X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Silahlı holdingin siyasi darbesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Silahlı holdingin siyasi darbesi

  • Giriş Tarihi: 7.7.2013

Mısır siyasetini ve ekonomisini yöneten ordu; hem bir parti hem de bir holding gibi. Buna güvenerek ülkenin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olan Mursi'yi koltuğundan indirdi. Şimdi de -nasıl olacaksa- darbeden demokrasi türetmeye (!) çalışacak

Kimi zaman bir siyasi parti, kimi zaman da bir holding gibi davranan Mısır ordusu, ülkenin ilk demokratik Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci yıldönümünde yönetime el koymak için düğmeye bastı. 1 Temmuz'da, bu seçimle işbaşına gelmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye karşı muhalefet dalgası büyüyünce ordu kışlasından çıktı ve darbeyi, bütün dünyanın gözü önünde gerçekleştirdi. Gerçekleştirdi ama müdahalenin uygulayıcısı 'iç güçler' de, müdahalenin arkasındaki 'dış güçler' de düpedüz darbe olan eylemin adını 'darbe' koymaktan özenle kaçındı. 3 Temmuz Mısır darbesi, adı konulmamış bir darbe olarak dünya siyasi tarihine geçmeye namzet. Bu adı konulmamış darbeye ABD, İngiltere, Suudi Arabistan, Suriye ve İsrail gibi ülkeler açık ve örtülü destek veriyor. Bu açıdan bakıldığında 3 Temmuz, Yeni Şafak Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül'ün söylediği gibi darbeden çok bir tür uluslararası müdahale olarak görülebilir. Müdahaleyi ülke içinde de El Ezher'den Kıpti Kilisesi'ne ve Selefilerden Hıristiyanlara kadar çok geniş bir koalisyon destekliyor.

TÜRKİYE DARBEYE KARŞI
Müdahaleden rahatsız olduğunu açıklayan ülkeler arasında şimdilik Türkiye, İran ve Almanya var. Almanya da Batılı müttefikleri gibi adını darbe koyamadığı müdahaleyi 'utangaç' bir biçimde eleştirdi. Türkiye, darbe tecrübesi olduğu için müdahalenin Mısır'ın hayrına olmayacağını açık açık söyledi. İran ise -Mursi, dolayısıyla Müslüman Kardeşler devrildiği için- darbeden memnun olması gerektiği halde sırf darbenin arkasında Suudi Arabistan'ın parmağı da var diye müdahaleden rahatsız. ABD Başkanı Barack Obama'nın darbe sözünü kullanmamasının asıl sebebi ise ABD'nin Mısır ordusuna yaklaşık 1,5 milyar dolarlık maddi yardım yapmış olması. Ordunun yaptığına 'darbe' deyince bu yardım askıya alınacak ve böylece Mısır'ın Batı'ya ekonomik olarak entegre, yani bağımlı 'yeni Mısır' projesi ciddi zarar görecek. Bir başka deyişle ABD başta olmak üzere Batı'nın derdi elbette demokrasi değil. Ama Batı, darbenin de -Türkiye 28 Şubat'ı gibi- yumuşak bir biçimde yapılmasını istiyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, bunu gördüğü için "Darbenin demokratiği olmaz," dedi. Mısır'daki müdahalenin kuşkusuz demokrasiyle ilgisi yok ama ordu, ABD'nin telkinleriyle müdahaleyi yumuşatmak için şimdilik kitlesel tutuklamalar gerçekleştirmedi. Mursi başta olmak üzere Müslüman Kardeşler'in üst düzey yöneticilerini tutuklamakla yetindi. Mursi de, selefi Hüsnü Mübarek gibi cezaevine gönderilebilir. Selef deyince Selefiler de '2011 devrimi'ni izledikleri gibi '2013 darbesi'ni de izlemekle yetindiler. Mısır, yüzde 82'si Müslüman Arap ve yüzde 18'i Kıpti olan bir ülke ve darbeden sonra ülke tarihinde ilk kez bir Hıristiyan Cumhurbaşkanı göreve atandı. Yeni Cumhurbaşkanı'nın adı Adli Mısır. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan gelip Cumhurbaşkanı olmasıyla Türkiye'nin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i andırıyor. Ne var ki, 28 Şubatçılarla aynı ideolojik çizgide olmasına rağmen Ahmet Necdet Sezer neticede darbe ile değil, seçimle Köşk'e çıkmıştı. Mısır'da şimdi darbecilerin de korktuğu en kötü senaryo bir iç savaşın çıkması. Mursi yanlısı aşiretlerin özellikle Sina'da orduya karşı ayaklanması ülkeyi kanlı bir sürece götürebilir.

