X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bostanların haşmeti başrolde!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bostanların haşmeti başrolde!

  • Giriş Tarihi: 14.4.2013

Bu hafta sonu düzenlenen Alaçatı Ot Festivali'nde şevketi bostan yani akkız, akçakız, altın dikeni, ağdiken özel muamele görüyor... Baharın en coşturan haberi, Bodrum'un benzersiz tadı Bitez Dondurması'nın Bağdat Caddesi'ni teşrifi şeklinde geliyor...

5 NİSAN CUMA
YÖNETİCİMİZ UYUYOR MU? LEVENT VEZİROĞLU RAİKA'YA ACİL EL ATSIN!
Otel roof'larına yemeğe gitmek, tarzımız değil. Ama Can Gox'un (Kaybedenler Kulübü'nde My Woman'dan Kuzey Güney'de Haydar Haydar'a; bkz dünkü yazı) Raika'nın barında söyleyeceği mesajı gelince hemen programlandık. Dedik ki Taksim trafiğinde heder olmayalım cuma cuma, akşam yemeğini de Raika'da yiyelim. Buraya daha önce hiç gelmemiştik. Mekan, Taksim'deki The Marmara'nın tepesinde (20. kat). Hakimiyet nefes kesici. Taksim meydanında sadece taksilerden oluşan 'enstalasyon', Boğaz köprüsü, bütün İstanbul emrinize amade. Dekorasyon Hakan Ezer'in elinden ve şaşırtıcı biçimde sade. Manzarayı boğmuyor, ağırlıyor. Gelgelelim yemekler... Ve servisiyle, müziğiyle, tutarlılığıyla, bir restorandan beklentimizin toplamı... Acilen ele alınmayı icap ettiriyor. Aylar önce esen Silvena Rowe rüzgarını hatırlayanlar çıkacaktır. Kendini bizim topraklarda da pek güzel pazarlayan bu kırpık platin saçlı 'seksi aşçı', buranın konsept danışmanlığını da yapmıştı. Stilize bir Osmanlı - Türk mutfağı yaratıldığı yazılıp çizilmişti. Galiba Raika'nın bahtsızlığı, Doors grubunun bu mekanı açıp daha tam oturtamadan Doğuş'ın Dream'ine teslim olması. Burayı kimse sahiplenmemiş, kimse kontrol etmemiş anlaşılan. Lezzet tartışılabilir bir şey, ama bir de ne kadar 'stilize' diye gazlansa da bir yemeğin esası var. Fava, fava değildi. Kaburga, kaburga değildi. Dana yanak, kelle çorbası için didilip hazırlanmış olan yanaktı. Müzik saçmalık derecesinde tutarsızdı; atmosfere de, yemeğe de, saate de uymuyordu. Raika'yı otel müşterisinin, Arap turistlerin filan gelip iki çay içip dört saat oturacağı bir yer olarak konumlayacaklarsa, o başka. Ama bu lokasyon, bu dekorasyon çok daha iyisini hak ediyor. Dream iş başına! Yöneticimiz uyumasın.

6 NİSAN CUMARTESİ
EBRU OMURCALI, MAKARNADAN ÖTESİNİ YAPMIŞ
Makarnanın da kitabı mı olurmuş? "Yeşillikleri yıkayın," şeklinde salata tarifi veren, "Ekmeği ikiye kesin," diye sandviç reçetesi paylaşan yemek kitaplarının yanında, bu adeta bir ilim irfan yuvası! Çorba konusunda ihtisas yapan Ebru Omurcalı, pek çok değişik çorba, yemek, hatta tatlıda makarna kullanmış. Tarifleri Filiz makarnanın sponsorluğunda derlenip Alfa Yayınları tarafından basılmış; yollardaki billboardlarda filan rastlıyorsunuzdur: Makarnanın Kitabı. Erişteli ısırgan otu, çiphortalı makarna, pazılı spagetti kek, vartabet, midyeli ve enginarlı makarna, şehriyeli tepsi oruğu, şehriyeli ciğer taplama gibi makarnadan umulmayacak ölçüde kimi alengirli, kimi basit ama değişik seçenekler görüyoruz. Makarnayı haşlayıp üstüne marketten alınma sosu dökmekten bayağı öte durumlar yani...

