Kurumsallaştırılamaz!

Giriş Tarihi: 29.9.2013

Galatasaray'da kopan kurumsallaşma fırtınasına karşı bir İmparator portresi

Sol açığın 10 numarayla ikiye bir yapıp sıfıra inip kestiği ortaya arka direkte uçarak kafa vuran santrforun topu uzak kale direği dibine yolladığında tribünlerin "Goooolll!" diye ayağa kalktığını anlatan satırlarla aramıza mesafe girdi son yıllarda. Yüksek çözünürlükte izleyince okumayı unutuyor insan. Şimdi devir, takımların 4-3-3, 4-2-3-1 mi yoksa 4-1-3-2 mi dizildiği, hangi futbolcunun kaç kilometre koştuğu, 10 numaranın kaç kez topla buluştuğu... Rakamlar, rakamlar... Bu oyunun aktörleri teknik adamlar ve futbolcuları istatistiklere boğdukça, insan olduklarını unuttuk. Bildiklerimiz, sahada ve kulübedeki varlıklarıyla kısıtlı. Neye gülerler; ne yer ne içerler; korkuları var mıdır; zor adamlar mıdır, neyi özlerler? Sahne her seferinde susmak bilmeyen yöneticilerde olduğu için bu soruların karşılığını boş bırakacağımız onlarca futbol şöhretimiz var. Fatih Terim deyince; kazandığı kupaları, aldığı galibiyet ve çalıştığı sezon sayısını bir çırpıda söyleyebilecek binler varken, gerçekten "Fatih Terim kim?" sorusunun altını doldurabileceklerin sayısı belki de iki elin parmaklarından az. Milli takımla tüm ülkeyi sevindirmeye kendini adamış bir teknik adamın kulüp düzeyinde Galatasaray ile kazandıklarından sonra ezeli rakiplerinin taraftarları tarafından sevilmesini beklemek safiyane elbette. Lakin hakkını teslim etmek, saygı duymak, takdir etmek... Unutulan işte budur. Saha kenarında kazanma hırsıyla kendinden geçen, oyunu 11 futbolcusu kadar yaşayan, yanlış olduğuna inandığı hakem kararlarına isyan eden; kimi zaman öfkesine yenik düşen, sırılsıklam gömleğiyle soyunma odasına giden Terim için kim, ne zaman eleştiriye başlasa aynı yeknesaklıkla konuşuyor ve yazıyor: "Kibirli. Egosu yüksek." Her söyleyen de, ilk söyleyen havasıyla söylüyor nedense... Ağzından çıkan her kelimenin haber değeri taşıdığı; girdiği her mekanda yüzlerce imza vermek ve fotoğraf çektirmek zorunda olan; iletişimde olduğu her insanla mesafeyi doğru ayarlamadığında bundan zarar göreceğini bilen; maçı verdiği taktikle kazanılıp kaybedildiği bilinmesine rağmen işi değil de, kişiliği hedef seçilen Terim'in bu kalabalıklar içindeki yalnızlığında kendisini koruyabilmek için ruhuna kuşandığı görünmez zırhın adı, gerekli bir kibir olmasın sakın... Ya da işi, milyon avrolar kazanan ve egosu soyunma odasına sığmayan futbolcuları yönetmek, hedefi her 90 dakika sonunda milyonlarca taraftarı hayal kırıklığına uğratmamak olan Fatih Terim, başarıyı, tecrübesi ve oyun bilgisi kadar bu yüksek egosu sayesinde yakalayabilmiş olabilir mi acaba? Ya da onun klasmanındaki Avrupalı teknik adamların hangisinin egosu Terim'den düşüktür?

DAHA ÇOK İNSAN HİKAYESİ GEREK
Terim başta olmak üzere, bizim daha çok insan hikayesine ihtiyacımız var. Sadece çalıştığı takımın taraftarını sevindiren ya da öfkesi ekranlardan taşan Terim'in de kendini daha fazla anlatmaya ihtiyacı olduğu gibi... Mesela, 10 yıldır milyonlar kazanmak varken neden reklam filmi tekliflerini geri çevirdiğini; 10 milyona dev bir yat almak yerine, deniz keyfini bir botta sürüp, iskelede nasıl parmağını kaybetme tehlikesi yaşadığını; sevdiklerini kaybettiğinde nasıl ayakta kalıp takımını yönettiğini, ne okuduğunu, neyin onu dinlendirdiğini, örneğin menemeni çok sevdiğini, kebaptan vazgeçmediğini ama Milano'da, Floransa'da halkın gittiği favori lokantalarını da, eşiyle çocuklarıyla katıldığı sosyal sorumluluk projelerini, eğitime verdiği katkıyı da, babacanlığını, ağabeyliğini ve daha fazlasını da bilmeli insanlar...

HAYA LLERİN BİTTİĞİ YERDE ...
Kurumsallaştığını söyleyen Galatasaray yönetimine karşı "Kurumsal değil, durumsal bakarım" diyen bu toprakların insanına, 40 yılını verdiği kulübünden her ayrılığında kibir ve ego kelimeleriyle nişan alanların bilmediği ve belki de bildikleri halde görmezden geldikleri ve küçük dünyalarına büyük gelen belki de şudur: Bu oyunda bazılarının hayallerinin bittiği yerde, Fatih Terim'in gerçekleri başlar. Fatih Terim kurumsallaştırılamaz. Kazandığı kupalarla futbol dünyamızın en tepesine oturmuş; geleceğini, 30 yıl önce bıraktığı futbolculuk döneminde garantilemiş, hepimizin vizeyle girdiği bir ülkede 'Grande Imparatore' diye karşılanan bu insanın Galatasaray'dan üçüncü ayrılığında evinin önünde toplanan taraftarlara bakıp gözyaşlarına hakim olamamasının ve günlerin yorgunluğuna yenik düşmüş, o en Anadolu bakışlarının fotoğrafının sığacağı, vesikalık olacağı bir kurumsal kimlik maalesef yok bu hayatta. Olmasın da...
ARKADAŞINA GÖNDER
Kurumsallaştırılamaz!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz