X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Darbenin 'bebek' yalanı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Darbenin 'bebek' yalanı

  • Giriş Tarihi: 6.10.2013

atv'nin Ben Onu Çok Sevdim dizisinde büyük aşkları anlatılan Adnan Menderes ile Ayhan Aydan'ın 1955'te doğan ve birkaç saat sonra ölen çocuklarıyla ilgili belgelere, 53 yıl sonra ilk kez SABAH ulaştı

Merhum Başbakan Adnan Menderes'i Yassıada'da itibarsızlaştırmak için açılan davalardan biri, 27 Mayıs darbesi sonrası yargılandığı 'bebek' davasıydı. Menderes davada opera sanatçısı Ayhan Aydan'dan olan çocuğunu öldürmekle suçlanıyordu. Aydan'ın, çocuğun eceliyle öldüğünü açıklamasına ve şahitlerin ifadesine rağmen savcının ısrarıyla Menderes'in oğlunun mezarı açılmıştı. Birbirini çok seven merhum Başbakan Adnan Menderes ile Ayhan Aydan'ın 1955'te doğan ve birkaç saat sonra ölen çocuklarının fethi kabir belgeleri, adli tıp raporu ve mezar açma tutanağı, ölüm raporu ve fotoğraflarına 53 yıl sonra SABAH ulaştı. Mahkeme, Menderes tarafından öldürüldüğü iddiasıyla Ahmet Aydan'ın mezarını, ölümünden altı yıl sonra, 1960'ta açtırmıştı. Salı akşamları atv'de yayınlanan Ben Onu Çok Sevdim dizisinin hikayesine de esin kaynağı olan Menderes ile Ayhan Aydan'ın aşkı, bir dönem çok konuşulan konular arasında yer alıyordu. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde bulunan belgeler, ifade tutanakları ve birçok yazışmada bu trajik iddia tek tek tanıklarla, doktor, Menderes ve Aydan'ın ifadeleriyle çürütüldü.

İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABALARI
Mahkeme dosyasında bebeğin insan vücuduna benzer halde dizilen kemiklerinin fotoğrafları, gömülme tutanağı, bugüne kadar pek bilinmeyen bebek Aydan'ın adının yer aldığı belgeler ve kimlik bilgileri bulunuyor. Aydan, çocuğuna babasının adı olan Ahmet ismini vermiş. Baba olarak da dedesinin adı, Fevzi'yi yazdırmış. Dünyaya geldikten birkaç saat sonra ölen bebeğin ölüm nedeni ise kalp yetmezliği olarak belirtiliyor. İşte Ahmet Aydan ile ilgili bilinmeyenler... Merhum Başbakan Adnan Menderes'in 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yargılandığı davalardan biri de 'bebek' davasıydı. Menderes, bu davada sevgilisi Aydan'dan doğan bebeği öldürmekle yargılanıyordu. Mahkeme, bu davayla Menderes'i halkın gözünde itibarsızlaştıracak, böylece idamıyla sonuçlanacak süreçte kamuoyunu ondan nefret edecek duruma getirecekti. Ancak mahkemenin hesabı tutmadı! Sanık olarak dinlenen Ayhan Aydan, erken doğum yaptığını ve çocuğunun doğduktan 2 saat sonra eceliyle öldüğünü açıkladı. Hatta Menderes'in de Ankara dışında olduğu için doğum esnasında yanında olmadığını belirtti. Mahkeme, Menderes ve Aydan'ın açıklamalarından tatmin olmadı. Doğum esnasında orada bulunan doktorları ve şahitleri dinledi. Şahitler de aynen Ayhan Aydan gibi ifade verdi. Yine de savcı iddiasında ısrarlıydı: Çocuğu Menderes öldürdü! Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin talebi üzerine heyet oluşturularak, çocuğun mezarının açılmasına karar verdi. Heyette Şakir Altay, Kemalattin Ertun, Esma Tipi'nin yanı sıra daha önce mezarın kazılmasında hazır bulunan Adli Tabip Vekili Yafes Nuri Sezer, Adli Tabip Mahmut Aktopuk ve Adli Tabip Yardımcısı Rıza Saçık ve şoför Hilmi Karaduman bulunuyordu. Hep birlikte, ölü kütük defterinde Fevzi oğlu Ahmet Aydan'ın, 560 ada numaralı kısımda 688 sayılı parselde bulunan mezarına gittiler. Doktor Nuri Sezer ile Adli Tabip Mahmut Aktopuk'un huzurunda mezar açıldı. Mezarın yanında, kimsesiz çocuklara ait gömü yerlerinin de olduğu tutanakta kayda geçirildi. Naip Aza Şakir Altay ve beraberindekiler mezarın açılma anını ve gördüklerini, yargılamanın yapıldığı mahkemeye gönderdikleri tutanakta şu ifadelerle anlattılar: "Akşam gazetesinin 2 Eylül 1960 tarihli nüshasına ait üç ve dördüncü sahifeleri havi yaprağa sarılı cesedin kafa tası, kol, bacak, el ve ayak kemiklerine ait parçalar, kaburga kemikleri, bel fıkra kemikleri, çene kemikleri parçalar halinde toprakla karışık vaziyette bulunduğunu her iki tabip bildirdiler. Kemikler toprağı ve gazetesi ile birlikte torbasına konularak ağzı iple bağlandı. Mezarın içerisinden topraklar da analiz yapılmak üzere alındı..."

