X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Haliç'le Karadeniz buluşacak
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Haliç'le Karadeniz buluşacak

  • Giriş Tarihi: 20.10.2013

Türkiye'nin ilk elektrik santraline kömür taşımak için kurulan, Kurtuluş Savaşı sırasında Kağıthane Baruthanesi'nden Kastamonu'ya kaçırılan silahları yüklenen, savaş bitince ormanın içindeki köylere ve Karadeniz'e yolcu taşıyan ve 1952'de kapatılan Silahtarağa'dan başlayıp Ağaçlı ve Karaburun'dan geçip Terkos'a uzanan demiryolu hattı yeniden açılacak. Bu yol iki denizi kavuşturacak, Çiftalan yakınlarında üçüncü çevre yoluyla buluşup Haliç'i Anadolu yakasına bağlayacak

Bugün size çok değişik bir demiryolunun hikayesini anlatacağız. Macera 1. Dünya Savaşı'nın zor koşullarında başlıyor. Türkiye'nin ilk elektrik üretim merkezi olan, İstanbul'u ışıl ışıl aydınlatan Silahtarağa Elektrik Santrali'ne Zonguldak'tan kömür taşıyan gemiler Ruslar tarafından bombalanıyor. İstanbul yeni tanıdığı ışığın tadına varmadan karanlıklarda kalıyor. İşte bu tren hattı, Kemerburgaz ve Ağaçlı tarafından elektrik santraline kömür taşımak amacıyla 1915'te inşa edilmeye başlanıyor. İlk etap Silahtarağa-Ağaçlı arasına kuruluyor. İki deniz buluşuyor; Haliç ile Karadeniz, rüya gibi bir demiryoluyla birbirine bağlanıyor. 62 kilometre olan ilk etabın inşası sekiz ayda tamamlanıp ikinci etaba geçiliyor. Yol önce Karaburun'a, sonra da Terkos'a kadar uzatılıyor. Önceleri kömür taşıyor, sonraları yolcu. Dere kenarlarından, ormanlardan, bentlerden, tarihi su kemerlerinin altından geçen bu şiir misali demiryolu 1952'de kapatılıyor. Raylar sökülüyor, köprüler yıkılıyor, anılar uçup gidiyor. Her şey unutuluyor. 1996'da bir gün, birbirinden habersiz bu demiryolunun peşine düşmüş olan iki adam buluşuyor. Bu beyefendilerden biri Prof. Emre Dölen, diğeri de koleksiyoner Mert Sandalcı. Emre Dölen bir kimyager ama endüstri tarihi konusuna da meraklı. Bu merak ve araştırmaları onu Rahmi Koç Müzesi'nin kurucu müdürlüğüne kadar taşıyor. Aslında olay Prof. Dr. Dölen'in dedesinden başlıyor. Dede Hasan Mukadder Bey, Osmanlı devletinin dış borçlarını takip eden Düyun- u Ümumiye'de önemli bir bürokrat.

FOTOĞRAFLAR ENVER PAŞA'YA

Birinci Dünya Savaşı başlayınca askere alınıyor ve Ayastefanos (Yeşilköy) Şimendüfer Alayı'nda görevlendiriliyor. Hasan Mukadder Bey, hasta denilecek derecede bir fotoğraf tutkunu. Elinde devrin en klas makineleri var. Bu sebeple Silahtarağa'da başlayan yeni demiryolunu fotoğraflamak ona kalıyor. Demiryolu inşaatının başlangıcından açılış törenine kadar devam eden bu fotoğraf serüveni sonrasında ortaya çıkan albümün bir örneğini Enver Paşa'ya diğerini kendine ayırıyor. Sonunda söz konusu bu koleksiyon torunu Emre Dölen'e kalıyor. Kendisine mikro tarihçi diyen Mert Sandalcı ise çeşitli konularda fotoğraf ve kartpostal topluyor. Bunları biriktiriyor ve bilinmeyen, gizli, saklı kalmış tarihi dönemler üzerine araştırmalar yapıyor. 1980'lerin sonunda Sandalcı'nın eline de Silahtarağa demiryolunda çekilmiş inşaat enstantaneleri, açılış töreninden bölümler ve çeşitli aile fotoğraflarından tren hattında çekilmiş kareler geçiyor. Bu sayfalarda da göreceğiniz fotoğrafların bir kısmı Mert Bey'in koleksiyonuna ait. İşte bu iki adam bir kartpostal müzayedesinde karşılaşıyorlar. İkisi de demiryoluna ilişkin bir kareyi satın almak istiyor. Böylece tanışıyorlar. Ve koleksiyonlarını birleştirip ortak araştırma yapmaya karar veriyorlar. Prof. Dr. Dölen tren hattı konusunda ayrıntılı bir bilgiye sahip. Sonunda bir kitap yazmaya karar veriyor. İki senelik bir çalışma sonrasında eser ortaya çıkıyor. Tam bu noktada Hüseyin Irmak adında bir üçüncü şahıs giriyor devreye. Gazeteci ve belediyenin basın danışmanı olan Irmak da, Kağıthane konusunda devlet arşivlerinde araştırma yaparken bu demiryolu hakkında bilgilere rastlıyor. IRCICA arşivinde tren hattının haritasını da buluyor. Bunları birleştirip Silahtarağa'dan yola çıkıyor. Ve tüm hattı geziyor. Tren yolunun fotoğrafları üzerine araştırma yaparken de yukarıda sözünü ettiğimiz iki araştırmacıya ulaşıyor. Ve böylece geçmişin defteri kapanmasa bile tamamlanıyor, geleceğe doğru adım atılıyor. Hüseyin Irmak, kitabı Kağıthane Belediyesi'nin basmasını öneriyor. Kabul ediyorlar ve eser yayımlanıyor. Bu kitaptan haberdar olunca ben de o dönem çalıştığım gazetede demiryolu üzerine geniş bir haber yaptım. Söyleşiler sırasında, "Bu demiryolunu yeniden inşa etmek mümkün değil mi?" diye sordum. Çünkü tren hattına ait olan arazilerin büyük bir bölümü hala Hazine'ye aitti.

TEK BİR AĞAÇ KESİLMEYECEK

Ayrıca, tren yolu yapılırken rayların geçeceği zemine atılan zift ve traverslerdeki emprenye atıkları sayesinde hattın bulunduğu çizgide tek bir ağaç bile büyümemiş. Bu sayfalardaki fotoğraflarda da göreceğiniz gibi, Belgrad Ormanları'nın içinden geçen yol, daha dün yapılmış gibi ayan beyan ortada. Dolayısıyla trenin geçeceği koridorlarda tek bir ağacın bile kesilmesine gerek kalmayacak. Dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna'ya da demiryolunun yeniden inşa edilmesiyle ilgili sorular yönelttim. O da "Olabilir" dedi. 2003 yılında Rahmi Koç Müzesi'nde Gürtuna'nın başkanlığında bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıya Prof. Dr. Dölen, Mert Sandalcı, Hüseyin Irmak ve ben katıldık. Taraflar demiryoluna dair hayallerini ve projelerini dile getirdi. Fakat belediye bütçesinin o dönemde bunu karşılayamayacağı gerekçesiyle, proje rafa kaldırıldı. Kağıthane Belediye Başkanı Fazıl Kılıç, göreve geldiği günden itibaren bu projeyle yakından ilgilenmeye başladı. Bunu Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a da anlattı ve Kağıthane'deki hattın üzerinde bir geziye davet etti. Topbaş, bu gezinin ardından projeye el attı ve geçen yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demiryolunun yeniden inşa edileceğini bütün dünyaya açıkladı.