X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eleştirmenlerin de pişmanlıkları vardır
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eleştirmenlerin de pişmanlıkları vardır

  • Giriş Tarihi: 17.3.2013

Eleştirmenler de yanlış karar verebilir, bir kitap, film, albüm veya sergiyi değerlendirirken haksızlık edebilir, sonra da pişmanlık duyabilirler. Geçtiğimiz günlerde ABD'li bir eleştirmen beş yıl önce eleştirdiği yazarlardan özür diledi. Biz de Türkiyeli eleştirmenlere pişmanlıklarını sorduk

Alexander Nazaryan'ın ismini hiç duymamış olabilirsiniz. O duymuş olmanızı, bugün ondan çok ünlü bir romancı olarak bahsetmemizi isterdi. Ama olmadı. Herkes hayalini kurduğu yere hemen ulaşamıyor. Lakin hayal kırıklığı yaşadığımız andan itibaren yaptığımız şeyler kişiden kişiye değişiklik gösteriyor. Başarılı bir gazeteci olan Nazaryan bir menajer ayarlayıp istediği romanı satmayı başaramayınca kendine yeni bir iş bulmuş: Kitap eleştirmenliği. Eleştirilerinin yayımlandığı mecralar arasında New York Times'tan Washington Post'a pek çok mühim gazete ve dergi var. 2008 yılında Nazaryan, kendisiyle aynı yaşlarda olan, normalde editörlük yaparak hayatlarını kazanan ve ilk romanlarını yayımlamayı başaran Keith Gessen ile Nathaniel Rich hakkında bir eleştiri yazıyor. Village Voice'da çıkan yazı yenilir yutulur gibi değil, daha spotta yargılıyor: "New York'taki edebiyat dergilerinin genç editörleri romancılığa soyunmuşlar! Editörlüğe devam etmeleri kendileri açısından daha hayırlı olur." Yazının geri kalanında adeta kroşeler, aparkatlar çakarak iki genç yazarı nakavat ediyor. Ve sonra bu yaptığından büyük bir pişmanlık duymaya başlıyor. Geçen ay yayımlanan "Romanlarınızı hırpaladığım için özür diliyorum" başlıklı yazıda, o günlerdeki eleştirmenlik faaliyetini 'bir kundakçının itfaiyecilik yapmasına' benzetti Nazaryan. Ve ekledi: "Doğrudur: Romanlarından hoşlanmamıştım. Ama hoşnutsuzluğumun nedeni, bana çok benzeyen ve benim başaramadığım şeyleri başarmış bu gençlere karşı hissettiğim kıskançlıktı. Keith, Nate: Özür dilerim." Bu yazı yazıldığı sırada Nazaryan 'New York'ta Rus mafyasının faaliyetleri' hakkındaki romanını yazmaya devam ediyordu. İnşallah en sonunda yayımlatmaya muvaffak da olacak. Beş sene önceki eleştiri yazısıyla ilgili içten denemesi ise, şimdiden ona pek çok hayran kazandırmış durumda. Çünkü yazıda bir eleştirmenden beklediğiniz belki de en mühim özellikleri görüyorsunuz: dürüstlük, içtenlik ve gerçeği söyleme cesareti.

Serhan Bali (Klasik müzik)

Yalçın Tura'ya haksızlık ettiğimi düşündüm
"Yalçın Tura'nın Karacaoğlan operasını prömiyerinde izlemiş, yazdığım eleştiri yazısında operayı beğenmediğimi çok net bir dille ifade etmiştim. Yapıtı dramatik bütünlükten yoksunluğu, birbiriyle bağlantısı kurulamamış sahnelerden oluşması, solistlere vokal açıdan nerdeyse Wagneryen tarzda aşırı yüklenmesi gibi birtakım gerekçelerle epey yüklenmiştim. Bugün de aynı yorumları yapardım sanırım ama şu an düşündüğümde, o gün daha ılımlı bir dil ve üslup kullanmalıymışım diye düşünüyorum. Yalçın Tura hem kadim dostu olduğu Cemal Reşit Rey'le aramızdaki yaşayan en güçlü bağlantılardan hem de Türk ve Batı müzik dünyaları arasındaki az sayıdaki köprülerden biri. Yaşı da ileri. Kendisini o yazıyla kırdığımı düşünüyorum. Yazı yayımlandıktan sonra, babası gibi besteci olan değerli oğlu Hasan Tura telefonla arayıp 'Ağabey sen ne yaptın, Yalçın Tura gibi bir insan için bu satırları nasıl yazabildin?' şeklinde, kızgınlıkla karışık bana sitem etmişti. Yalçın Bey'le o günden bu yana yollarımız pek kesişmedi ama oğluyla aramızdaki dargınlık da uzun sürmedi. Şimdi yine çok iyi iki dostuz."

Semih Gümüş (Edebiyat)

Yekta Kopan'ın kitabının seçilmesine itiraz etmiştim ama...
"Bugüne dek yazdığım yazılarla ilgili pişmanlığım olmadı. Hemen hep değer verdiğim, beğendiğim, sevdiğim kitaplar ve yazarlar üstüne yazdığım için, bir pişmanlık içine düşmem de pek olası değildi... Ne ki, gösterdiğim bir tepkiden pişmanlık duymuşumdur. 2002 Sait Faik Hikaye Armağanı'nın Yekta Kopan'ın Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri kitabına verildiği açıklandıktan sonra, seçici kurulun kararını yanlış bulduğumu belirtmiştim ve bu da küçük bir tartışma yaratmıştı. Yaptığım açıklamadan, Yekta Kopan'ı ve kitabını ödüle değer bulmadığım gibi bir sonuç çıktığını anladım. Eleştiriyi bir tek gün bile kişiselleştirmemişken, bu tavrım yanlış olmuştu. Niyetim öyle olmasa da, bu kez sözümü iyi tartmamıştım. Benim tepkimin aslında Yekta Kopan ile ilgisi yoktu. Amacım, hem söz konusu seçici kurulun hem de pek çok seçici kurulun yaptıkları seçimlerin ve karar alma süreçlerinin sorgulanmasına neden olmaktı. Çocukluğundan beri ağzından çıkan her sözcüğü tartarak dile getirmiş birisi olarak, bu kez yanlış yapmıştım. O gün bu gün, yaptığım o açıklamanın pişmanlığını duyarım."

