X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bağımsız sinemaya dijital engel!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bağımsız sinemaya dijital engel!

  • Giriş Tarihi: 9.6.2013

Bağımsız Türk filmlerini vizyonda göremezseniz şaşırmayın. Çünkü, pek çoğu dijital çekilen bu filmleri göstermek imkansızlaşıyor. 35 mm'nin ise maliyeti yüksek

Tarih 28 Nisan 1989, yer Kadıköy Moda Sineması'nın önü, yönetmen Korhan Yurtsever, binbir zorlukla çektiği Zincir'in, gösterime girmesinin dördüncü gününde, sinemanın inisiyatifiyle, filminin gösteriminin dört seanstan tek seansa düşürülmesini protesto etmek için filminin negatiflerini yakıyor. Protestosu manidar, Yurtsever, Türk filmlerinin salonlarda layıkıyla yer bulamamasına isyan ediyor. Çünkü o yıllarda sinema salonları Türk filmi oynatmaya pek hevesli değil. Gerekçeler çok tanıdık: "Seyirci gelmiyor, masraf ettiğimize değmiyor." Ki o yıllarda böylesi gerekçelere kurban giden filmlerden biri de Tunç Başaran'ın, bugün klasik kabul edilen Uçurtmayı Vurmasınlar, bir diğeri ise Züğürt Ağa. Aradan 24 yıl geçti, Türk sineması küllerinden yeniden doğdu, uluslararası pek çok başarıya imza attı. Ama salonsuzluk yine Türk sinemasının karşısına çıktı. Venedik Film Festivali'nde Geleceğin Aslanı ödülünü alan, İtalya'da vizona giren, Ali Aydın'ın Küf'ü, geçen haftalarda Türkiye'de gösterime girecekti. Ama salon bulamadığı için giremedi. Hatırlarsanız, 2012'nin en iyi yerli filmlerinden kabul edilen ve pek çok uluslararası festivalde ödül alan Emin Alper'in ilk filmi Tepenin Ardı da geçen yıl benzer bir sorun yaşamıştı. Halen salon bulamadığı için vizyona giremeyen onlarca Türk filmi var. Tablo şöyle: Başarılı olduğu uluslararası ödüllerle tescillenmiş iyi filmler, yurtdışında baş tacı edilirken kendi ülkesinde potansiyel seyircisiyle buluşamıyor.

DİJİTAL SALONLAR AVM'LERDE
Peki 'salon sorunu' yıllar sonra neden kendini gösterdi? Aslında cevap biraz çetrefilli. Sinema solanlarının tekelleşmesi, sinemalarda popüler filmlere daha fazla yer verilmesi gibi var olan sorunların dışında bir neden daha var, dijital teknoloji. Malum uzun zamandır filmler ağırlıklı olarak dijital çekiliyor. Son yıllarda da sinemalar, dijital çekilen filmlerin dijital gösterimine (DCP) uygun olacak şekilde bir değişim içerisinde. Türkiye'deki toplamda 604 sinemadan 179'u bu teknolojiye uygun olarak dönüştürüldü. Dijital gösterime uygun sinemaların çoğu AVM'lerde. AVM sinemaları ise bağımsız filmlere yer açmak yerine ya popüler filmler oynatıyor ya da üç boyutlu yapımları. Böylece dijital çekilen yerli filmler, ne kadar başarılı ve iyi olursa olsun, dijital olarak gösterilme şansı bulamıyor. Tek çare kalıyor o da 35 mm kopya alıp 35 mm gösterilen salonlarda filmi göstermek. Bu da maliyetli... Bu maliyeti karşılayabilenler gösterime çıkabiliyor. Ama onlar da AVM dışı birkaç sinema da kendilerine ancak yer bulabiliyor. İşte bu kısır döngü Küf gibi birçok filmin potansiyel seyircisiyle buluşamamasına neden oluyor. Bu kısır döngüyü kırmak için alternatif yollar deneyenler de yok değil. Mesela yönetmen Onur Ünlü Altın Lale alan Sen Aydınlatırsın Geceyi filmini farklı bir şekilde seyirci karşısına çıkardı. Davet aldığı kültür merkezlerinde gösteriyor filmini. Gösterimden sonra da seyircisiyle söyleşiyor.

KİM KARŞILAYACAK BU MALİYETİ?
2014'ün sonunda Türkiye'deki bütün salonların dijital hale gelmesi öngörülüyor. Ama sinemaların dijital hale gelmesinin büyük bir maliyeti var. AVM'ler dışında kalan sinemaların bu maliyeti karşılaması çok zor görünüyor. Avrupa'da sinema sektörü, yapımcı, dağıtımcı, salon sahipleri bu maliyeti ortaklaşa karşılayarak dönüşümü gerçekleşti. Ama Türkiye'de benzer bir model konuşulsa da henüz hayata geçirilmedi. Kültür Bakanlığı yetkililerine konuyu sorduğumuz zaman şimdilik dijital projeksiyon alımlarında vergi indirimi konusunda bir kolaylık sağlanması için Maliye Bakanlığı'na bir ricada bulunduklarını öğrendik. Yani önümüzdeki günlerde bağımsız filmleri vizyonda göremezseniz şaşırmayın.

