X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Osmanlı'nın son dönemine farklı bir bakış
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Osmanlı'nın son dönemine farklı bir bakış

  • Giriş Tarihi: 14.4.2013

Sadık Albayrak, Batı Emperyalizmine Karşı Osmanlı'nın Direnişi'nde imparatorluğun son dönemindeki emperyalizm ve Batılılaşma çabalarını; Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük gibi akımları değerlendiriyor

Sadık Albayrak yılların gazetecisi ve yazarı... İlk kitabının 1971 yılında yayımlandığını düşünürsek yazı hayatı yarım asrı geride bırakmış. Bir nesil onu Milli Gazete ve Yeni Şafak gibi gazetelerde Mizan başlığı altında yazdığı günlük fıkralarla tanıdı. Haftalık ve aylık dergilerde yazdığı fikir yazılarıyla bir düşüncenin bayraktarları arasında yer aldı. Düşünceleri nedeniyle birçok kez yargılandı, hapis yattı. Ama daha da önemlisi bütün bu mücadele ve didişmeler sırasında bile ciddi akademik kitaplar üzerinde çalışmayı bırakmamasıydı, ki bu kitapların sayısı bugün 40'ın üzerinde. Sonuncusu geçtiğimiz yıl yayımlanan ve 1921-22 yıllarında yaşanan İslam Enternasyonalizmi tartışmalarını anlatan Bayrak Düştüğü Yerden Kalkar oldu. Sadık Albayrak'ın kitaplarının hemen hepsi aynı meselenin başka yönlere doğru açılan pencereleri gibi. Eserlerin temel derdi İslami düşüncenin ve Müslümanların o günkü ve bugünkü durumları. Albayrak kılı kırk yararak, adeta bir arkeolog titizliğiyle çalışır; arşivleri didik didik araştırır; dağınık ve alakasız gibi görünen belge, olay ve düşüncelerin birbiriyle irtibatını ortaya koyar ve kendi tezini bunların üzerine kurar. İz Yayınevi tarafından ilk baskısının üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen tekrar yayımlanan Batı Emperyalizmine Karşı Osmanlı'nın Direnişi kitabında olduğu gibi. Eser, önümüzdeki haftadan itibaren raflardaki yerini alacak.

HAYVAN HAKLARI FERMANI
Albayrak'ın kitabında Batı coğrafi bir kavram olarak değil, yüzyıllar içerisinde kemikleşmiş ve bilenmiş bir zihniyetin ifadesi olarak kullanılıyor. Bu zihniyetin emperyalist niteliğine vurgu yapılıyor ve bu emperyalizmin bütün coğrafi yönlerden hatta Osmanlı'nın kendi içerisinden yükselen tezahürleri ele alınıyor. Olaylar ve tartışmalar Osmanlı Devleti'nin son 10 yılında yoğunlaşıyor. Yazar, kitabının ilk bölümünde şu soruyu cevaplayarak başlıyor: Sosyalizm ve liberalizm gibi kavram ve uygulamalar, Osmanlı ülkesinde neden aynen Batı'da olduğu gibi kök salamadı? Zaman içerisinde pek çok yazar bu soruya benimsedikleri ideolojiye göre cevaplar aradılar. Kimileri şartların olgunlaşmamasından kimileri de geri kalmışlıktan yakındı. Albayrak'ın bu konudaki cevabı çok farklı. Ona göre Osmanlı geleneği yüzyıllar öncesinden, yani daha bu akımlar ortaya bile çıkmadan, sözü edilen sistemleri kendi sosyal adalet anlayışı içerisinde aşmıştı. Bu tezini açıklamak için belgelerden yararlanıyor. Albayrak'a göre çalışma saatlerini düzenleyen fermanlardan anlaşılıyor ki kapitalizmin ilk dönemlerinde ortaya çıkan ve zavallı işçileri günde 18 saate kadar çalışmaya zorlayan acımasızlık Osmanlı toplumunda hiçbir zaman ortaya çıkmamıştı. Öyle ki hamalların bir seferde taşıyabilecekleri yüklere varana değin her şey ayrıntılı bir şekilde kurallara bağlanmıştı. Diğer bazı belgelerde özellikle kriz dönemlerinde temel gıda maddelerinin fiyatları konusunda yapılan düzenlemelere yer verilmiş. Bu belgelerden anlaşılan da şu ki Osmanlı toplumu yoksul insanların fiyat artışlarından etkilenmemesi için gereken tedbirleri almak konusunda ölçüler belirlemiş. Albayrak daha da ileriye gidiyor ve kitabında bu sosyal adalet anlayışının sadece insanları değil, hayvan ve bitkiler gibi diğer canlıları kapsadığı konusunda bugüne bile ışık tutacak yaklaşımlar ortaya koyuyor. "Hayvanlar (hamalların kullandıkları atlar) sabah vaktinden ikindiye kadar çalıştırılabilir. Resmi tatil günlerinde (cuma) çalıştırılamaz. Hamallar atlara gereğinden fazla yük yükleyemez. Yükü boşalttıktan sonra atın üzerine binemez." Sadeleştirerek ve özetleyerek buraya aldığımız fermanda 'hayvanlara hizmet etmek dini işlerden biri olduğu için' gibi ibarelere rastlamak mümkün. Yazarın kendisi de bu konuda hassas... Kendisiyle yaptığımız bir görüşmede insan hakları kavramını eleştirmişti. Eleştirme nedeni bu kavramı yok sayması değil yetersiz bulmasıydı. "İyi bir sistem sadece insanların değil bütün canlıların haklarına saygılı ve dayalı olmak zorundadır," demişti.

