X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bağımlılıklar kraliçesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bağımlılıklar kraliçesi

  • Giriş Tarihi: 18.8.2013

Adı hep skandallarla gündeme gelen Amerikalı oyuncu Lindsay Lohan, ünlü talk showcu Oprah Winfrey’e konuştu. ‘Bağımlılıklar kraliçesi’, en kötü düşmanının yine kendisi olduğunu itiraf ediyor.

Hollywood sinemasına en esaslı eleştirileri getiren Alman düşünür, müzikolog Theodor Adorno, Nazilerin Auschwitz'de bir milyonu aşkın insanı katletmesinden sonra şiir yazmanın bile barbarlık olduğunu söylemişti. Bu sözüyle 'sanatın ölümü'nü ilan etmemişti elbette. Sadece hakiki trajedinin, sanatsal trajediyi anlamsızlaştıracağını anlatmaya çalışmıştı.

Adorno'ya göre Auschwitz'den sonra 'onurlu şair' kalemini kırmalı ise Vietnam, Irak, Afganistan, Suriye ve son olarak Mısır'da olanlardan sonra Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Hollywood'un 'yatacak yeri yok'. Çünkü Hollywood, ABD'nin dahlinin olduğu savaşlardan sonra beyaz perdesini indirmek şöyle dursun -sınırlı sayıdaki muhalif eseri saymazsak- ülkesinin rol oynadığı savaşları meşrulaştırmaya çalışan eserler üretti. Sadece eserleriyle değil, 'celebrity'lerin politik söylemleriyle de dünyaya ahlak dersi veren Hollywood'un kendi karnesini 'celebrity'ler üzerinden anlamak önemli.

Bu yüzden bu hafta Üç Boyutlu Portre'de yaptığı işlerden ziyade skandallarıyla gündeme gelen bir popüler Hollywood figürünün yaşam öyküsünü kısaca anlatacağız.

Zira kendisi geçtiğimiz günlerde 2 milyon dolar karşılığında ünlü talk showcu Oprah Winfrey'e ibretlik öyküsünden kesitler aktardığı özeleştirel bir röportaj verdi. İsviçre'de bir mağazada pahalı bir çantayı beğendikten sonra tezgâhtarın "Sizin o çantaya gücünüz yetmez," mealindeki sözleri üzerine ırkçı muameleye maruz kaldığı haberleriyle gündeme gelen Winfrey, itirafçı gibi konuşan bir Hollywood aktrisinden magazin gazeteleri için manşetlik epey cümle aldı.

Hollywood'un 'bağımlılıklarıyla meşhur skandallar kraliçesi' Lindsay Lohan'dan söz ediyoruz. Winfrey, alkol, kokain ve son olarak online alışveriş bağımlığıyla gündeme gelen Lohan'a "Bağımlı olduğun şey ne?" diye soruyor. Lohan'ın bu soruya nasıl yanıt verdiğini üç bölümlük röportaj yayınlandığında (Röportajın ilk bölümü bu akşam yayınlanacak) öğreneceğiz. Ama söyleşinin bir yerinde, "Kendimin en kötü düşmanıyım," dediğini biliyoruz. 1986 doğumlu olmasına rağmen 40'lı yaşların üstünde gösteren, ruhu ve bedeni yıpranmış bir kadın olduğunu ve bunun en büyük müsebbibinin yine kendisi olduğunu itiraf etmiş oluyor bu cümlesiyle.

'PARA İÇİN SOYUNDU'
Henüz üç yaşında iken modelliğe başlamış, 2004 yılında kariyerinin en parlak günlerini yaşamış, 2005 yılında dünyanın en seksi kadınları arasında gösterilmiş (O âlemde bu da bir başarıdır) Lohan'ın, para için Winfrey'e röportaj vermek neyse de Playboy'a soyunacak kadar ileri gittiği biliniyor. Playboy'un 750 bin dolarlık teklifini reddetmiş, ama dergi, fiyatı 1 milyon dolara çıkarınca soyunmayı kabul etmişti.

