X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Canım sıkılırsa oyunculuğu yarın bırakırım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Canım sıkılırsa oyunculuğu yarın bırakırım

  • Giriş Tarihi: 21.4.2013

Mavi'nin marka yüzü olan Kıvanç Tatlıtuğ, oyunculuk aşkını, dünya sinemasına karşı tavrını, parayla ilişkisini ve daha fazlasını Pazar SABAH'a anlattı

Kendisini yaptığı işle ifade edebilmenin hafifliğini bir kere tatmış, anlatmak istediklerini, yeteneğini, dertlerini tek bir kanala akıtabilmiş insanların sessizliği var Kıvanç Tatlıtuğ'da. Kısa cevapları hakikaten hayatının bu noktasında kendisine karşı net olmasından, söyleyecek daha fazla söze ihtiyaç duymamasından kaynaklanıyor. Tatlıtuğ, henüz yolun başında, bu bir gerçek, ama yine sadece yetenek bahşedilmiş insanlara özgü, kendisini ispat etmekten, kavgadan, hırçınlıktan, kendini anlatma çabasından uzak; etrafındaki herkesle insanca iletişim kurmaktan daha fazla bir derdi yok. Yakışıklılığı, fiziği, dış görünüşü ile konuşulmasından fazlasıyla rahatsız olmasının sebebi, Allah tarafından kendisine verilenlerin magazine dönüştürülmesinden, sakız olup uzamasından veya onun yeteneğini gölgeleme tehlikesinden değil, bu konuyla ilgili söyleyecek sözü olmamasından kaynaklanıyor. Kıvanç Tatlıtuğ, "Bu işleri aşmış," demek, ona yapılacak en büyük haksızlık olur, çünkü bugün 30 yaşındaki bu dünyalar güzeli adam zaten hiç oralarda olmamış. Bu onun iddiası değil, Tatlıtuğ'un dış görüntüsüne kilitlenmemeyi başardığınız kısa zamanlarda; fiziğinin, yeteneğini göstermesi için yolun en başında lazım olan bir araçtan daha fazlası olmadığı açık seçik ortaya çıkıyor. Yaptığı iş kadar, kendisini de ciddiye alıyor Tatlıtuğ, elindeki markanın değerinin farkında. Ama bu durum, egodan, şımarıklıktan ziyade, Kıvanç Tatlıtuğ'un akıllı, konsantrasyonu yüksek bir adam olmasıyla ilgili. Gelecek planlarını, gizlilik ilkeleri sebebiyle açıkça ifşa etmese de, söylediklerinden sinemaya odaklanacağı, Kelebeğin Rüyası filminden, kendisinin bile anlatamayacağı kadar beslendiği ortada. Gelecek sene, televizyon ekranlarında göremeyeceğimiz Kıvanç Tatlıtuğ'un öyle bir gücü var ki, sanat olarak gördüğü sinema, izleyicisini kat be kat arttırabilir. Sonunda herkes Kıvanç Tatlıtuğ'u izlemek istiyor. Şimdi Kıvanç Tatlıtuğ anlatıyor:

- Kariyerinizin en tepe noktasında olduğunuzu düşünüyor musunuz?
- Tabii ki hayır. Ben daha bir şey yapmadım. Çok dizi projesinde bulundum, yeni işlerde yer almaya da devam edeceğim, ama ben sinema kariyerimde ilerlemeyi çok istiyorum. Gelecek sene, galiba bünyemi dinlenmeye bırakacağım.

- Bu işi 10 yıla yakın zamandır yapıyorsunuz, özgeçmişinize artık mesleğinizi aktör olarak yazar mısınız?
- İcra etmek zaten bir şeyi yapmaktır, bu durumda ben bu işi yapıyorum, ama seneler sonra da bir gün tekrar bir araya gelir, röportaj yaparsak ve ben o zaman hâlâ oyunculuk yapıyorsam, yine sana, aktörlük anlamında yolun başında olduğumu söyleyeceğim.

SENARYO SİNEMANIN DİLİDİR
- En iyiyi çekmek için, kendinden vermek lazım. Ruhen, bedenen ve bir de zaman olarak. Buna hazır mısınız?
- Dizi ile Kelebeğin Rüyası'nı birlikte götürmeye çalışırken zorlandım. Sinema için zaman gerekiyor, gelecek yıl yapacağım.

- Uluslararası arenada kabul görmek istiyor musunuz?
- Ben işimi ülkemde yapıyorum, ülkemde üretiyorum, bu çok güzel bir şey. Projeleri yaparken 'Başka ülkelere de satar mıyım?' gibi bir beklenti kimsede olmaz. Tamamen tesadüf eseri olarak Ortadoğu'ya gittik, ama bunu planlamadık. Kim hangi projeyi yapmak istiyorsa, onu yapar. Bunun Amerikası, Ortadoğusu, İngilteresi, Fransası olmaz. Senaryo sinemanın dilidir. Öncelikle senaryoya bakmak lazım.

- Ama Türkiye'de sizin çalışmak isteyeceğiniz üç yönetmen, beş senarist olur, dünyada bu sayılar katlanarak artar.
- Hollywood'da senaryonun tükendiğini düşünüyorum. Bunları kavanozların içine koyup 'Burası Almanya, burası İngiltere, burası Hollywood,' dememek lazım. Yönetmen ve senaryo çok önemli. Onun dışında, ben dünyanın neresine gidersem gideyim, Hollywood da, orası da, burası da beni şu anda bulunduğum yerden daha fazla heyecanlandırmayacak. Ben sadece yaptığım işe bakıyorum, o kadar.

