X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Reklamın iyisi kötüsü
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Reklamın iyisi kötüsü

  • Giriş Tarihi: 7.4.2013

Seslendirdiği reklamın Ferhat Göçer'e ettiğini Eurovision Çetin Alp'e etmemiştir, deniliyor. Arada şöyle bir fark var belki: Ferhat Göçer, kendisine antipati duyulmasına çok antrenmanlı

Geçtiğimiz hafta koca bir milletin aklını alan iki mevzu vardı: Akil İnsanlar Heyeti ve Ferhat Göçer'in Türk Telekom'un fiber internet teknolojisinin tanıtım reklamı için seslendirdiği ünlü Memleketim şarkısındaki performansı. Göçer'in, Memleketim'i, sesiyle dağları delmek suretiyle fiber kabloları döşeyecek arkadaşlara yardımcı olmak istercesine, bünyesini oktavlara kuvvet seferber ederek söyleyişi, gazete köşelerinden forumlara, bilumum internet sitesinden sosyal medyaya, tartışıldı durdu. Tartışıldı derken, eleştiri ve alay konusu oldu şeklinde ifade etmek belki de daha doğru, zira münazaranın, çıkan işe olumlu bakan tarafında pek kimse yer almıyordu. Reklamın, bir keçinin canhıraş meleyerek Ferhat Göçer'le 'kanon yaptığı' sahte bir versiyonu bile dolanmaya başladı sanal âlemde. İşin vahim yanı şu ki, bu satırların yazarı (!), 'Ferhat Göçer featuring Keçi' başlığını görene dek, internette yağmur olup yağan bu videonun bir espri olduğunu idrak edemedi ve başta markanın kullandığı viral zannetti! Esas reklamla yan yana koyduğunuzda, çok da yadırganacak bir durum değildi zira. Bu eleştiri ve mavra tufanı canına tak eden Ferhat Göçer'in Twitter'dan verdiği yanıtın da durumu kurtarmaya yardımcı olduğunu söylemek mümkün değil. Göçer'in hesabında beliren ve "Annem aradı," diye başlayıp "Hiç değişmez bu dünyanın gidişi / İte sakın kızma, havlamaktır işi / Havlamazsa inmez karnının şişi / Havlayan köpeğe taş atma oğul" dizeleriyle ilerleyen sözler; reklamı sarakaya alan kitlenin tepkisine bir de öfkeyi ekledi. Reklam yayına verildiğinden beri Trend Topic sıralamalarından inmeyen Göçer, bir kez daha listeye girdi ve kısa süre içinde sözlerini "Annem tekrar aradı... Eleştirenler başım üstüne, nasihatim malum kişi şahsına..." şeklinde yumuşatma gereği duydu. Bu vaka, Ferhat Göçer'in, sanal âlemin hışmına ilk uğrayışı değil. Ekşisözlük'te Ferhat Göçer başlığının altında yer alan 70 sayfa boyunca olumlu bir entry'yi mumla arasanız zor bulursunuz. Başından üç evlilik geçen Göçer'in boşandığı eşlerinden Dr. Berna Hocaoğlu'nun nafaka davası sırasında vermiş olduğu bir röportajda, hakkında söyledikleri, Facebook'ta 'Ferhat Göçer'den Midesi Bulananlar' başlıklı bir grup kurulmasına vesile bile olmuştu dersek, belki bir fikir verebilir. Bununla birlikte o her ne kadar, çok fazla basına çıkıp kendini ispatlamak ya da hakkındaki yanlış algıları düzeltmek gibi bir çabası olmadığını iddia etse de, verdiği hatırı sayılır sayıda röportajın pek çoğunda, illa ki bir 'antipati' sorusuyla muhatap olduğunu görüyorsunuz. "Şarkılarınızı sevenler bile sizden pek hazzetmiyor sanki?" şeklinde, pek de insanın yüzüne söylenmeyecek türden sorulara maruz kalıp duran Ferhat Göçer: Her büyük konser ya da albüm arifesinde, bir önceki röportajında söylediklerini toparlamaya, mütemadiyen yanlış bir imajı silip doğrusunu çizmeye çalışan, bu konuda dil tüylenen bir şey olsa, hakikaten dilinde tüy bitecek bir figür...

