X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ölünce Münevver'e kavuşacağız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ölünce Münevver'e kavuşacağız

  • Giriş Tarihi: 10.11.2013

4,5 yıl geçti, Münevver'i kaybeden Karabulut ailesinin acısı katlanarak büyüdü. Aile darmadağın. Baba Süreyya Karabulut sürekli ağlıyor, anne Nagehan Karabulut, ölüp kızına kavuşacağı günü bekliyor. Münevver'in ne bir eşyası ne de bir fotoğrafı kalmış evde. Yıllar sonra suskunluğunu Pazar SABAH'a bozan aile, isyanını"Bir duvar yıkıldı, ailece altında kaldık. Bizim ruhumuzu kim tedavi edecek?" diyerek dile getiriyor

Münevver Karabulut'un, Cem Garipoğlu tarafından 29 bıçak darbesiyle öldürülüp, kafasının testereyle vücudundan ayrılmasının üzerinden 4 yıl, 8 ay, 7 gün geçti. Karabulut ailesi tam anlamıyla dağıldı. Münevver'in kardeşi, olayın ardından Boston'a yerleşti. Anne-baba kızlarının ölümünden önce yaşadıkları evi terketti.
- Garipoğlu ailesinden 1 milyon 250 bin TL tazminat almaya hak kazandınız. Bu rakam ne ifade ediyor size?
- Süreyya Karabulut:
Tazminat davasını açarken maddi kaygılarla hareket etmiyorduk. Bizim bir evladımız var ve acılı bir anne-babayız. Para, hiçbir maddi getiri, giden evladımızı geri getiremez. Ben o tazminatın 10 katını onlara ödeyeyim, bana evladımı geri versinler. Aynı eylemi ben gerçekleştireyim, 100 kat tazminat ödemeye hazırım. Madem insan hayatı bu kadar ucuz, ben o eylemi yapıp 100 kat tazminat ödemeye, hayatımı sonlandırmaya hazırım.
- Nagehan Karabulut: Siz benim yaşadığım travmatik süreçleri anlayamazsınız. Her şeye rağmen direniyorum. İlahi adalete inanıyorum ben. Ne hapis kararı olursa olsun, ne tazminat kararı çıkarsa çıksın, gencecik kızımın böylesine vahşice öldürülmesinin karşılığı olamaz.
- Anlaşılan o ki, tazminatı alabileceğiniz bir varlık da yok ortada...
- S.K:
Evet adlarına kayıtlı araç, menkul ve gayrımenkuller kaçırılmış. Bu kararı icraya koysak bile ancak bir kısmını alabiliyoruz. Bu para kuvvetle muhtemel ödenmeyecek, tazminat sembolik olarak kalacak.
- Cem Garipoğlu'nun hapiste olması bir nebze olsa içinizi rahatlattı mı?
- N.K :
Asla! Çünkü bu bambaşka bir ölüm, bambaşka bir cinayet. Hiçbir şey benim içimi rahatlatamaz. Ona bir şey olmayacak ki, hapisten çıkacak, hayatını kuracak, belki bir ailesi, çocukları olacak. Hayat onun için bitmedi ki! Benim kızım için bitti. Benim kızım geri gelmeyecek, ailesi olmayacak, çocukları olmayacak. Dünyayı verseler evladımın yerini tutmaz. Ben ilk günkü acımı yaşıyorum, psikolojimiz bitti. Ama Allah'ın bize verdiği bir can emaneti var, onu geri verene kadar yaşamak zorundayız.
- 4.5 yıl geçti aradan. Nasıl yaşadınız bu süreci?
- N.K:
Cem'in babası bir mektup yazmıştı, teslim olmadan önce, 'Oğlum sen hiç merak etme biz her şeyi ayarladık. Bir duvara çarptın, bir yol kazası oldu, 3-5 yıl yatıp çıkacaksın' diyordu mektupta. Evet bir duvar kazası oldu ama o duvar yıkıldı ve altında bizim ailemiz kaldı. Dağıldık, paramparça olduk, enkaz olduk biz o kaza yüzünden. Bir sandalye 4 ayaklıysa biz 3 ayaklı bir sandalyede oturmaya, yine de hayatla mücadele etmeye çalışıyoruz. Yaşam bizim için çok zorlaştı.
- Oğlunuz Enver, Boston'da okuyor. Onun yakınınızda olması acınızı paylaşmak adına yardımcı olmaz mıydı?
- N.G:
Eskilerin bir lafı vardır; toprak ardında olmasın da dağ ardında olsun. Yeter ki ben yaşadığını bileyim. Teknoloji diye bir şey var, çok merak ettiğinde telefona sarılıyorsun, bilgisayardan yüzünü görüyorsun. Onunla teselli oluyoruz. Oğlum, olaydan 4 ay sonra gitti. Çünkü bu yaşanılanlardan sonra burada kalmak istemiyordu. Evet bir evladım yanımda yok, yaşanabilir bir hali kalmadı Türkiye'nin oğlum için. Ama ya toprak altındakine ne yapacağız? Görüşmemiz için toprağın altına girmemiz lazım, biz anne-baba olarak dört gözle o günü bekliyoruz. Bu olaylar olmasaydı kızım da yurtdışında olacaktı.
- Kızınız Münevver'in odası, eşyaları duruyor mu?
- N.G:
Kızıma dair hiçbir şey kalmadı, odasını boşalttım, eşyalarını dağıttım. Bir tek fotoğrafı bile yok evde. Bakamam ki...
-Kendinizi kontrol edemediğiniz anlar oldu mu?
- S.K: Durmadan, boş boş konuşan bir haldeydim. Artık sustum. 24 saat benimle oturun, bir şey sormazsanız cevap vermem, sustum ben. Bazen durup dururken ağlıyorum, bambaşka bir konudan söz edilirken ağlama krizine giriyorum. Ben otobüse biniyordum, yolun ortasında inip E5'te yürüyordum. Daralıyordum. Akşamları kendi başıma çıkıp Merter'de dolaşıyorum, sıklıkla avukatımı arayıp dertleşiyorum. Bayramlarda gelenimiz gidenimiz yok. Arayan, soranımız yok. Karım, ben, avukatım, üçümüz baş başa kaldık.
- Psikolojik destek aldınız mı?
- S.K: Her ay Emre Konuk'a gidiyorum. Rahmetli kızımın geri gelmeyeceğini biliyorum ama hukuki anlamda davanın emin ellerde olması, avukatımızın kanının son damlasına kadar mücadeleyi bırakmaması benim psikolojimi düzeltti. Davalar biter, tazminatlar biter, herkes her şeyi unutur ama giden evlat geri gelmez.
- Emekli olmak sizin kararınız mıydı?
- S.K: İşimden ayrılmak zorunda kaldım, emekli oldum. Bolu Mengenli'yim iyi bir aşçıyım. Çalışmak istiyorum elbette, iş de arıyorum ama bu olay nedeniyle insanlar çok sıcak bakmıyor. İş görüşmesine gidiyorum, tanıyor, üzülüyor benim için ama çalışamayacağımı düşünüyor.