X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yoksa yunus terapisi bir masal mı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yoksa yunus terapisi bir masal mı?

  • Giriş Tarihi: 14.4.2013

İsyan eden Yunus Peygamber'i dalgaların arasından bulup yutan, onu karnında taşıyıp tövbe ettiğinde sağ salim karaya çıkaran, gemicilere kılavuzluk eden, neşeli yunusları nasıl bilirsiniz? Uzmanlara yunusları sorduk

Erdem Danyer (27) ve Işıl Aytemiz (25) çiçeği burnunda iki veteriner. Tüm hayvanlar onlar için çok özel, ama yunusların yeri ayrı. Erdem Danyer, Türkiye'nin ilk yunus veterineri, tahmin edebileceğiniz gibi Işıl Aytemiz de ikincisi. Erdem Danyer'in varlığından yazar Buket Uzuner sayesinde haberdar olduk. Uzuner geçen yıl çıkardığı Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları-Su adlı romanında Türkiye'nin tek yunus veterinerinden bahseder. Zira bir yunus, romanın başkahramanlarından biridir neredeyse. Romanı tamamlayınca anladık ki kahramanlardan biri olan 'Türkiye'nin tek yunus veterineri' aslında kanlı canlı, yaşayan biri, Erdem Danyer'in ta kendisi. Geçtiğimiz günlerde yazar Uzuner Kaş'taki yunus parkının kapatılması için toplandığı 20 bin imzayı Kaş Belediye Başkanı'na teslim etti. Uzuner ve 20 bin imza verenlerin derdi, yunusların yaşadıkları kötü koşullardan ve esaretten kurtulması, doğal ortamlarında yaşama haklarının onlara geri verilmesi. Çünkü 'dolphinarium' diye tarif edilen bu yunus parklarında hayvanlara eziyet edildiğini ve otistik, hasta çocuklara uygulanan yunus terapilerin bilimsel bir yanı olmadığını iddia ediyor bu hayvanseverler. Peki haksızlar mı? Hem Türkiye'de hem dünyada yapılan çalışmalar bu insanların haksız olmadığını gösteriyor. Üstelik sadece yunuslara yapılan bir haksızlık söz konusu değil, 'yunus terapi'ye inanıp, ciddi paralar ödeyen kişiler de mağdur. Üstelik bu insanlar sağlıklarını da tehlike atıyor. Çünkü bu tesisler, yapıları itibarıyla hijyenik değil. Bu havuzlardan birçok hastalık kapılabilir. Ayrıca kötü koşullarda yaşayan öfkeli yunuslar da tehlikeli olabiliyor. "O şahane yaratıklar gerçekten tehlikeli mi?" diye soruyorsanız eğer, hemen yanıtlayalım: Evet. Henüz Türkiye'de yunusların insana saldırdığına dair haberler okumadık ama bu olmayacak anlamına gelmiyor. Çünkü yurtdışında insanlara saldıran, hatta bakıcılarını öldüren deniz memelileri mevcut. Doğal ortamlarında insan dostu olan yunuslar, oradan alınıp havuzlara kapatıldığında hem çok mutsuz hem de tehlikeli hale geliyor. Ha "Ama yüzleri hep gülüyor," derseniz, hatırlatmakta fayda var: Yunuslar gülmüyor, anatomileri öyle. Sözün özü, yunuslar konusunda bir kafa karışıklığımız ve bilmediklerimiz var. Hal böyle olunca Erdem Danyer ve Işıl Aytemiz'le konuşmak elzem hale geldi.

