X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Duayene veda
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Duayene veda

  • Giriş Tarihi: 7.4.2013

Dünyaca ünlü sinema eleştirmeni Roger Ebert, geçtiğimiz cuma günü hayata veda etti. Onu yakından tanıyan Ali Arıkan, "İdolümdü," dediği Ebert'ü yazdı

Dünyanın en ünlü film eleştirmeni Roger Ebert öldü. Pulitzer kazanan ilk, Hollywood Şöhretler Kaldırımı'nda yıldızı olan tek film eleştirmeni Roger Ebert artık yok. 1999'da kanserden ölen ortağı Gene Siskel'la Amerikan televizyonunda yaptığı haftalık film eleştirisi programıyla milyonlara sanat filmlerini, bağımsız ve uluslararası yapımları sevdiren; kişisel bakış açısından ve sanata olan saygısından hiçbir zaman ödün vermeden film eleştirmenliğini halkın anlayacağı bir seviyeye indiren Ebert son yazısını yazdı. Hastalığından dolayı konuşma kabiliyetini kaybettikten sonra filmin dışına çıkıp, politika, sosyoloji ve sanatla ilgili blog yazılarını Twitter'daki yüz binlerce takipçisiyle paylaşan modern zaman filozofu ve Rönesans adamı Roger Ebert, bu dünyaya veda etti.

TOPLUMA KARŞI SORUMLUYDU
Roger Ebert benim idolümdü. Film eleştirmeni olarak her zaman Roger'ı kıstas aldım. En zor filmleri bile basit, ama anlamlı bir şekilde okuyup anlatabilme yetisine sahipti. Beğendiği filmleri ve yönetmenleri topluma kazandırmakla yükümlü hissederdi kendini. İşte bu sebepten dolayı daha adı sanı duyulmamışken Martin Scorsese denilen New Yorklu bir yönetmenin cevherini görüp, haftalarca onunla ilgili yazdı. İşte bu sebepten dolayı daha sonra tüm zamanların en iyi uzun metraj belgeseli olarak nitelendirilecek Hoop Dreams'i sonuna kadar savundu. İşte bu yüzden Gene Siskel'la programının bir bölümünü My Dinner with Andre gibi sadece iki kişinin akşam yemeği boyunca konuşmalarını anlatan bir filme ayırdı. Bu felsefesini hiçbir zaman kaybetmedi. Ramin Bahrani veya Shane Carruth gibi Amerikan bağımsız sinemasının yükselen yıldızlarına herkesten önce değer verdi. Ama profesyonellikten de öte Roger benim arkadaşımdı. Benim mentorumdu. Birbirimizi internet üzerinden 15 yıldır tanıyorduk. Arada yazışırdık. Daha sonra, 2002'de ya da 2003'te, The Godfather filminde Don Corleone'nin cenaze sahnesiyle ilgili okurlarına bir soru sordu, cevapladım. O zamanlar Londra'da oturuyordum, Chicago Sun- Times'ın internet sitesi üzerinden gönderilen mesajlarda da yaşadığınız şehri belirtme zorunluluğu vardı. Mailini "Londra'da havalar nasıl? En sevdiğim şehirdir. Cheers, R" diye bitirmişti. "Her zamanki gibi güneşli," dedim: "Ben de plajdan geliyorum; güneş kremini evde unutmuşum." "Öyle mi, Sayın Ukala," diye cevap verdi. Arkadaşlığımız o maille başladı. Bir süre sonra filmlerden çok politika, edebiyat veya felsefeyle ilgili konuşuyorduk. Günde 30 mail gönderdiği olurdu bazen; onun için bu yazıyı yazarken bile sağ alt köşede ondan bir mail gelecekmiş gibi bir his var. Ben, hem kendi blogumda hem de şimdi New York dergisinin eleştirmeni olan arkadaşım Matt Zoller Seitz'ın kurduğu The House Next Door sitesinde yazıyordum. Beni de her sene Illinois eyaletindeki Champaign-Urbana'da düzenlediği Ebertfest adlı film festivaline konuşmacı olarak davet etti. Tam o sırada editörü ve 'Ebert ailemizin' bir ferdi olan Jim Emerson'dan bir email geldi: "Roger hasta. Ameliyat olacak. Merak etmeyin." Bu ameliyat, Roger'ın alt çenesini kaybettiği operasyondu. Okurlarıyla yeniden buluştuğunda artık Roger konuşamıyordu. Ama bir şevk gelmişti. Hayata daha sıkı sıkıya tutunuyordu artık. Sitesini geliştirmek istiyordu ve beni de sitesinin ilk 'yabancı muhabiri' yaptı. Bir sene sonra Roger'la en sonunda Chicago'da yüz yüze tanıştık. Ebertfest'ten önce evine çağırdı; karısı Chaz'le birlikte dört gün boyunca Chicago'da beni ağırladılar. Chaz her şeyi son detayına kadar ayarlamıştı. Hangi restorana gidilecek, hangi müze gezilecek, hepsini onların bana verdiği çizelgeye harfiyen uyarak yaptım. Bu ilgi, festivalde de hem bana hem de diğer 'yabancı muhabirler'e ve konuklara karşı devam etti. Bu Roger'ın içinden gelen bir refleksti. Çok ünlü olmasına rağmen amiyane tabiriyle tam bir halk adamıydı. Her konuda cömert, her konuda destekçiydi. Matt'le birlikte yaptığımız Steven Spielberg belgeseli The New Yorker'da yazı konusu olunca bizden çok sevindi ve herkese duyurdu. Chicago Sun-Times'ta çıkan ilk yazımı bana kuryeyle gönderdi, "Bunu iyi sakla," diyen bir notla beraber. Yazdığım her yazıyı Twitter'da ve Facebook'ta sayısız kere paylaşır ve sayfa 'hit'lerimizi yüze katlardı. Arkadaşlarının başarısı onu mutlu ederdi çünkü.