BEN HIRSLI, BEN CİL BİR İNSANIM
Oysa 2005'te Türkiye semalarına bir şimal yıldızı gibi doğmuş, hemen herkese nasip olmayan bir süratle kabul ve beğeni görmüştü. Üstelik hem doktor hem tenordu; ciddi bir başarı öyküsü olarak, enteresan bulunuyordu: 1970, Şanlıurfa'da her ikisi de eğitmen olan ebeveynlerin evladı olarak doğan Ferhat Göçer, ilkokulu dört yaşında taşındıkları İzmit'in bir dağ köyünde bitirmişti. Ortaokula Karamürsel Ereğlisi'nde, dayısının yanında başlayıp liseyi de İzmit'te tamamlamıştı. 85-86 döneminde, henüz bir ergenken tek başına İstanbul'a gelmiş, ondan sonra da hep ailesinden ayrı yaşamıştı. Hem İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni hem Devlet Konservatuarı Şan Bölümü'nü bitirmişti. İki yıl sözleşmeli olarak çalıştığı Devlet Opera ve Balesi'nden, doktorluk ihtisası için mecburi hizmetini tamamlamak üzere atandığı memleketi Şanlıurfa'ya giderken ayrılmıştı. İstanbul'a Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne genel cerrahi uzmanı olarak dönmekle kalmamış, gece hayatında şansonlardan rembetiko'lara, aryalardan türkülere, farklı dillerden ve janrlardan şarkılar söyleyerek, müzik dünyasında da kendine bir yol açmaya çalışmıştı. Nihayet ilk albümünü yaptığı ve muhtelif köşe yazarlarından aldığı övgülerle piyasaya bomba gibi düştüğü dönemde verdiği röportajlardan birinde, onu mütevazı bulduğunu söyleyen muhabire; "Değilimdir aslında. Ben çok bencil insanımdır. Çok hırslı bir insanımdır," diyordu. Devamı, müzikal açıdan yükselen bir grafikle, medya ve dinleyici kitlesiyle iletişiminde ise deneme yanılma yöntemiyle geldi. Çıkardığı albümler iyi satış grafikleri yakaladı, televizyon programları büyük reytingler elde etti, kapalı gişe konserler verdi. Gel gör ki, 'Türkiye'nin şahsa özel tek orkestrası' olarak gururla lanse ettiği Metropol Senfoni Orkestrası ile verdiği konserlerinde birlikte sahne aldığı Allessandro Safina, Al Bano Carissi, Patrizio Buanne, Michael Bolton, Emma Shapplin gibi yabancı isimlerin yanında, albümlerinde Emel Sayın, Nesrin Sipahi gibi isimlerle ve programlarına konuk ettiği sayısız sanatçıyla yaptığı düetler bile dalga konusu oldu. Son albümünde niçin alışıldığı üzere bir düet yapmadığını Müzik Gazetesi'nden Ahmet Kamil Taşkın'a şöyle açıklıyordu: "Düet meselesine bir süre ara vereceğim. 'Sürekli düet yapıyor,' diye, önce espri olarak başlayan, sonra da tadı iyice kaçan bir durum oluştu. Normalde gurur duyacağınız bir işle dalga geçilmeye başlandı ve can sıkıcı hale geldi." Karar dediğiniz vazgeçilmek içindir nitekim. İkinci albümünün çıktığı dönemde, Kayahan'ın her albüm çıkardığında, ailesiyle birlikte röportaj vermesinin kendisinde alerjik reaksiyon yarattığına dair söylediklerinden de derhal geri adım atmıştı.