Lohan'ın, bu aralar gündemde olan 'rakılı türkü' Vardar Odası'ndan mülhem kokain parası kazanmak için (!) -malum, kokain pahalı bir uyuşturucu olduğuna göre- yapacaklarının sınırını kestirmek zor. Lohan, öylesine bağımlı ki, daha önce uyuşturuculu araba kullandığı için 90 gün hapis cezası aldı ve rehabilitasyon merkezinde tedavi gördü.

Lohan'ın neden hep skandallarla anılan problemli bir şahsiyet olduğu sorusuna gelince… Cevap; kötü aile, mutsuz çocukluk olabilir mi, bir bakalım: Lindsay Lohan'ın babası ile arası pek iyi değil. Zira baba Michael Lohan, sorumluluklarını yerine getirmeyen bir baba olarak biliniyor. Nitekim senelerce inkâr ettiği gayri meşru ilişkiden doğma kızı Ashley Horn, yıllar sonraki ilk karşılaşmalarında babasına mesafeli davrandı ve Lindsay'ın skandallarına göndermede bulunarak, "Lohan enkazının bir parçası olmak istemiyorum," dedi.

Lindsay Lohan'ın anne babası, kendisi henüz üç yaşındayken 1989'da boşandı. 2005'te tekrar evlendiler ve 2007 yılında yeniden boşandılar. Buradan Lohan'ın mutsuz bir çocukluk geçirdiği sonucunu çıkarmak mümkün. Ne var ki, Hollywood'da bile 'klişenin klişesi'ne dönüşmüş (Seri katiller, mutsuz çocukluk geçiren karakterler olarak resmedilirdi, şimdi Hollywood'da küçükken mutsuz olmayan çocuklardan da katil karakter imal ediliyor!) mutsuz çocukluk sendromu, Lohan'ın yoldan çıkması için gerekçe teşkil etmiyor. Artık herkesin, hatalarının bedelini peşin peşin ödediği bir çağda yaşıyoruz. İnsanın, trajik de olsa yaşantısını özgür iradesiyle seçtiğini anlamaya başladığı bir çağda…

KENDİ KENDİNİN PARODİSİ
Lindsay Lohan, Michael ve Dina Lohan çiftinin en büyük çocuğu. İrlanda ve İtalya kökenli olan anne- babanın çocuğu olan Lohan, 1998 yılında, henüz 12 yaşındayken The Parent Trap adlı filmde oynadı. 2000'lerin ilk yarısında oynadığı filmlerle ününü artırdı ve sinema eleştirmenlerinin beğenisini kazandı. Öyle ki onu, oyunculuğuyla Jodie Foster'a benzeten eleştirmenler bile oldu. 2005 yılında müziğe el attı ve Speak adlı ilk albümünü yaptı. Albüm, Billboard 200 listesine 4. numaradan girdi.

Bütün zamanların en meşhur porno filmi olan Deep Throat'ın oyuncusu Linda Lovelace'ın hayatını canlandırdığı filmde rol alması istendi. Ancak disiplinsiz davranışları nedeniyle kadrodan çıkarıldı. Lohan, mücevherlerini çalmakla suçlandığı Elizabeth Taylor'ın hayatından kesitler aktarılan filmin çekimleri sırasında Muhteşem Yüzyıl'ın eski Hürrem Sultan'ı Meryem Uzerli'nin yaşadığı türden bir tükenmişlik sendromu da yaşadı. Lohan aralarında The Parent Trap (1998), Confessions of a Teenage Drama Queen (2004), Mean Girls (2004), I Know Who Killed Me (2007) ve Machete (2010) gibi önemli filmlerin de bulunduğu 19 filmde oynadı. Belki de en iyi performansını Machete'de sergiledi. Çünkü uyuşturucu kullanan, seksi bir kadını oynadı. Yani 'kendi kendinin parodisi'ydi aslında.