7 NİSAN PAZAR
ELİF ŞAFAK'TAN DERİN DEVLET ÇAĞRIŞIMLI KONTRFİLE
Pazar kahvaltısının eşlikçisi, pazar gazeteleri, ekleri... Elif Şafak, bir et lokantasında oturmuş, etrafa kaygılı gözlerle bakıyormuş: "Bırakın tadını, adını bile bilmediğim etçiller mönüden bana göz kırpıyor: Nuar! Kontrnuar (Herhalde nuarın karşıt görüşlüsü), antrikot (hiçbir fikrim yok), bodigo (İtalyan bir moda markasının andırıyor), penceta (İspanyol bir dans türü), kontrfile (kulağa karanlık geliyor, derin devlet çağrıştırıyor), gerdan (bir dansözü yakalayıp kesmişler gibi geliyor)." (Habertürk) Kontrnuar ve kontrfile komikmiş. Ama Elif Şafak antrikotun bırakın tadını, adını bile bilmiyor mu sahi? Hürriyet Pazar'ın yeni gurme yazarı da kinoa yazıp üç mekan önermiş: The House Cafe, Num Num ve Forneria. Bilin bakalım Forneria kimin? Evet, bunu da gördük: Kendi köşesinde kendi mekanını öneren yemek yazarı! İyiymiş.

8 NİSAN PAZARTESİ
ATİLLA DORSAY AYNI ZAMANDA İLK YEMEK YAZARLARINDANDIR DA...
Emek Sineması yıkımını protesto için gazetedeki köşe yazılarını kesen sevgili Atilla Dorsay, daha genç okurları hatırlamaz belki, ama ilk yemek yazarlarındandır da. Cumhuriyet'te yemek kültürü üstüne yazdığı yazılar Ağız Tadıyla adıyla toplanmıştır da (Varlık Yayınları, 1993). Sadece yemek değil, şehir ve insan hikayeleri de vardır orada: "Nişantaşına doğru giderken Konak sinemasını geçince köşede, çocukluğumuzda yaptığımız oyuncak tahta evleri anımsatan, kuleli, kemerli, alacalıbulacalı, şirin mi şirin bir ev vardır. Çağdaş Türk mimarisine geçiş döneminin belki de en önemli ismi mimar Vedat'ın 1910'lardan kalma kendi evidir bu. Zemin katında yıllardan beri küçük (60 kişilik) ama sevimli, seviyeli bir lokanta vardır, bilen bilir... Kapısındaki bir pirinç levhada Yekta Restaurant yazar ve 1950'den beri açık olduğu belirtilir. Bu yerin sahipleri Selime ve Yekta Işıtan, İstanbul'un en geniş dost çevresine sahip, toplumsal yaşamın en çok sevilen kişilerindendir." Nasıl olmasın ki... Mimar Vedat Tek'in kızı Selime ile Belçika'da elektrik mühendisliği eğitimi görmüş olan Yekta Bey, 1940'lar İstanbul'unun dilinden düşmeyen bir 'aşk hikayesi' yaşamışlardır. Çağına göre son denli modern büyümüş, ailesinin 18 yaşında Paris'e gönderdiği Selime ile bembeyaz giysileri ve 'dandy' tavırları ile tüm genç kızların yüreğini hoplatan kolejli Yekta, birbirlerine tutulmuşlar ve tüm engellere, kıskançlıklara karşın 1944'de birlikteliklerini evlilikle noktalamışlardır." Özletmeyin, Atilla Bey...

9 NİSAN SALI
FİLM FESTİVALİ'NDE GÖÇ VE PASTACILIK ÜSTÜNE BİR BELGESEL
32. İstanbul Film Festivali, Emek yıkımı yüzünden yaşananlar yüzünden her zamankinden daha hüzünlü ve daha protest bir tonda sürüyor. Pera Müzesi'nde, bu sayfanın sınırlarını doğrudan ilgilendirecek bir belgesel gösterildi: Gurbet Pastası. Hemşinlilerin göç ve pastacılık hikayesi bu. Ayşe Funda Aras'ın çektiği Gurbet Pastası, Uğur Biryol'un aynı isimdeki sözlü tarih çalışmasına dayanıyor (İletişim Yayınları). Meğer bugün bile Türkiye'deki en iyi pastane ve fırınlarda Hemşinlilerin izi varmış. Dedeleri 1800'lerde Rusya'ya gidip fırın ve pastanelerde çalışmış. Ekmek ve pasta yapımının inceliklerini öğrenmiş, kendi yerlerini açmış. Ama 1917 Ekim devrimiyle beraber hüsran... Hemen hepsi fakir biçimde dönmüş. Bu filmde beş nesil var; dedeler fotoğraflarla, torunlar tanıklıklarla...