Ahmet Örs (Yemek)

Tir tir titreten eleştirmenlerden değilim
"Ben insanları tir tir titreten eleştirmenlerden değilim. Yazılarımı insanları yerden yere vurmak için yazmam. Zaten yemek söz konusu oldu mu, kimse bir yerin yerden yere vurulmasını okumak istemez. Okuduğu yerden kendine bir pay çıkarabiliyorsa orayı cazip bulur, yazıyı da ancak o zaman sonuna kadar okur. Yoksa hiç yazmayın daha iyi. Benim hiç yazmadığım yazılar çoktur. Gittiğim yerin elle tutulur hiçbir özelliği yoksa niye yazayım ki? Böyle yazmanın okura faydası yok, hoş bir şey de değil zaten. Üstelik mekanın sahibi bir de bana dava açacak... Ama bazen şöyle oluyor: Bir mekanı övüyorum, üstünden altı ay geçiyor, gidenler bana kalitenin çok düştüğünü söylüyorlar. Mekanın ismi aynı kalsa da sahipleri değişmiş olduğu için böyle bu. Ama bundan pişmanlık duymak söz konusu olmaz."

Cüneyt Cebenoyan (Sinema)

Lolita göndermelerini büyük bir keşif olarak yazmıştım
"Bizim Büyük Çaresizliğimiz'de Lolita'ya göndermeler yakaladığımda çok heyecanlanmıştım. Okumuş olduğum halde, kitapta zaten bu göndermenin açık bir şekilde yapıldığını unutmuşum. Bu büyük keşfimin bir keşif olmadığını yazdım sonra. Türkiyeli sanatçıların filmlerine dair yazarken daha çok zorlanıyorum. Birçoğunu tanıyorum. Okuyunca kırılıyorlar ya da seviniyorlar. Bunu tamamen aklımdan çıkarmam mümkün olmuyor. Türk filmlerine, özellikle de gençlerinkine karşı daha toleranslı olmaya çalışıyorum. Tabii film beni sinir eden cinsten değilse. Aklımdan bazen yazılarımın başına şu cümleleri koymak geçer: Bu eleştiri, benim bu film hakkımdaki şu andaki görüşümdür. İlerde farklı bir görüş oluşturma hakkımı saklı tutuyorum! Değişiyoruz. Görüşlerimiz de değişiyor. İlk yazılarımı bugün okusam herhalde hiç beğenmezdim."

Uğur Vardan (Sinema)

Belki gereksiz övgülerim olmuştur
"Yabancı filmler için elbette sorun yok; ister Tarantino'yu, ister Spielberg'ü, istersen Haneke'yi kızdır. Umurlarında mı? Ama iş yerli kanada gelince suyun rengi değişiyor. Hele ki sinemanın çok zor yapıldığı bu topraklarda, bir de adamlar (eleştirmenler yani) için özel öngösterim yapıyorsun, bakıyorsun ertesi gün gazetelere, üç-beş cümlede bütün emeğin çöpe atılmış. Bitmiyor, devamı geliyor, filmin vizyona çıktığı gün tam sayfa saldırı!.. Lakin bu işin doğası bu. Eleştirmen cephesi, her filmi nihayetinde biraz da 'Önümüzdeki bobinlere bakalım,' mantığıyla izliyor, ruhuna, kalbine ve aklına özel olarak vuranları da itinayla kaydediyor. Benim yaklaşık 23 yıla varan eleştirmenlik serüveninde pek pişmanlık duyduğum bir yazı yok. Özellikle beğenmediklerim açısından. Belki gereksiz övgülerim olmuştur. Öte yandan belli bir yaşla birlikte kalbinizin ve bakışınızın yumuşadığını hissediyorsunuz."

Ayşegül Sönmez (Çağdaş sanat)

Gökçen Cabadan'ı eleştirdim sonra işini satın aldım
"2007 yılında Gökçen Cabadan'ın, küratörlüğünü Adnan Yıldız'ın yaptığı Kasa galerideki sergide gösterilen resmi hakkında yazmıştım. Resimde, Ikea mağazasını yakıyordu. 'Küresel bir marka olan Ikea 'nın yanışını sahneleyen Cabadan modernliğin bir sembolü olan markadan öç almak istiyor. Ne var ki Mükemmel Çocuk'u da yanan Ikea 'sı gibi, ithal Ikea mobilyaların kendisi gibi hayli ithal duruyor,' diye yazmış, Cabadan'ın eleştirdiği standartları çökertme ihtimalini içinde barındırmasına rağmen bunu başaramadığını söylemiştim. O kadar çabuk verdiğim bir hükümdü ki bu... Bunu tam bir yıl sonra Galerist'teki solosu 'Progeria'yı gördükten sonra düşünüp ve büyük bir pişmanlık duyacaktım. Bu pişmanlığın ve yaptığım acil hükmün bedelini de bu sergiden bir resim alarak ödemeye karar verecektim. Evimin duvarında asılıdır o gün bugündür. Çünkü Cabadan'la ilgili hızlı verdiğim yanlış kararımı düzeltmenin bir yolu olacaktı bu."