TOM VE MISHA'YI KURTARDIK
- Türkiye'nin ilk yunus veterinerisiniz. Nasıl oldu da yunuslarla ilgilenmeye başladınız?
- Erdem Danyer:
Küçükken Buket Uzuner'in kitaplarını okurdum. Sonra öğrendim ki, Hacettepe biyolojideymiş, ama sürekli çevreyi koruyacağım diye bir yerlere gidip geliyor. Onun babası memur, benim ki de. Babam beni yurtdışına gönderemiyor; o da burs buluyor ve öyle yurtdışına gidebiliyor. Sanıyorum 2008 yılıydı. Fok Badem'in olayı çıktı. Bir baktım, bu işlere su ürünleri mühendisleri bakıyor! Bir veteriner var, ama olayın başında hep mühendisler, biyologlar var. Bağlantıya geçtim hemen onlarla. Dr. Harun Güçlüsoy var, onunla konuştum. 'Bu işle ilgilenmek istiyorum,' dedim. O da beni Hollanda'daki önemli bir fok rehabilitasyon merkezine gönderdi. Orada eğitim aldım, rehabilitasyon mantığını öğrendim. Türkiye'ye döndüm ve Işıl'la çalışmaya başladık.
- Işıl Aytemiz: İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Bilimsel Araştırma Kulübü'nün başkanıydım. Kulüpten daha fazla yayın çıksın, öğrenciler bir şeyler yapsın istiyorduk. Bir gün Erdem 'Böyle bir iş var. Gelir misin?' diye sordu. 'Tabii gelirim,' dedim.

- Yunuslar ne zaman devreye girdi?
- E. D:
Işıl'la çalışmaya başladık. İstanbul'dayız ve burada fok yok. En son 1950'lerde fok varmış burada. Bu arada yunuslarda ölüp duruyor. Tam o dönem bir yunus karaya vurdu. Hemen gittim, Su Ürünleri Fakültesi'nden de bir ekip bu işle ilgileniyordu. Dediler ki 'Gel bize yardım et, bizim müdahale edemediğimiz alanlar oluyor.' Tam o sırada Tom ve Misha olayı patlak verdi. Bu iki yunus Fethiye Hisarönü'nde bir havuzda yaşıyordu. O bölgede yaşayan İngilizler bir platform oluşturup, bu yunuslara sahip çıktı. İngiliz Dolphins Angels örgütü olaya el koydu ve biz o yunusları kurtardık. O tesis de kapanmak zorunda kaldı.

- Yunus terapisi nasıl ortaya çıktı?
- E. D:
ABD deniz kuvvetlerinin bir programı var, mayın avlamak, gemilerin yanına yaklaşıp bomba patlatmak, su altında insanları etkisiz hale getirmek için yunusları eğitiyorlar. Soğuk Savaş döneminde Rusya 'Onlar yapıyorsa, biz de yaparız,' diyor ve bir yunus eğitim programı başlatıyor. Fakat sonra vazgeçiyorlar bu işten, hayvanları Karadeniz'e salıyorlar. Ve bu yunusların eğitmenleri işsiz kalıyor. İşte o Rus eğitmenler, Ortadoğu'ya, bize gelip yunus gösterileri düzenlemeye başlıyor. Sonra da bu 'yunus terapisi' olayını uyduruyorlar. Minareyi çalıp kılıfını hazırlıyorlar yani.
- I. A: Aileler otistik çocuklarını yunus terapisine getiriyor ve çocukta bir değişiklik oluyor. Ama bunun nedeni yunuslar değil. Türkiye koşulları ortada, aile ve çocuk eve kapalı kalıyor. Ama terapiye giderken çocuk uçağa biniyor, tesiste kendisi gibi başka çocuklar var, insanlar onunla ilgileniyor. Bir de suya girmek, hareket etmek kasları geliştiriyor, güçlendiriyor. Ama bunda yunusun dahli yok, aynı şey köpekle de olur.

MAYIN UZMANI YUNUSLAR
- Yunuslar mayın avlayabiliyor mu, insanları etkisiz hale getirebiliyorlar mı?
- I. A: Evet. Eğitimle çok şey yapabilirler. Yunuslar, foklar, balık değil, memeli. Ve çok farklı bir gelişmişlik seviyeleri var, beyinleri çok farklı dalgalar yayıyor, çok özel canlılar. Zekaları da çok ileri düzeyde. Öğrendikleri davranışları çok uzun süre unutmuyorlar.