GERİCİ İTHAMI EMPERYALİZMİN BİR OYUNU
Başta da belirttiğimiz gibi kitap Osmanlı'nın son dönemindeki tartışmalara yoğunlaşmış. Batı Emperyalizmine Karşı Osmanlı Direnişi bir tür ilk kaynak... Pek çok belge ilk kez burada yayımlanmış. Acıklıdır ki yazarın binbir emekle kitabına topladığı dökümanların birçoğuna galiba ondan sonra da dokunan olmadı; etraflıca bir çalışma yapılmadı. Kitapta geçtiğimiz yüzyıl boyunca yaygın olarak kullanılan 'gerici' kavramının nasıl olup da emperyalizmin araçlarından biri olarak doğduğu anlatılıyor. Yazara göre Batı emperyalizmin sorunu doğrudan doğruya İslam diniyledir. Onu yok edip güçsüzleştirmek için örgütlü bir kampanya yürütmektedir. Bu kampanya ya Osmanlı yazar ve idarecilerinden de katılanlar olur. İslam dini ve Müslümanlık o günkü zayıf durumun suçlusu olarak gösterilmek istenir. Bazı Osmanlı aydınları bu iddialara karşı direnir; direnenleri itibarsızlaştırmak için çok çeşitli yöntemler denenir. Gerici gibi yaftalamalar da bu yöntemlerden biridir. Kitapta tartışmalar bütün tarafların görüşlerini aksettirecek şekilde tafsilatlı bir biçimde veriliyor. Medyanın ve sanat kumpanyalarının Osmanlı toplumunu sarsmaya ve parçalamaya yönelik niyet ve çabaları anlatılıyor. Bu anlatımların hepsi Osmanlıca, Fransızca ya da İngilizce yazılmış hatıratlara dayanıyor. "Yüzyıl önce tartışılmış; olmuş bitmiş, geçip gitmiş," demeyin. Kitaptaki hemen her cümle günümüze ve günümüzün tartışmalarına atıflar içeriyor. Aradan geçen bunca zamana rağmen konuların ve üslupların çok defa aynı kalması şaşırtıcı. Yazar, on yıllar boyunca resmi tarih tezleriyle işlenmiş ve klişeleştirilmiş anlayışları tersine çeviriyor. Dönemin İslamcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük tartışmalarını alışılagelmişin dışında bir bakışla ele alıyor. Gayrimüslimler tarafından oynanan piyeslerden Volkan gazetesine, 31 Mart vakasından batının diğer kolu olarak gördüğü Rus emperyalizmine bütün konulara kendi perspektifinden bakıyor; yakıştırılan yaftalama ve suçlamaları reddediyor, neden yersiz bulduğunu söylüyor. Osmanlı devlet yapısının sarsılmasını ve bünyede meydana gelen çatlamaları pozitivizm, sosyalizm ya da liberalizm gibi moda akımların etkisinde kalmadan değerlendiriyor. Yeri geldiğinde Osmanlı toplumunda yaygınlaştırılmaya çalışılan hayat tarzını, lüks ve sefahati en acımasız biçimde eleştiriyor ve bunun nedenleriyle ilgili görüşlerini belirtiyor.

MEKTEBİ BAHRİYE'DE DİN DERSLERİ
Albayrak'ın kitabında yer verdiği bazı belgelerden anlıyoruz ki Osmanlı hava kuvvetlerinin oluşmasında, 'gerici' olmakla suçlanan ilmiye sınıfına mensup kişilerin kurduğu hayır derneklerinin büyük etkisi var. Bu derneklere mensup üyeler ilk uçağın parasını kendi aralarında toplayarak Harbiye Nezareti'ne yollamışlar. Kitabın ilk baskısı, 1980 askeri darbesinden hemen sonra yapılmıştı. Böyle olduğu halde yazar sözünü sakınmamış, askeri okullarla ilgili birçok belgeyi kitabına almış. 'Doktordan başka her şey yetiştiren Tıbbiye' gibi ironik ifadeler kullanmış. Geçtiğimiz aylarda, bu eğitimi verecek personelin yokluğu nedeniyle bazı askeri okullarda din derslerinin verilemediğine dair haberler çıktı. Bu nitelikteki personelin önemlice bir kısmı vaktiyle 'sakıncalı' bulunarak kadrodan çıkarılmıştı. Albayrak'ın kitabına aldığı bazı belgeler bu konuyla yakından ilgili. Sözgelimi, 1913 tarihli bir belgede Bahriye Mektebi'nde verilecek din dersinin özellikleri sıralanmış. Hatta 'Akaid-i Diniye' adı verilen bu derste işlenecek konular ayrıntılı bir şekilde anlatılmış.