ORDU EN AZ ANLADIĞI İŞLE UĞRAŞIYOR
Mısır'ı anlamak için ülkenin ordusunu ve generalleri anlamak şart. Mısır'ın en ayırt edici özelliklerinden biri ordunun sınıf atlamak amacıyla payanda olarak kullanıldığı bir ülke olması. Fakirler, subay olup sınıf atlıyorlar. Cemal Abdül Nasır, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek bunun iyi birer örneği. İş çevreleri de daha çok kazanmak için ordu ile iyi geçiniyor. Bu yüzden Mısır ordusunu salt politik parametrelerle anlamak güç. Mısır ordusu, bir politik aktör olduğu kadar bir ekonomik aktör de... Ülkede zenginliği büyük oranda ordu dağıtıyor. İnşaat ve finans başta olmak üzere pek çok sektörü doğrudan veya eski rejimin zengin ettiği 'oligarklar' vasıtasıyla dolaylı olarak kontrol ediyor. Bu yüzden Mısır ordusu, darbe dönemleri dışında da ülkede etkin. Türkiye gibi darbelerin sıkça yaşandığı ülkelerde ve darbe dönemlerinde bile ordular, yönetimi bir an evvel sivillere devretmek isterler. Bunun en önemli sebebi ekonomiyi yönetemeyecek olmalarıdır. Ekonomiyi yönetebileceği için Özal'ın 12 Eylül'den sonra iktidara gelmesine 'izin verilmiştir'! Eğer kötü ekonomi yönetimine karşın halk ayaklanması ihtimali olmasaydı cuntacılar, iktidarı, sadece Türkiye'de değil hiçbir yerde kolay kolay bırakmazdı. Ancak tuhaf bir biçimde Mısır'da ordu, ekonominin bir kısmını yönetiyor. Kötü de yönetiyor. Bu yüzden ülkenin yarısı yoksulluk sınırının altında. Ekonominin yarısından fazlası kayıt dışı. Mursi de zaten ülkenin bu makus ekonomik talihini yenemediği için darbeyle devrildi. Ama ABD, bu makus talihin bir numaralı müsebbibi ordu ile çalışmaya hazır. Mısır, içinde bulunduğu şu kritik süreçte ABD başta olmak üzere Batı ülkelerine değil, Türkiye'ye bakmalı. Çünkü Türkiye, her açıdan Ortadoğu ülkelerine model olabilecek bir ülke. Hem -maalesef- hatırı sayılır bir darbe geleneği hem de yine hatırı sayılır bir demokrasi geleneği var. Ve darbelerin acı sonuçlarını yaşamasaydı demokrasi konusunda bu kadar istekli olmazdı. Mısır da bundan ders almalı. 3 Temmuz darbesi, eğer Mısır'ın 27 Mayıs'ı ise ülke ilerleyen zamanlarda Demirel gibi, 12 Eylül'ü ise Özal gibi, 28 Şubat'ı ise de Erdoğan gibi bir lider çıkaracak mı zamanla göreceğiz. Zira 'Arap Baharı'ndan sonra devrimlerin uğradığı her ülkenin, demokrasi serüveninde zamana ihtiyacı var. Ama bu gerçeği, entelektüel ahlaka uymayacak biçimde kullanıp, 'Arap'ın demokrasisi' lafını bir oksimoron gibi sarf etmek de ırkçılığın âlâsı.

SEÇİLMİŞ İLK CUMHURBAŞKANI
Mısır'ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi İsa el-Eyyat, 20 Ağustos 1951'de Şarkiye'de doğdu. Babası çifti, annesi ise ev hanımı idi. İlk ve orta öğrenimini doğduğu kentte tamamladı. Kahire Üniversitesi'nde mühendislik eğitimi gördü. Bu alanda doktorasını Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde yaptı. Akademide dersler verdi. Siyasete, Müslüman Kardeşler hareketine yaklaşarak girdi. Ancak hareket, Mübarek Mısır'ında yasadışı kabul edildiği için bağımsız siyasetçi olarak seçildi. Mübarek'in devrildiği 2011 devriminden sonra Özgürlük ve Adalet Partisi'nin Başkanı seçildi. 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Müslüman Kardeşler'in aday gösterdiği Hayrat Şatır'ın adaylığı düşünce Mursi ikinci turda yüzde 51.73 oy alarak Mısır'ın 5. Cumhurbaşkanı oldu. Mursi, bir süredir devam eden protesto gösterileri üzerine ordu yönetime el koyunca "İstifa etmeyeceğim. Canım pahasına meşruiyeti korumaya hazırım," diyerek darbeye direneceğini duyurdu. Ordu tarafından gözetim altında tutuluyor. 2011'de kansız devrimle iktidarın el değiştirdiği Mısır'ı, post-Mursi döneminde bir iç savaş tehlikesi bekliyor.