X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Derviş gibi çileyle sınanmış
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Derviş gibi çileyle sınanmış

  • Giriş Tarihi: 7.4.2013

Onun adı Habip, Gümüşhane'nin Öbektaş Köyü'nde yaşıyor. 45 yıldır bıkmadan usanmadan kitap okuyor. Kafir deseler de, deli deseler de binlerce kitabını yaksalar da o okumaktan vazgeçmiyor. Freud'dan Montaigne'e Yunus'a kadar herkes onun zihninde cirit atıyor... İsyanıyla Don Kişot'u hatırlatıyor, öfkesiyle Deli Dumrul'u... "İnsan düşünen bir varlıktır," sözünün canlı kanlı kanıtı. Habip Soydaş'ın muhteşem trajedisini takdimimizdir!

Uzaklarda bir kasaba, bir kış günü, hava puslu. Kahvehanenin önünde sigarasını içen, yaşını başını almış bir adamla, 12-13 yaşındaki bir öğrenci konuşuyor. Çocuk soruyor: "Okumayı seviyor musun?" Adam cevap veriyor: "Okumak benim her şeyim, fırsat bulduğum an kitap okurum." Okumaya o denli düşkün bu adam Habip Soydaş. Gümüşhane'nin Öbektaş köyünde yaşıyor. İlkokul mezunu, ama 45 yıldır usanmadan kitap okuyor. 70 yaşında, hafif kırlaşmış saçlarına rağmen dinç görünüyor. Hayatın doğal akışı içerisinde çok da dikkat çekmeyen bu ademoğlunun amacı; hayatı, varoluşunu anlamak, zihninde beliren sorularına cevap bulmak. "Okumak ne işe yarar biliyor musun?" diyor: "Başkalarının fikrini kendi fikrinle kıyaslamaya yarar, kainatı tanımaya, çağ ile yarışmaya yarar." Konuştukça o sıradan ademoğlu adeta bir bilgeye dönüşüyor. Oysa ona köyde 'deli' diyorlar.

HEM DON KİŞOT HEM DELİ DUMRUL
Aslında Don Kişot'u hatırlatıyor. Peşinden ayrılmayan köpekler ve kediler onun Sanço'ları sanki. Kafa tuttuğu yel değirmenleri ise köy yerindeki cahillik ve tutuculuk. Kendine deli diyenlere karşı verdiği amansız mücadeleyle uzaktan İnce Memet'in akrabası sanki. Öfkelenince tam bir Deli Dumrul oluyor. Tabiatla olan ilişkisi Dersu Uzala'yı anımsatıyor. Bilgeliğiyle, meydan okumasıyla Kıyamet'in Walter Kurtz'u. Ama bu kadar kurmaca karaktere inat Habip Soydaş sahici ve gerçek biri. Habip Amca ile İstanbul Film Festivali'nde 10 Nisan'da gösterilecek Böyle Buyurdu Habip belgeseli sayesinde tanıştık. Münir Alper Doğan'ın çektiği belgesel onun ve okumaya düşkünlüğünün trajedisini anlatıyor. Aslında bu coğrafyada okuyan, düşünen, sorularına cevap arayan insanların düştüğü duruma muhteşem bir güzelleme... '

NEDEN BÖYLE?' DEDİ, CEVABIN PEŞİNE DÜŞTÜ
İlham verici bir insan Habip Amca, ama hayatı da bir o kadar çileli geçmiş. Zeki ve çalışkan olsa da, öğretmeninin ısrarına rağmen babası okutmamış onu. Askerliğine kadar köyünden hiç çıkmamış. Askerden sonra da çalışmak için 1960'larda Almanya'ya gitmiş, 'Batı' ile tanışmış. Kendisine reva görülen Türk işçi muamelesi karşısında ilk soru düşmüş zihnine "Neden böyle?" diye. Sonra bir başka soru... Cevaplar bulmak için kitaplara sığınmış. Doğan'ın anlattığına göre o dönemde Habip Amca'nın kafasını kurcalayan birincil meseleler sosyal adaletsizlik ve hak meselesi. Türk kütüphanelerinden kitaplar ödünç alarak sorularına cevap aramış. Ama 'okudukları ağır gelince' akıl hastanesinin yolu gözükmüş. Aslında, yaşadığı kültürel şok ile sorularına bir türlü cevap bulamamanın verdiği sıkıntı, akli dengesini alt üst eden. Doğan "Batı toplumuyla kendi toplumu arasındaki farkları düşünmek durumunda kalınca, hem üretim hem de entelektüel düzey yönünden o kadar büyük farklılıklar görüyor ki, bunu anlamaya çalışma çabası dengesini kaybetmesine yol açıyor. Ayrıca Batı'nın bu yönünü görürken acımasız ve ayrımcı yönünü de görüyor. Almanların onu eşit bir insan olarak değil sadece üçüncü dünyadan gelen vasıfsız iş gücünün önemsiz bir parçası olarak gördüğünü fark ediyor ve buna içerliyor," diyor. Ama bu alt üst oluşlara rağmen Habip Amca okumaya devam ediyor. Almanya macerası sonrasıysa yaşamına köyde devam ediyor. Fakat onu köyünde de huzurlu bir yaşam beklemiyor. Adı çıkmış ya bir kere 'deli'ye, doğru söylese de 'deli' o. Sıra dışılığı, hemşerilerine okumayı salık vermesi, insanın varoluşuna dair soruları, felsefecilerden bahsetmesinden midir nedir, 'deli' sıfatının yanına bir de komünist ekleniyor. Ama Habip Amca yılmıyor, yine okuyor, sonra da muhtarlığa aday oluyor ve seçimleri kazanıyor: "Muhtar oldum. Dilekçe verdiler, bu deli, bundan muhtar olamaz diye. Gittim mahkemeye 'Efendiler benimle konuşun, deli miyim, değil miyim anlarsınız,' dedim. Konuştular aralarında sonra mazbatayı verdiler. Ben de göreve başladım."