GÖÇER'İN HAYATI PROJE
İkinci albümün piyasaya taze düştüğü sıralarda Sema Denker'e verdiği söyleşide, henüz son eşinden boşanmamış Ferhat Göçer olarak şöyle diyordu: "Bakın, Kayahan modeli var mesela. Artık bunu konuşmak istiyorum çünkü çok yanlış buluyorum. Hayatım boyunca asla böyle bir model olmak istemiyorum. Yanında ailesi olan bir fotoğraf karesinin içersindeki erkek olmak istemiyorum. Julio Iglesias da 70 yaşında ama adam ailesiyle bir kez fotoğraf çektirmiştir. Frank Sinatra'yı hiç öyle ailesiyle gördünüz mü, hayır. (...) Tarkan, Bilge'yle dolaşmaya ve özel hayatını bu kadar gündeme getirmeye başladığı günden itibaren o sahnede flört yeteneğini kaybetti. İbrahim Tatlıses'e bakın, kadınlarıyla ilişkileri konuşulur ama hiçbir zaman onu görüntüye taşımaz. Tarkan ne zaman sevgilisiyle öpüşürken fotoğraf çektirmeye başladı, sahnedeki büyüsünü kaybetti." Bilgi açısından da baştan aşağı yanlış olan bu beyanattan (İnsan bir solukta, arşive dalıp Iglesias'ın da, Sinatra'nın da Tatlıses'in de en az 10'ar fotoğrafını çıkarabilir) derhal viraj almakla kalmadı, son beş yıldır birlikte yaşadığı Ömür Gedik ve çocuklarından bahsetmediği neredeyse tek bir röportajına da rastlamak mümkün değil Göçer'in. Ferhat Göçer'in hayatı proje. Albüm öncesinde fan kulübünden fokus gruplar oluşturup şarkı dinletmesinden tutun, internet üzerinden orijinal beste toplayıp, amatör müzisyenlerden 400 bin dolar ederinde şarkı satın alıp bir beste bankası oluşturmaya, hemen her konserinde yeni bir atraksiyon peşinde koşmaktan, kendi yazdığı şiirlerle şarkıları harmanladığı tiyatro oyunları yazmaya; böyle bir dişle tırnakla kazıma hali görülmemiştir. Harbiye Açıkhava'da, Glee Müzikali'nden esinlenerek hazırlandığı bir konseri öncesinde verdiği, Eylül 2012 tarihli bir röportajda Yüksel Şengül'e konserin içeriğini şöyle anlatıyordu: "Glee Müzikali'nden esinlenerek hayata geçirdiğim Symphonie D'Orient ile 60 kişilik dev bir orkestrayla sahnede olacağım. Klasikleşmiş albüm şarkılarımın yanında, albüm öncesinde de seslendirdiğim aryalar, klasik Batı eserleri, aynı zamanda Amy Winehouse, Gotye, Sting, Pink Floyd gibi son dönemde dünyada en çok dinlenen şarkıcıların şarkılarını da kendi etnik sazlarımızla yorumlayacağım. Müzikal sürprizlerle dolu bir iş bu. Tahmin ediyorum ki konsere gelenlere hoş vakit geçirteceğiz." "Sürprizler olacak mı?" diye soruyordu bunun üzerine, sürprizlere doyamayan Şengül. "Elbette sürprizlerimiz var," diyordu Göçer: "Mesela büyük hayranlık duyduğum Türkan Şoray da bir aksilik olmazsa beni dinlemeye geleceğini bildirdi." (Bunun "Sürpriz var da, bana kadar var," anlamına gelen bir yanıt olduğunu düşünmeye kalmadan, evet, hemen arkasından, hayattaki en büyük hayallerinden birinin Türkan Şoray'la düet yapmak olduğunu söylüyordu.) Yine aynı konser için Habertürk'e verdiği bir başka söyleşide ise gençlere tavsiyelerini soran Mehmet Çalışkan'ı şöyle yanıtlıyordu: "Tavsiyelerde bulunmak benim haddim değil. Ben sadece şunu söyleyebilirim: Ses özelse, sahne performansı iyiyse, bunların yanında ille de yapılması gereken şunlar var: Çok sıkı şarkılar bulunmalı, PR ve imaj çalışmaları çok iyi yapılmalı, sosyal ilişkiler çok iyi olmalı. 'Ben albüm çıkardım', 'Ben video klip çektim star oldum' dönemi belki de kapanıyor. Yıldız olabilmek için kombine sanatçı olmak gerekiyor." Bu röportajların üzerinden altı ay geçti geçmedi; yıldız olabilmek için gecesini gündüzüne katan 'kombine sanatçı'mızın düştüğü şu hale bir bakın: Ha Ferhat Göçer'in şöhretle imtihanı, ha Sisifos'un laneti...