X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Katiyen frikik vermeyiz!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Katiyen frikik vermeyiz!

  • Giriş Tarihi: 17.3.2013

İki ünlü yazarın yolları tam 58 yıl önce Robert Kolej'de kesişti. 1961'de mezun oldular ama dostlukları hiç bitmedi. "Biz her şeyi, memleketi, flörtöz olmadan erkeklerle arkadaş olmayı, hatta mini etekle oturup kalkmayı bile okulda öğrendik," diyen ikili hayat serüvenlerini anlattı

Dostlukları tam 58 yıl önce başlamış. Biri Türkiye'nin en çok satan yazarlarından Ayşe Kulin, diğeri genç kızların sevgilisi, çoksatan bir gençlik yazarı İpek Ongun. Her iki yazar da ortaokul ve liseyi Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde, bugünkü adıyla Robert Kolej'deokumuşlar. Üstelik yatılı okuyunca, sıkı dostlukları kendiliğinden gelişmiş, bugünlere kadar gelmiş. 1961 yılında mezun olan iki yazar tam 52 yıl sonra Pazar SABAH için Robert Kolej'in yatakhanesinde tekrar bir araya geldiler. Geldiler gelmesine ama, bu iki büyük yazarın bu kadar eğlenip, sanki o yatakhaneden hiç ayrılmamışlar gibi büyük bir hızla gençlik günlerine döneceklerini ve çekimin kahkahalarla geçeceğini tahmin etmemiştik doğrusu. Pijamalar çekilip, ranzalara çıkılınca karşımızda 14 yaşından gün almış iki genç kız vardı. Ranzadan ranzaya atlandı, çay bardakları tokuşturuldu, dedikodu yapıldı, en mahrem anılar anlatıldı, gülüşmeler hiç eksik olmadı. Bize de bu iki genç kızın kaynattığı sohbeti size aktarmak düştü...

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN!

Naylon çorap giymek için izin aldım

İpek Ongun: Ayşe'yle ilk tanışmamız ortaokulda oldu. Ayşe, Ankara Koleji'nden orta birinci sınıfa geldi, bense Ankara'dan daha önce ihsariye (ilkokulun ilk yılları) gelmiştim. Ankara'dan gelenler 10 kişi kadar vardık. Biz bu okuldan yemek yeme adabından, bir konsere nasıl gidileceğine kadar her şeyi öğrendik. Ama dayatmayla değil. Akşam yemeğine oturduğumuzda bir başta büyük sınıftan bir öğrenci, bir başta ise öğretmen olurdu. Servisi görürdük. Herkes beklerdi. Sonra öğretmen 'Afiyet olsun,' der herkes yemeye başlardı. Düşünün küçücük kızlar her gün bunu görüyor ve öğreniyordu. Kısa etekle oturup kalkma, arabaya binme, hiç frikik vermeden yaşamayı bile beden eğitimi dersinde öğrendik.
Ayşe Kulin: Bu okul bize memleketi de tanıttı. Memleketin her yerinden gelen öğrenciler vardı. Bir görgü okuluydu aynı zamanda. Akşam herkes giyinirdi, saçı başı tertemiz gelirdi yemeğe. O zaman erkekler Robert Kolej'de okurdu. Oradan bize davet gelirdi. Topluca giderdik, erkeklerle utanıp sıkılmadan ezilip büzülmeden konuşmayı, flörtöz olmadan arkadaş olmayı öğrenirdik. Bunlar bize, biz farkına bile varmadan öğretilirdi.
İ.O: Örneğin tiyatroya giderken nasıl giyineceğimizi de öğrenirdik. Bir pırtık kotla tiyatroya gitmemeyi, en azından bir kumaş pantolon, üzerine bir bluz giymeyi bilirdik. Ben ilk naylon çorap iznimi tiyatro için almıştım. Hep soket çorapla geziyorduk. Liseye geçmeden önce makyaj falan yok, soket çorap, pileli etek, dümdüz saçlar. Ben elbisemin altına naylon çorap giyebilir miyim diye, ilk kez tiyatroya gideceğim zaman annemden izin almıştım.
A.K: Yemekten sonra haftada iki, üç gece dans müziği çalardı. Bir saat kız kıza dans ederdik. Türkiye'de giyim anlamında hiçbir şeyin olmadığı yıllardı. Diplomat kızıysanız falan, dışarıdan bir şeyler gelirdi, ama bizler pazen eteğe talim ederdik. Dönecek etek ve açılacak. Altında jüponlar olur, kolalanırdı. Dans müzikği olarak rock'n roll çalardı. Erkeklerin olduğu partiler verilince hepimiz iyi dans ederdik.

11 torun, altı çocuk

Ayşe Kulin ve İpek Ongun için artık lise yılları çok geride kaldı. Ayşe Kulin'in dört oğlu, altısı kız, ikisi oğlan sekiz de torunu var. İpek Ongun'un ise iki kızı, üç de kız torunu var. Ayşe Kulin anneliği için "Bizim zamanımızda Spock diye bir yazarın kitabı vardı, 'Dört saatte bir mama verin çocuğa,' derdi. Dört saatten önce çocuk çatlasa mama vermezdik. Şimdi tam tersi çocuk ne derse yapılıyor. Bakalım nasıl olacak?" diyor. İpek Ongun ise "Şimdi anne babaların işi çok zor," diye ekliyor. İpek Ongun arkadaşı için 'Mücevherim', Ayşe Kulin İse, "Bizim bu dostluğumuz varken terapiye, psikiyatriste ihtiyacımız kalmıyor," diyor. Röportajda son söz olarak da sınıf arkadaşlarını, 2003'te kaybettiğimiz Tomris Uyar'ı anıyor ve tüm 1961 Arnavutköy Amerikan Kız Koleji mezunlarına selam gönderiyorlar.