X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İstanbul Bienali'nin yıldız 5'lisi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İstanbul Bienali'nin yıldız 5'lisi

  • Giriş Tarihi: 15.9.2013

İstanbul'da dün beş ayrı mekanda kapılarını açan 'Anne, ben barbar mıyım?' temalı 13. İstanbul Bienali'nin öne çıkan işlerini, bizzat yaratıcılarından dinledik

Bu yıl 13'üncüsü gerçekleştirilen ve küratörlüğünü Fulya Erdemci'nin yaptığı İstanbul Bienali dün kapılarını açtı. Bu yıl, şair Lale Müldür'ün aynı isimli kitabından yola çıkarak 'Anne, ben barbar mıyım?' başlığı altında kurgulanan bienal, kamusal alan fikrine odaklanıyor. Bu yıl toplam beş mekana yayılan eserlerin rekor sayıda izleyici tarafından gezilmesi bekleniyor. Çünkü ülkemizden 11 sanatçının ve iki sanat kolektifinin de bulunduğu toplam 88 sanatçının işlerine yer verilen Türkiye'nin en büyük sanat etkinliği ilk defa bu yıl ücretsiz. Çağdaş sanatta, 'en iyi eser' gibi yorumlar yapılamayacağı gerçeğinden yola çıkarak, Bienal'de ses getireceği, izleyicilerin ilgisini çekeceği düşünülen beş işin sahipleri ile konuştuk. Çağdaş sanat eserlerini, yaratanın ağzından hikayeleri ile dinlemek, izleyicinin bakış açısını ve algısını değiştirdiğini düşündüğümüzden sözü sanatçılara bırakıyoruz:

Proje adı: Zaman Takası / ARTER Jose Antonio Vega Macotela (Meksika)

Zaman hep aynı ilerlemez
"Ekonominin, zamanı temsil etmek konusunda önemli bir yeri var. Çünkü para kazanmak için işe gidiyoruz ve zamanımızı böyle değerlendiriyoruz. Zaman algımız ortama ve hislerimize göre değişiyor. Örneğin sinirliysek zaman farklı hızda geçer, sıkıldığımız bir ortamda ise geçmek bilmeyen bir zaman kavramı oluşur. Bu fikirler ışığında zamanın ekonomiyle etkileşimini anlamak için deneysel bir çalışma yaptım. Projenin temeli, 365 gün kendi zamanımı, başkalarının zamanıyla takas etmeye dayanıyor. Meksika'daki bir hapishanedeki 365 mahkumla zamanlarımızı değiştirdik. Ben onların istediklerini yaptım, onlar da hapishanede, yani zaman algısının, özgür insanlara oranla daha yavaş işlediği bir ortamda, benim için zamanı değerlendirdi. Mahkumlar annelerine şarkı söylememi, çocuklarıyla oyun oynamamı istediler. İstediklerini yaptım ve kaydettim. Kayıtları onlara götürünce mahkumlar da benim isteklerimi yaptı. Bu şekilde zamanın çok yavaş aktığı bir mekanda, mahkumların da kreatif olarak dahil olduğu eserimi tamamladım."

Kitabın sayfaları zamanı anlattı
"Görüştüğüm mahkumlardan biri eski bir kamyon şoförüydü. Bu mahkum hapishaneye girmeden önce flört ettiği Elisabeth adındaki bir kızı bulmamı istedi. Bu arayışımın karşılığında ben de mahkumdan zamanı değerlendiren bir eylem talep ettim. Görüşmelerimizde bu mahkumun bir tiki olduğunu ve parmağıyla sürekli bacağına vurduğunu gördüm. Ona, mahkemede olan bir adamın hikayesini anlatan Monte Cristo Kontu isimli kitabı verdim ve tikini bu kitap üzerinde uygulamasını istedim. Kitabın delinen sayfaları, zamanın akış hızını anlatıyor."

Proje Adı: İsimsiz / Antrepo no.3 HONF Vakfı (Endonezya)
Bitkilerin sesini duyabilirsiniz

"Bizim yarattığımız alet, canlı formlarda bulunan hayat parametrelerini ölçüyor. Bu bienalde ürettiğimiz makineyi, kablolarla bitkilere bağladık. Bitkilerin topraklarındaki ve köklerindeki nemlilik oranını sese dönüştürdük. Makine çalışmaya başladığında bitkilerin iletişim kurdukları dili duymaya başlıyoruz. Tabii bu dil bizim konuştuğumuzdan farklı. Bitkilerin söylemek istediklerini anlamak için de alternatif bir yol bulduk. Makineye yollanan bu seslerin yoğunluğu gibi öğeler, grafik bir tabloya aktarılıyor. Burada çözümlenen sesler ise yapay bitki olarak adlandırdığımız sentetik bir objeyi harekete geçiriyor. Bu objenin hareketleri, bitkilerin bulundukları ortama, ne kadar sulandığına ve başka birçok bileşene göre değişiyor. Bu obje, bitkileri Endonezya'daki laboratuvarımızda test ederken farklı, Bienal için Antrepo'ya getirdiğimizde ise daha farklı şekilde hareket etti."