10 NİSAN ÇARŞAMBA
ÇİYA'DA ÇAĞLA, KADIKÖY ÇARŞISINDA BİR DÜNYA TURİST...

Hava iyi oldu mu, Kadıköy Çarşısı şahlanıyor. Yeme içme alışverişi yapıp bir yandan da sokaktaki masalarda bir şeyler atıştırabileceğiniz bu kadar geniş başka çarşı yok. Beyoğlu'nda sokak masalarının toplanmasına inat, Kadıköy'de açık havada oturup yiyip içme imkanı sonsuz... Turistler de farkında ki, burası Amerikalısından Japonuna, İngilizinden Fransızına dünya haritası gibi. Çarşının değişmez medarıiftiharı olarak akla önce Çiya geliyor. Ve Çiya bu aralar bir çağla yapıyor ki, ekşimsi tatlardan hoşlananlar çıldırır. Çağla aşı, çorbamsı sulu bir yemek. İçinde minik kuzu etleri, nohut, taze sarımsak ve süzme yoğurt var. Çağlaya ilgisi, Çağla Şıkel ile Çağla Kubat fotoğrafları görmüş olmaktan ileri gitmeyenler için bile samimiyet kurulabilecek bir tat, öyle diyeyim.

11 NİSAN PERŞEMBE
BAHARIN EN ŞAHANE HABERİ: BİTEZ DONDURMASI BAĞDAT'TA!
Bundan çok değil birkaç yıl öncesine kadar, Bağdat Caddesi'nin hiç kondurmayacağınız bir sorunu vardı. Koskoca caddede, tatmin edici bir dondurmacı yoktu. 90'larda Şaşkınbakkal'daki Sini ve sonra Sinem... 2000'lerde de Caddebostan'daki Zeynel'le idare etmiştik. Ama sorbelerini hasretle andığımız Zeynel'in de üç yıl kadar önce kapanmasıyla, Mado'yu saymazsak, koskoca Bağdat Caddesi'nde özellikli bir dondurmacı olmaması inanılır gibi değildi. Evvelki yıl nihayet dondurmacılar uyandı. Birkaç şubeyle birden Cremerio Milano olsun, Girandola olsun, cadde ve sahil yolundan ona çıkan sokakları şenlendirdiler. Lera Fresca, Dondurmacci şeklinde isimler arttı. Son halka bizi ziyadesiyle mesut etti. Evet, biraz önce bu baharın en güzel haberini aldık: Bodrum'da damaklarımızı fetheden Bitez Dondurması da Şaşkınbakkal'a geliyor! Bu satırlar dolaşıma girdiğinde, geçmiş zamanda çekebileceğiz filli: Geldi! Bitez Dondurması, Bodrum'dan bilenler bilir, gerçekten üst düzey nefasettedir. Çileği Datça'daki bahçelerden gelir, karadutu dağlardan toplanır. Hele bitter çikolata ve konyaklısı çok deli bir şeydir. İçinde tombul sarhoş üzümler bulunur ve insanı şeytana uymaya sevkeder! İlk fırsatta hayırlı olsun ziyareti şart!

12 NİSAN CUMA
ALAÇATI OT FESTİVALİ: BU SENENİN OLAYI ŞEVKETİ BOSTAN
İstifno, sirken otu, hindiba, hardal otu, iğnelik, sinir otu, özlemek filizi, para otu... Geçen yıl 201'e kadar gitmiş böyle saya saya! İlk yıl 125 ayrı ot toplanmış, ikinci yıl 137 farklı ot ve evet üçüncü yıl da 201 çeşit ot kabul edişmiş jüri tarafından! Bu hafta sonu Alaçatı Ot Festivali'nin dördüncüsü düzenleniyor. En fazla otu toplayana yine ödül var, böyle meşakkatli işlerle hiç işim olmaz diyen için de envaiçeşit otla yapılmış lezzetleri tatma imkanı... Bu yılın yıldızı şevketi bostan. Öbür adlarıyla: Akkız, altın dikeni, çetmi dikeni, akçakız, kızılgöz çalısı, ağdiken, enekli, gavulya, sütlü kavulla, tüylü, dikensiz. Yeni çıkan ve bu Ot Festivali'ne hayatta en uyacak kitaplardan olan Ot var, çiçek var, sevdalığa çare var'dan (Ayşe Kilimci, Oğlak Yayınları) öğreniyoruz bu diğer isimlerini. "Ama şevketi bostan, yani bostanların şahı, ona en yaraşan addır," diyor Kilimci. Olayları yerinde tespit için yoldayız; haftaya tam da kaldığımız yerden devam ederiz...