarata'ta çalışmasını mı? Ya da şöyle söyleyelim Mutlu Aile Defteri, oynadığı 53. Türk filmi (bu filmler arasında Sürü, Umut gibi pek çok sinema klasiğimiz var). Ki bir de yabancı filmler var. Yönetmen David Lean, biraz daha yaşasaydı Tuncel Baba'yı Marlon Brando ile karşılıklı oynarken görecektik. Yani o derece dünyanın bildiği oyuncu Tuncel Baba... Eşi Menend Kurtiz ile birlikte Etiler'deki Maria'nın Bahçesi'nde buluştuğumuzda her zamanki gibi neşeliydi. Buluşmamıza, bu hafta vizyona giren Mutlu Aile Defteri vesile oldu. Filmde, otoriter bir babayı, emekli Albay Yıldırım Taşyumruk'u canlandırıyordu. İzleyince göreceksiniz, üç çocuğunu istediği gibi yetiştirememenin öfkesini hissetmeyen beri gelsin... "Aslında ben hayırsız evlat kategorisindeyim," demesi şaşırttı beni. Şaşkınlığımı hissetmiş olacak, omzuma vurup "Baba-oğlu ilişkisi hayatta hep karşınıza çıkar. Problemlidir bu ilişki," dedi. Ama bu genel tahlil beni tatmin etmemişti. Babası Vala Kurtiz ile ilgili bir şeyler anlatmak istediğini sezdim. Bir an geçmişin defterlerini açıp açmama konusunda tereddüt yaşasam da, "Babanla ilişkin nasıldı Tuncel Baba?" sorusunu sormasam, muhabbet ilerlemeyecekti ben de sordum aklımdakileri.

BENİM İÇİN HAMO AĞA UNUTULMAZ
"Tuncel Baba dediler bana hep, genç yaşımdan itibaren de baba rollerini oynattılar. Sürü'deki baba, Hamo Ağa unutulmazdır benim için. Elinden her şeyin yitip gittiği gören, umutsuz, çırpınan sonunda oğlunu da Kızılay'da kaybeden bir baba... Aslında her baba rolünde, kendi babamdan yola çıkarım. Çünkü en çok onu tanırım."

AKAD'LA BABA OĞUL İLİŞKİMİZ VARDI
"Yılmaz Güney ile yoldaştık. Lütfi Akad'lasadece Hudutların Kanunu'nda çalışsak da, bir baba oğul ilişkisi yaşadık. Şakasıyla, disipliniyle babaydı yani. Caravaggio'yu ondan öğrendim mesela. Ama hayırsız bir evlattım, son günlerinde bir türlü yanına gidemedim. Gitmek istedim, haberler gönderdim ama hep 'Rahatsız,' dediler. Pek kabul edecek durumda değildi."

10 YIL DAHA YAŞAMAK İSTİYORUM
1 Şubat'ta doğum gününü kutladı Tuncel Baba. "Neler hissettin?" dedim, "Mutluyum," diye cevap verdi. Sağlığına dikkat ettiğini söyledi: "78 yaşına girdim. Spor yapıyorum, eşim Menend bana çok iyi bakıyor. Sigarayı bıraktım. Bir 10 yıl daha yaşamak istiyorum. Bu yıllar içerisinde ne yapabilirim diye düşünüyorum. Tiyatro için içim cız ediyor ama yapabilmem zor. Mümkün olduğu kadar sinema filminde oynamak istiyorum. Çünkü sinemada birkaç hafta çalışıp bitiriyorsunuz ve sonra köyümde oturabilirim. Dizilerde de beni yormayacak roller oynarsam, ne mutlu bana."

AVUKAT OLMAMI İSTİYORDU
"Lise 2'de okulda çakmaya başladım. Edebiyatçı olmaya karar vermişim. Kendimi Sait Faik zannettiğim günler... Bohem bir hayatın içine girdim. Ama babam iyi bir avukat olmamı istiyor. Bir de akşam yemeğinde ailenin sofrada bir arada olmasını. Çünkü iyi bir aile babası... Ama ben 20 yaşımdayım, tiyatro maceram başlamış, akşam yemeğine katılamıyorum. Annem idare etse de, bir noktadan sonra evi terk ettim. Nevizade'de bir oda tuttum. Yıllar sonra, babam İstanbul Vali Yardımcısı iken ben Yaşar Kemal'in Teneke adlı oyunda kötü bir ağayı oynuyordum. O yıllarda dayım Cumhuriyet Halk Partisi'nden milletvekiliydi. Babama Meclis'te bir gün bir vekil sormuş 'Tuncel Kurtiz'in akrabası mısınız?' diye, babam da gülerek 'O benim hayırsız oğlumdur,' demiş. Hakkaniyetli bir insandı. Menend ile evlenmeye karar verdiğimizde babamla tanıştırmıştım. Menend'e baktı baktı ve 'Kızım aptal olma, bu adamdan hayır gelmez,' dedi. Velhasıl çok karşı karşıya geldiğimiz zamanlar da oldu, çok güzel günlerimiz de. Ama ölmeden mutlu aile fotoğrafını çektirdik. Son tahlilde ne olursa olsun her baba evladını seviyor."