Haşmet Topaloğulu (Şimdiki Zaman filminin yapımcısı):

Tarih alsak da garantisi yok
"Türkiye'de filmler genellikle dijital çekiliyor. Kurgu sonrası ise bir master hazırlanıyor. Filmlerin gösterim kopyaları bu master'dan çoğaltılıyor. Bu aşamada 35 mm ya da DCP olarak çoğaltmak mümkün. DCP daha pratik ve ucuz. 35 mm ise daha meşakkatli ve masraflı. Bizim gibi sanat filmi yapanlar DCP'ye yöneliyor. Ama DCP'ler sinemalarda dijital projeksiyondan gösteriliyor. Dijital projeksiyonlardan üç boyutlu filmler de gösterildiği için sinema salonu sahipleri de salonlarında sanat filmleri yerine bu üç boyutlu filmleri göstermeyi tercih ediyorlar. Zaten ekim başından nisan sonuna kadar ana akım filmleri ya da ticari ve eğlencelik filmleri gösterme eğilimi var sinemalarda. Bizim gibi filmlere tarih almak güç. Ama tarih alsanız da garantisi yok. Çünkü bir hafta kala sizi çıkartabiliyor. Belki bu döngü için yeni destek sistemi yapılabilir. Yapılması gereken güncel yapılanmaya uygun yeni bir destek sistemi..."

Sevil Demirci (Küf'ün ortak yapımcısı):

İtalya'da gösterimde ama ülkesinde değil
"Aslında filmler doğru salonlarda gösterildiğinde her filmin bir seyircisi vardır. Sinema salonlarındaki tekelleşme ve kimi popüler filmlerin 300, 500 kopya ile vizyona girip salonları bloke etmesiyle, sinemalarda film çeşitliliği azalıyor. Ama aslına bakarsanız salon başına düşen seyirci rakamlarına bakınca işler değişiyor. İzlenmeyeceği düşünülerek birkaç kopya vizyona giren filmler hınca hınç izleniyor. Haneke'nin Aşk filmi gibi. Geleceğin Aslanı ödüllü Küf şimdilerde İtalya ve Yunanistan'da gösterimde ayrıca Almanya ve Fransa'da başta olmak üzere birçok ülkede vizyona girecek ama kendi ülkesinde salon bulamıyor. Diğer taraftan Avrupa'da birçok devlet, çeşitliliği ve yenilikçiliği korumak adına bağımsız filmler gösteren salonları desteklemekte. Türkiye'de bu durum maalesef tamamen piyasanın ve salon tekelinin eline terk edilmiş durumda. Fakat kısa dönemde edineceği kârlar dışında hiçbir şeyi önemsemeyen dağıtım tekeli, bağımsız ve yenilikçi bir sinema damarının eksikliğinin Türkiye sinemasını 1970'lerdeki gibi toptan çöküşe götürecek bir tehdit oluşturduğunun farkında bile değil."

Onur Ünlü (Sen Aydınlatırsın Geceyi'nin yönetmeni):

Potansiyel seyircimize ulaşıyoruz
"Altı yıldır film çekiyorum ve filmlerim vizyona giriyor. Değişik zamanlarda, değişik dağıtımcılarla çalıştık, elde bir vizyon tecrübemiz var. Ama sistemde bir yanlışlık var. Biletlerin çoğu AVM sinemalarında satılıyor ve bizim filmlerimiz AVM sinemalarına giremiyor. Temel sıkıntımız filmlerimizin seyirciyle buluşamaması. Buluşmasını istiyoruz. Biz, Sen Aydınlatırsın Geceyi filmimizi farklı bir şekilde seyirciyle buluşturduk. Bir ayda 10 bin kişiye ulaştık. Muğla, Muş, Trabzon, Karabük, Kastamonu, , Ankara ve İzmir ve Mardin'e gittik. İstanbul'da Semaver Kumpanya'da oynuyor. Genel olarak yüzde 90 doluluk oranıyla film oynuyor. Festival gösterimi gibi oluyor. Gerçekten filmi merak eden izleyici geliyor. Açıkçası potansiyel seyircimize ulaşmaya başladık. Gittiğimiz yerlerden de sürekli yeni davetler geliyor. Bağımsız filmler için bu tür gösterim biçiminin denenebilir bir yöntem olduğunu söyleyebilir."