ÜLKEM BENİ HEYECANLANDIRIYOR
- Ülkenize olan bağlılığınız sebebiyle, yurtdışına açılmayı biraz da temsil etme yönünden değerlendirir misiniz?
- Ülkemi temsil etmek, benim için çok önemli bir konu. Ama aktör olarak orada burada, birşeyler yapayım gibi bir idealim hiç olmadı. Sadece iyi sinema yapmak istiyorum, ben onun derdindeyim.

- Sinemanın sizi ruhen yükselttiğini düşünüyor musunuz?
- Diziler de özel ama ben sinemayı, çok ayrı bir kulvara koyuyorum. Sinemanın mutlaka bir amacının, bir hedefinin, bence bir mesajının olması gerekiyor. Çünkü sinema ölümsüz bir iş. O yüzden sadece yapmış olmak için yapmamak lazım.

- Yurtdışı kontaklarınız var mı, festivallere katılıyor musunuz?
- Var, müsait olduğum zaman festivalleri takip ediyorum. Yurtdışına gidip geliyoruz sık sık. Sinemaya gönül vermiş bir insan olarak, benim filmim oralara gidiyorsa, bundan büyük mutluluk duyarım. - Emek Sineması için ne diyorsunuz? - Emek, İstanbul'un, Emek hepimizim. Tarihi korumamız gerekiyor. Emek'le ilgili savaş verenleri gönülden destekliyorum.

KARAKTERDEN ÇIKMAK ZOR
- Sinema filminiz, hem halk tarafından izlenen hem de festivallere katılan bir iş oldu. Festival filmlerini halka izletmek pek de olağan değildir, bu acaba sizin popülerliğinizden mi geliyor?
- Kelebeğin Rüyası'nın festivale gidecek kadar değerli bir iş olduğunu zaten düşünüyorum. Burada prodüksiyonumuzun ne kadar büyük olduğunu, bu iş için ciddi bütçeler ayrıldığını konuşmaya zaten gerek yok. Dönem filmi yapmak çok zordur, paranızın olması da yetmez. Evet, belki hepimiz bilinen tanınan insanlarız, insanların filme gelmesi, seyretmesi açısından belki bu bir avantaj olabilir. Ama gitmiş olduğunuz filmde hikayesi anlatılan; iki genç bedende, binlerce yaşında iki ruh gibi, o olgunlukla, o üretkenlikle yaşayan iki düşünürün hayatı. Festivale bence son derece yakışan bir film.

- Bu filmde bambaşka bir insana dönüştüğünüzü gördük, bu anlamda size en çok ne yardımcı oldu?
- Çok mesai harcadık: Sinema filmi, böyle olması gereken bir şey zaten. Burada iki tane olağanüstü insanın hayatının sorumluluğunu alıyorsun. Onları oynamıyorsun, yaşıyorsun bire bir. Onlar olmamız mümkün değil, bizler onların yaşadıklarını savunmaya çalıştık. Allah'tan çok büyük bir avantajımız vardı, dersimizi iyi çalışabilmemiz için önümüzde uzun bir zamanımız oldu. Ekip olarak sınavımıza iyi çalıştığımızı düşünüyorum.

- Filmde oynadığınız Muzaffer Tayyip karakterine girmekte zorlandınız mı?
- 20 küsur kilo gitti. Amatörce şiir yazmışlığım var, o şiirleri hâlâ tutuyorum. Türk edebiyatının çok olağanüstü şairleri var, edebiyata ilgim var ama Yılmaz Erdoğan bana bu senaryoyu getirdiğinde, benim bu iki garip şairden haberim yoktu. Araştırma yaptığımda, samimi söylemek gerekirse, bilmemenin getirdiği utanç duygusuyla birlikte, bu insanları keşfetmiş olmanın hazzını da yaşadım. Bir döneme damgasını vurmuş iki insanın, en büyük dertlerinin şiir olduğu, edebiyat üzerine konuşulduğu, arkadaşlık, dostluk aşkı, hoca öğrenci aşkının olduğu ve bunların gerçekten yaşanmış olması, insanın tüylerini diken diken eden nokta.

- Rolünüzün etkisinden kurtulamamış gibisiniz.
- Fizik, fikir, duygu olarak bu karakterleri yaşadık. Bunun hemen geçmesi kolay değil. Bu karakteri hissettiğimi düşünüyorum. Çünkü, platolar hariç, çekim yaptığımız mekanlar, o insanların yaşamış olduğu yerlerdi. Onların orada olduğunu hissediyorduk. Ama ben ne kadar 'Hissediyorum,' desem de, buna izleyicinin karar vermesi gerekiyor.

KABUĞUMUN KIRILMASINA MÜSAADE ETMİYORUM
- Agresif misiniz?
- Yok, hayır, değilim.

- Dayak yediğiniz sahneler çekiyorsunuz, iri yarısınız ve ağabeyleriniz var. Hayatınızda hiç dayak yediniz mi?
- Yoo dayak yemedim ama her erkek çocuğu gibi çok kavga ettim. Filmdeki dayak koreografisi bana ait.

- Dizideki Kuzey'e kendinizden bir şeyler kattınız mı, yoksa 'Senaryo ne ise onu oynarım,' mı dersiniz?
- Bir takım eklemelerim var, ama sonunda senaryo ne ise onu oynarız.

- Aktörlük sizi geliştiriyor ama bir taraftan da maço duruşunuz devam ediyor. Siz bu yönünüzü bilinçli olarak mı koruyorsunuz, yoksa DNA'nızda mı var bu özellik?
- Geldiğim yeri biliyorum, doğma büyüme Adanalıyım. Yurtdışının çeşitli bölgelerinden gelmedim. O yüzden almış olduğum kültür belli. Evet, küçük bir yerden geliyorum, mümkün mertebe kabuğunu korumaya çalışan, kırılmasına müsade etmeyen bir adamım.