Eser adı: Trafik Kilit / Antrepo no.3 Maider Lopez (Arjantin)
Çıkmaz yollar, yeni fikirler yaratabilir

"Bienal için Türkiye'de çalışmaya başladığımda, Karaköy'de uygulanan şehirciliğin, gerçekle ve ihtiyaçlarla örtüşmediğini gördüm. Örneğin karşıya geçmek için yapılan yollar, ortadaki tramvay yolu tarafından kesilmiş. Bazı ışıklardan geçmek istediğinizde, yolun ortasındaki demir çitlerle karşılaşıyorsunuz. Sistem ihtiyaçla örtüşmediği noktada, insanlar kendilerine yeni ve alternatif yollar buluyor. Bunları anlatmak için Karaköy'deki Meclis-i Mebusan Caddesi'ni 10 farklı kamerayla bir buçuk saat filme aldım. Yayalar karşıya geçerken yeni bir yol izliyordu. Ayrıca bir kişinin açtığı yeni yolu, başkalarının da izlediğini, bu insanların istekleri dışında da olsa bir kalabalık oluşturduğunu gördüm. Bienale bu filmden 20 dakikalık bir kesitle katıldım. Eseri tamamlamak için, insanların izledikleri yolları gösteren bir harita hazırladım. Harita, bienali gezenlere, karşıya geçmek isteyenlerin spontan kararlar verdiklerini, fakat bu kararların ortak bir bilinçle yapıldığını anlatmak açısından önemli. Karaköy'de yeni yollar açmanın, sosyal ve politik başka nedenleri olabilir. İnsanların, kendi yollarını yaratmasını özgür bir eylem olarak yorumladım. Bu özgürlük içinde, hâlâ birtakım eylemlerin tekrar ettiğini hesaba katarak karşıya geçmek için bir kullanma kılavuzu hazırladım. Bu kılavuz da video ve haritanın ardından eserimin son ayağı oldu. Eserim 'İnsanlar kendilerine yeni yollar açıyor. Bu bile umut verici' diyor."

Eser Adı: Nüfuz Alanı / Galata Rum İlköğretim Okulu Martin Cordiano-Tomas Espina (Arjantin)
Yapma-yıkma-tekrar yapma

"Bizim eserimiz, içine girebileceğiniz bir oda. Dışarıdan baktığınızda, hatta içine girseniz de dikkatli incelemediğinizde sıradan bir evin, içinde açık mutfak, yemek masası, kütüphane ve oturma alanı olan bir odası gibi görünüyor. Halbuki bu odadaki bütün eşyaları, kırıp tekrar yapıştırarak eski haline dönüştürmeye çalıştık. Odanın sahibiyle bulunduğu yeri ve olan biteni anlamak mümkün değil. Her şeyin kırılmasının sebebi, odada bir polis araması olması, depreme maruz kalması, bir kişinin bireysel eylemleri ya da bir başka neden olabilir. Yapılanların nedenlerinin yoruma açık olduğu bu odada, gerçekliği ispatlanabilir tek unsur, her şeyin tekrar yapılmış olması. Her şeyin normal gibi görünmesi, bu eşyaların tekrar kullanılabileceği ya da odada tekrar yaşanabileceği anlamına gelmiyor. Kırılan maddenin, gerçek fonksiyonunu gerçekleştirmesi mümkün değil. Olayların fiziksel izlerinin temizleniyor olması izlerinin kalmadığı anlamına gelmiyor."

Eser Adı: Ya Pazar Ya Ölüm / SALT Beyoğlu Diego Bianchi (Arjantin)
Döküntülerden sığınak

"İstanbul'a iki hafta önce geldim. Buraya gelmeden önce ne yapacağıma dair aklımda birtakım fikirlerim olsa da geldikten sonra hepsi değişti. Eserimi kurguladığım SALT Beyoğlu'nun bulunduğu İstiklal Caddesi'nden çok etkilendim. Eserime adını veren 'Ya Pazar Ya Ölüm' kelimelerinde olduğu gibi her şeyin, döküntülerin bile satılabilir olduğunu ve sistemin bunun üzerine kurulduğunu gördüm. Limitlerin beni daha yaratıcı kıldığını söylemeden edemeyeceğim."

Dünyanın dilini de anlayacağız
"İnsanlar yarattıkları alanları, doğadan kopyaladı. Bu işi yapmaktaki amacımız da doğayla insan arasındaki ilişkiyi, daha iyi anlamak. Bizi tatmin eden bilimsel verileri henüz elde edememiş, dillerini tam anlayamamış olsak da bitkilerin sadece oksijen sağlamadıklarını kanıtladık. Eser, bitkilerin biraz insan desteğiyle konuştuğunu görmek açısından önemli. Yakında dünyamızın sesini daha iyi duyacağımıza inanıyoruz."