BABAM BANA TEMİZ BİR AD BIRAKTI
"Bizim ailede bürokrat çoktu, babam da bürokrat bir adamdı. Selanik'ten üç yaşında gelmiş. Robert Kolej'de başlıyor, sonra İzmir'de Amerikan Koleji'nde okuyor. Dedem ölünce ailenin zengin tarafıyla ilişkisi kopmuş. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne gidiyor, sonra Ankara'da bitiriyor okulu. Annemle evlenince de Mülkiye sınavlarına giriyor, kazanıyor, kaymakam oluyor. İyi bir okurdu, büyük bir kütüphanesi vardı. Şiire meraklıydı, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Nâzım Hikmet okurdu. Babam bana 'Sana temiz bir isim bırakıyorum,' dedi. Çünkü sonuna kadar doğruluktan yanaydı. Ne parti lideri, ne şu, ne bu, sadece kanunu bilirdi. Bunun için de çok sürgüne gitti. Benim hatırladığım kadarıyla Kırıkkale, Reşadiye, Kandıra, Posof, Ayvalık. Ayvalık'tan Amerika, Detroit, New York. New York'tan tekrar Türkiye. Silifke, Tarsus ve Edremit. Edremit'e geldiğimizde 14 yaşımdaydım."

BEN HİÇ BABA OLMADIM Kİ
"Ben zaten hiç baba olmadım. Ingmar Bergman, oğluna 'İyi bir baba olmadığımı biliyorum,' demiş, oğlu da 'Sen hiç baba olmadın ki kötü baba olasın,' cevabını vermiş. Ben de hiç baba olamadım. Ama bunun sebepleri arasında 1970 ve1 980 darbeleri var. İkisi de çocuklarımın doğum yıllarıdır. Darbeler yüzünden ben ne aile içinde kalabildim, ne de belirli bir kazancım oldu. 1970'teki darbe sırasında askerdeydim. Sonra Umut filmini Cannes'a takdime götürdüm, dört yıl Türkiye'ye gelemedim. Kendime geldiğimde 1980 darbesi oldu, yine savruldum. Tel Aviv, Stockholm, Paris,M ilano, New York, nerede iş bulursam oraya gittim. Şanslıydım, tiyatro ve sinema yaparak hayatımı kazandım ama normal bir aile yürütecek, babam gibi 'Her akşam aileyi sofrada görmek istiyorum,' diyecek ne gücüm, ne de zamanım oldu. Onun için genç babalara özenerek bakıyorum."

VALA KURTİZ'DEN OĞLU TUNCEL KURTİZ'E MEKTUP
"10.3.1954, Bozüyük. Tuncel, mektubun yeisten vücuduma nüzül indirtiyordu. Çok bedbaht bir baba imişim. Bir babanın vazifesi evladını bir mektepte okutmaktır. Kolay mektep aramak değildir. Leyli okulda okuyamayacağım diyen sendin. Sendeki rahatlık hiçbir okuyan çocukta yoktur. Sende hiç sıkılma yok mu? Bu kadar iradesi zayıf bir insan mısın? İzmit'te bu kadar müsait bir muhit içinde yapamadığını Anadolu Mektebin'de mi yapacaksın? Yoksa orada diploma ve not mu satılıyor? Halinin neye müncer olacağını düşünüyor musun? Derslerini yetiştiremeyen bir talebe herhangi bir oyuna zaman feda eder mi? Ederse onda akıl ve irade var denir mi? Senin mektubundaki vaatlere nasıl inanabilirim? Bütün Allah'ımdan dileğim, pek yakında inşallah babasız kalmandır. Bu yara beni çok çabuk öldürecektir. Bu acıyı ancak baba olduğunda hissedebileceksin. Gönderdiğin mektubu Kuran kitabının içine koydum. Benim bu yazımı da sen sakla. Son olarak talebini kabul ediyorum. Gelecek sene İzmit'te okuman şartıyla. Bir baba, manen ancak benim kadar yıkılabilir. Sana giderken tembihim, okuldan çıkınca doğru eve gidip yarım saat istirahatten sonra akşam yemeğine kadar derslerinle meşgul olmandır. Senin yine bildiğin gibi hareket ettiğini anladım. Sende azim ve irade noksanlığı görüyorum. Bunu takviye etmezsen, sonun çok feci olacaktır. (...) Anadolu okuluna kabul edildiğini de bildir. Taksidi doğruca mektep müdüriyetine tel veya posta ile göndereyim. Bunun benim sana yapacagım son vazife olduğunu de bil. (...) Aklını başına al. Annen ve ben çok müteessiriz. Gözlerinden öperiz. "