GELSEM GÖRÜR MÜYÜM?
Ama artık yorulmuştu. Ve yorulduğu her halinden belliydi. Hastalığı çok ilerlemişti. Son zamanlardaki maillerinde o eski, eğlenceli, hayat dolu hali kalmamıştı. En son mart sonunda yazıştık. Bu sene Ebertfest'e gidemeyeceğimi söyledim. Sonra da yeni web sitesinde nasıl bir rol alacağımı konuştuk. En son maillerinden birinde gelecek seneki Ebertfest'e kesin geleceğimi tebliğ etti. "Gelirim de acaba seni görür müyüm?" diye düşünmedim değil. Roger'ı en son 1 Mayıs 2011'de gördüm. Havaalanına gitmeden Champaign- Urbana'da Chaz'le ayaküstü konuşuyorduk; laf uzadı, neredeyse uçağım kaçacak; Chaz'den Roger'a benden selam söylemesini rica ettim. "Görmeden gitme," dedi. Roger'ı buldum; etrafı her zamanki gibi hayranları ve sevdikleriyle çevriliydi. Sarıldık. Bana baktı. Elindeki not defterine "Festival çok iyiydi bu sene, değil mi?" yazdı. "Her zamanki gibi," dedim. Elimi tuttu, diğer elini de kalbine götürdü. Yeniden sarıldık. Ve birbirimize veda ettik.

ÖLÜMDEN KORKMUYORDU
2011'de çıkan otobiyografisinin son bölümüne Ebert şu cümleyle başlıyordu: "Yaklaştığını biliyorum, ama ondan korkmuyorum; çünkü ölümün öbür tarafında korkacak hiçbir şey olmadığına eminim." Kitapla ilgili Pazar SABAH'ta (9 Ekim 2011) çıkan yazımda o zaman da Roger'ın ölüme hazır olduğunu belirtmiştim. Hayatın sonunu beklemiyordu; iple de çekmiyordu. Fakat ölümün yakın olduğunun da farkındaydı. 2002'nin başlarında tiroit kanseri teşhisi konulduğundan beri bir türlü tam iyileşememişti. Ameliyatlar terapileri kovaladı; hastaneler ve rehabilitasyon merkezleri ikinci evine döndü. Alt çenesini kaybetti, yeme ve konuşma kabiliyetlerini yitirdi. Ama Roger hiçbir zaman pes etmedi. Yazmaya devam etti. Kendi hesabına göre 2012'de yazdığı 350'ye yakın eleştirisiyle 46 yıllık kariyerinin en verimli senesini yaşadı.