'BEN ONU ÇOK SEVDİM' DEDİ
Menderes ve Aydan'dan olma Ahmet'in kemikleri dışarı çıkarıldı. Aydan bir kez daha yıkılmıştı. Kemikler bir torbaya konularak incelenmek üzere Adli Tıp'a götürüldü. Mezardan toprak örnekleri de alınarak bunlarda zehir arandı. Kemiklerin kırılıp kırılmadığı da incelendi. 18 Kasım 1960'ta hazırlanan bebeğin ölümüne ilişkin raporun altında Prof. Dr. Cahid Özen, Adli Tıb Mutahassısı Dr. Abbas Aslantepe ve Dr. Mete Kurdoğlu'nun imzaları vardı. Heyetin iki sayfa olarak hazırladığı raporda şu görüşlere yer verildi: "Kemiklerin incelemesinde, kıkırdak kısımları zamanla çürümüş ve tahribe uğramış. Çocuğun ölümünden evvel inlediği ve hatta ağladığı ifade ve beyan olduğuna göre çocuğun anne uzviyetinden ayrı olarak hariçte hayatiyet belirtileri gösterdiği... Kemiklerde herhangi bir kırılma, ezilme gibi dış tesirlere ait tegayyürler bulunmadığı ve yumuşak kısımlarının da tamamen çürümüş olduğu... Kemiklerde ve toprağında zehir tesbit edilemedi. Sonuç olarak bebeğin dış müdahale ile öldürüldüğüyle ilgili bir bulgu tespit edilememiştir..." Yıllar sonra Yassıada'da tanık olarak ifadesine başvurulan Aydan, salonu dolduran yüzlerce dinleyicinin ve yargılananların huzurunda şunları söyledi: "Adnan Menderes'i 1951'de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Hasta bünyem müsade etmedi. Çocuğum sekiz aylık doğdu ve öldü. Hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin ölmesine razı olabilir. Çocuk doğdu, doğduktan birkaç saat sonra da eceliyle öldü. Adnan Menderes doğum olduğu sırada Ankara dışındaydı..." Aydan sadece bunları söylemekle kalmadı: "Ben onu çok sevdim" diyerek idama gidecek olan Menderes'e de sahip çıktı.

Bundan sonrasını Allah'a bırakıyorum
Ayhan Aydan ile Menderes aşkı 1955 yılının sonlarında bitti. Ancak sürekli telefon ya da mektupla görüşüyorlardı. Menderes eskiden olduğu gibi Aydan'ın evine her hafta çiçekler gönderiyordu. İşte Aydan'ın Menderes'e 13 Haziran 1957 tarihli mektubunun orijinali: "... 20 gündür birbirimizden habersiz kaldık. Her zaman söylediğim gibi bunda da bir hayır vardır diyelim. Anneannemi üç gün zarfında da kaybettim, beni... (anlaşılmıyor) edemediği kadar sarstı. Rahatsızlığım da malum. Bu sebeple demin de evvelce haberdar olduğum ve bu muaffakatın olduğu için.... (anlaşılmıyor) tamamladım. Bundan sonrasını da daima güvendiğim büyük Allahıma bırakıyorum. Kısmetse cuma günkü hareket edecek olan vapurla Avrupa'ya gidiyorum. Bu gidişim belki de çok geç oldu. Seni her zaman bulacak dualarımı ve muvaffakiyet dileklerimi eksik etmeyeceğim."