- Türkiye'de yunus çalıştıran kaç merkez var?
- I. A:
10 merkez var. Ama bu merkezlerde sadece yunus yok. İki beluga (beyaz balina) var, balina Aydın vardı ya, onun türünden, Antalya'dalar. Deniz aslanları da var. Resmi rakamlara göre, toplamda 25 deniz memelisi olması lazım.

- Bu hayvanları nasıl ediniyorlar?
- E. D:
Mesela Japonya bu işin ticaretini yapıyor, bu hayvanları yakalayıp eğitip, şov için satıyorlar. Bir de artık mesela ABD'nin havuzda yetiştirdiği nesil var. Bu nesli bir süre satmaya başlayacaklar.
- I. A: Ama bu havuz nesli doğal ortamda yaşayamayacak 'Dolphinairum'larda sadece bunları tutuyoruz,' diyecekler. Ama çoğalma oranları çok düşük, çünkü o hayvanın havuzda doğum yapması fizyolojisine aykırı, belli bir kas yapısına ulaşmış olması, bunun için de belli bir mesafeyi yüzmüş olması gerek doğum yaparken. Çoğu zaman gerekli kas açıklığı sağlanmadığı için yavrular doğumda boğularak ölüyor. Doğal davranışlarını kaybettiği için yavrusuna bakmayan anneler var.

KAPLAN KAFESİNE GİRMEK GİBİ
- Neden ısrar ediliyor bu konuda o zaman?
- E. D:
Para için elbette. Yunusları gösteriye çıkararak çok ciddi paralar kazanıyorlar. Düşünün, bir yunus gösterisi 100 dolardan başlıyor. Fotoğraf çektirmek ayrı, yüzmek ayrı para... Çok büyük bir sektör. 10 günlük yunus terapilerinin fiyatlarının 3 bin 500 avrodan başladığını duyuyoruz.

- Evcil hayvanlara evde bakıyoruz ama...
- E. D:
Bunlar vahşi hayvanlar. Evcilleştirdiğimiz kültür hayvanları gibi değiller. Bir İran kedisi sokakta yaşayamaz mesela, sokak kedileriyle aynı performansı gösteremez. Yunuslar doğal ortamlarında günde 70 km yüzüyor, bir havuzda bu mümkün değil. Bu hayvanlar, Diazem'lerle sakinleştiriliyor, çok çalıştırılıyor ve yoruluyorlar. Aynı işi yapmaktan çıldırıyorlar. Bütün hayvanlarda ülser var, hepsi mide koruyucu kullanmak zorunda. Ülser stresten olur. Demek ki bu hayvan rahat değil.
- I. A: O hayvanların ekolokasyon diye bir sistemleri var. Ses dalgası gönderip, 'sonar' gibi ses dalgalarını algılıyorlar. Havuzda bunu yapamıyorlar. Dairesel yayılan ses duvara çarpıyor ve geri hayvana dönüyor! Hayvan sürekli bunu hissediyor. Bir yunusa sağlıklı doğum yapacağı alanı, şu anda dünyanın en iyisi olduğunu söyleyen ABD bile sağlayamıyor.

- Vahşi hayvanlar dediniz, yunuslar insanlara saldırabilir mi?
- I. A:
Yurtdışındaki bazı yerler katil balina dediğimiz türü de barındırıyorlar, çok ciddi vakalar var. Eğitmenlerini ısıranlar var. Bir buçuk sene oluyor, bir beyaz balina kendi eğitmenini burnu ile suyun dibine batırarak öldürdü. Bunu bir yunus da yapabilir! Çok güçlü hayvanlar, boyu 3 metre olan bir hayvandan bahsediyoruz!
- E. A: Bir de su onların alanı, onlarla baş etmenize imkan yok! İki kuyruk darbesiyle bitirir işi.
- I. A: Şöyle düşünün, bir kaplanın yanına girmeye ne kadar cesaret ediyorsanız, bence yunusun yanına girmeye de o kadar cesaret etmelisiniz. Evet, eğitilmiştir ama o anda aç olabilir, onu strese sokan bir sebep vardır, bir ses duyuyordur, huzursuzdur. Ve sizi o anda o tehlikenin kaynağı olarak gördüğünde, ne yapacağını kimse bilemez!

- Yunus parklarına gidenlere, ne söylemek istersiniz?
- I.A:
Bir hayvanı ailesinden ayırmak çok vahşice. Sizi ailenizden ayırdıklarını düşünün! Bir dolphinarium'da görmeniz gereken hiç bir standarta uymayan çukurlarda yaşayan mutsuz yunuslardır. Çünkü görmeniz gereken bu! Atlayıp hoplayan hayvanlar değil.

HAVUZA BEŞ KİŞİ GİRDİK, HEPİMİZ ENFEKSİYON KAPTIK
- İnsanlara zarar verebilirler mi?
- E. D:
Biz Tom ile Misha'nın kaldığı havuza gittik, havuzun dibinden örnek aldık. Temizlik iyi yapılmıyordu, pislik içindeydi. Aldığımız örneklerde gördük ki, insanlara bulaşan parazitler var suda yoğun olarak. Normalde çiğ balık, çiğ köfte yediğinizde bulaşacak parazitler; hani insan beynine falan yerleşenler var ya, işte o parazitler o havuzdan da çıktı. Yumurtaları vardı. Yüzerken o parazitleri yutarsanız, sonra düşünürsünüz: 'Çiğ köfte de yemedim ama bu parazit bana nereden geldi?' diye.
- I. A: O havuzların çok iyi filtrelenmesi lazım; o havuzun filtresi de çalışmıyordu. Ve ilk aldığımız örnekte çok ciddi bir kirlilik vardı. İkinci gittiğimizde, örnek alacağımızı bildikleri için suya klor basmışlardı.
- E. D: Bu kez de hayvanın gözleri klordan yanmıştı. Korneaları zedelenmişti. Bu şu demek: Siz de suya girerseniz, sizin de gözleriniz ağzınız yanacak. O suya beş kişi falan girdik, yunusları muayene etmek için, hepimizin gözleri enfeksiyon kaptı. Yunustan insana hastalık bulaşabileceği gibi, insandan yunusa da hastalık bulaşabilir. Bu tür havuzlarda çok sorun var. Mesela Tom ve Misha, ikisi de erkekti.

- Öyle mi, Misha'yı dişi zannediyordum.
- Çok normal, yunus sektörünün olayı budur. Şirin, sevimli isimler verir ve iki adet yunus bulundururlar. Hayvanların cinsel ihtiyaçları olduğu zaman size saldırmaya kalkıyorlar. Bunun önüne geçmek için de havuzlardaki hayvanlara Diazem veriyorlar.

- Hayvanlara bu tür ilaçlar veriliyor mu?
- E. D:
Biz de hayvanlara Diazem, hatta yeşil reçeteli ilaçlar veriyoruz. İnsana neden veriyorsak, hayvanlara da aynı nedenle veriyoruz. Ama bunun amacı yunuslarda farklı; öyle bir hale gelsin ki sağa sola saldırmasın. Çünkü saldırırsa çok büyük riskler var. Diazem'siz hayvanlarla çalışırken, yunusları muayene etmek için üç-beş kere dışarıya çıkardık ve her seferinde birinin elini ısırdılar. Bir inek hiçbir karşılık beklemeden bize sütünü verir. Sütünü almak için onu eğitmemize, ona bir ödül vermemize gerek yoktur. Ama yunuslar siz ona yemek verdiğiniz için o hareketi yapar. Çünkü yunuslar her zaman balıkla ödüllendirilir, bu nedenle hayvanlar her zaman açtır. Tamamen doyurulmazlar.