MUHTAR OLDU, KÖYE EĞİTİM GETİRDİ
İyi ki de başlamış. Neden mi? Muhtarlığı sırasında bir gün şehrin valisi, köyün yıkık dökük ilkokulunu ziyarete gelmiş, öğrencilerin halini görünce öğretmenlere kızmış "Nedir bu çocukların hali," diye. Habip Amca da dayanamamış, valiye çıkışmış "Ne verdin de ne istiyorsun?" demiş. Habip Amca'nın yeğeni Necip Soydaş "Sonra köyde eğitim olanakları genişledi, çok güzel oldu, eğitim gelişti, üniversite okuyan gençlerimiz bile var artık," diyerek onun sorgulayan, hak arayan karakterinin köye olan faydasını özetliyor.

KİTAPLARINI YAKTILAR
Ama buna rağmen dışlanıyor köy yerinde. Doğan, bu dışlanmanın sebebini küçük yerlerdeki zihinsel tutukluğa bağlıyor: "Söylemleriniz o küçük toplum içinde ayrıksı duruyorsa, kahvede yaptığınız bir hareket insanların gözüne batıyorsa, hemen 'normal'in dışında bir yerde konumlandırılabilirsiniz." Habip Amca, ne yapsa köylüsüne yaranamıyor. Yüzünü tabiata dönüyor. Onun dinginliğinde sorularına cevap arıyor. Köpekler ve kediler arkadaşı oluyor. Köylülerine, akrabalarına "Ben kendimi hayvanlara anlattım ama size anlatamadım," demesi de bu yüzden.

HALİNDEN KİM ANLAR?
Kendini ifade etme olanağı bulamaması, ne söylerse söylesin sürekli 'deli' diye karşı çıkılması onu bunalıma sürüklüyor. Zamanla yine akli dengesi alt üst oluyor. Ama dışarıdan "Çok kitap okuduğu için kafayı her şeye takan," biri olarak algılanıyor. Elazığ'daki hastanenin yolu görünüyor bu sefer. Doktorlar, akrabalarına Habip Amca'yı kitaplardan uzak tutmalarını salık veriyor. Ama mümkün mü? Akrabaları da son çare olarak onca yıldır biriktirdiği kitaplarını yakıyor. Oysa ne George Orwell'dan ne de onun 1984 kitabından haberdarlar. Buna çok içerliyor Habip Amca. "Bütün dünyadaki toplumların içerisinde en dahi bir insanı bile çileden çıkartan insanlar mevcuttur. Şu dünyada ciğerine hançer saplasalar dahi gül, gülemiyorsan yaralı aslan gibi sırıt. İnsanlar acımasız, dünya acımasız," diyerek yaşadıklarını sineye çekiyor. Yeni kitaplar buluyor kendine, yine okuyor. Evinde yine aksiklopedileri, sözlükleri, romanları, tarih kitapları var. Freud'dan Montaigne'e birçok düşünürün kitapları, romanlardan Felsefi Doktrinler Sözlüğü'ne bir çeşitlilik var kütüphanesinde. Son dönemde Doğan'ın anlattığına göre Türkiye'nin kuruluş tarihi, din ve felsefe konularına yoğunlaşmış. Habip Amca, ceketinin iki cebinde birer kitapla dolaşıyor. Bir de günlük gazetesini taşıyor yanında: "Sabah akşam fark etmez, fırsat bulduğum an okuyorum. Kitap okuyan herkesten kitap alıyorum. Bir yere gittim, sohbet edecek kimse yoksa, hemen cebimdeki kitabı çıkarıp okumaya başlarım." Zaman zaman, köyünden Kelkit'e gelip kahvelerde vakit geçirerek oyalanıyor. Doğan'ın babasıysa, az sayıda konuştuğu insanlardan biri. Doğan da bu sayede haberdar oluyor Habip Amca'dan ve ona beyazperdenin yolunu açan Böyle Buyurdu Habip belgeseli de bu tanışıklık sayesinde çekiliyor. Peki Habip Amca bunca olup bitenden sonra ne düşünüyor? Bir deyişle bitiriyor: "Dağları aşan bilir / Yol bulut giden bilir / Benim bu halimden ancak bu hale düşen bilir."