FLİPPER'IN EĞİTMENİ NEDAMET GETİRDİ
- Orta yaşta olanlar hatırlar, TRT'nin Flipper adlı bir dizisi vardı. Dizinin yıldızı, aynı adlı yunustu. Bizim bilmediğimiz ise şu: O dizide bir değil, tam altı yunus oynuyordu. Bu yunusların eğitmeni Richard O'Barry şimdilerde tüm enerjisini yunusların özgür olması için kullanıyor. O'Barry, ilk şoku koşullara dayanamayan yunuslardan birinin kollarında ölmesiyle yaşamış ve bir sorgulama sürecine girmiş. Ve bu sorgulama onu, tüm dünyanın dehşetle izlediği Koy/The Cove belgesini çekmeye kadar götürüyor. Bu belgeselde Japonya'da yaşanan yunus katliamı anlatılıyor. Japonlar yüzlerce yunusu bir koya topluyor, eğitmenler yetenekli bulduklarını seçtikten sonra, kalan yunuslar öldürülüyor. O'Barry ölen yunusların kanıyla kızıla kesen koyun görüntülerini de izleyici ile paylaştı.

YUNUSLAR FLÖRT EDER
- Yunusların aile kavramı var mı?
- I.A:
Evet, var. Mesela yunuslar avlanırken, bebek yunuslara göz kulak olması için bir hemşire bırakırlar.
- E.D: Bu hayvanlar çift olmadan önce flört ediyor. daha ötesi yok! Bayağı el ele flört ediyorlar. Yunus denilen memelinin ne kadar romantik olduğunu, ailesine ne kadar önem verdiğini, çocuğuna ne kadar dikkat ettiğini, yavrularına nesiller boyu taşıdığı bilgiyi aktardığını insanoğlu görüyor.

- Nereden anlıyoruz biz bunları?
- E.D:
Yunusların yaklaşık bir senelik emzirme dönemleri var. Yavrusuyla birlikte geziyor, avlanıyor. Koruyor yavrusunu. Karadeniz'de rastladığımız küçük yunusların ölüm nedeni, annenin ağa takılması. Yavru yunus yalnız kalınca bakamıyor kendisine, çünkü dalga falan olunca ya da yavru kıyıya yaklaştığında anne onu burnuyla çekiştiriyor, tehlikeden uzaklaştırıyor.

İNSANLARI KURTARDILAR
- Yunus ile köpekbalığı arasında vahşilik açısından fark var mı?
- E. D:
Çok farklılar. Yunus memeli, köpekbalığı ise balık. Tehlike açısından köpekbalığı ile kıyaslayamazsınız. Tamam, ısırır falan ama yunus gemiden düşen adamı da kurtarır, geminin önünden gidip yol gösterir, kılavuzluk yapar denizcilere. Hatta denizciler motorlarını durdururlar hayvan yorulmasın diye, hırs yapar çünkü. Doğada olduğu sürece yunus süper bir hayvan. Doğada yunus sana sataşmaz, sizi uzaktan izler.
- I. A: Şarköy'de bir olay oldu. Bir köpekbalığı kıyıya çok yaklaştı. Ve bir yunus grubu ikiye bölündü. Bir grup, köpekbalığının olduğu tarafa yüzüp onu uzaklaştırırken, diğer grup denizdeki insanları karaya doğru sürdü. Yunusların çok farklı davranış biçimleri var suyun içinde...

DOĞADA GÖRÜN
TUDAV'ın (Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı) yunus gözlemi için geziler düzenliyor. Yunus uzmanlarının eşliğinde yapılan bu gezilerde hayvanlara güvenli bir mesafede yaklaşılıyor. Bu geziler vakfın sitesinden duyuruluyor, isteyen herkes gezilere katılabilir.

TÜRKİYE CEZA ALDI
Türkiye Bern Sözleşmesi'ni imzalayan ülkeler arasında. Bu sözleşmeye göre yunusların esaret altında tutulması, ticari meta olarak kullanılması Türkiye'de yasak. Fakat 2007 yılında bir kez Türkiye 30 yunusun yakalanmasına izin verdi. Ama ancak 27 yunus yakalandı, şu anda parklarda çalışan yunusların bazıları o dönem yakalandı. Bu kararı nedeniyle Türkiye kınama cezası aldı.