X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Erkeksen öfkeni yen!' diyerek ironi yaptık
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Erkeksen öfkeni yen!' diyerek ironi yaptık

  • Giriş Tarihi: 1.12.2013

'Erkeksen öfkeni yen' sloganıyla dikkatleri çeken Kadın ve Demokrasi Derneği henüz çok yeni. Eşitlikten ziyade farklılık vurgusu yapan dernek başkanı Yrd. Doç. Dr. Sare Aydın Yılmaz yeni oluşumu anlattı

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) bu yıl 8 Mart Kadınlar Günü'nde kurulan yeni bir oluşum. Sare Aydın Yılmaz da KADEM'in başkanı. Türkiye'deki kadının mevcut konumu ve sorunlarına karşı, Yılmaz 16 arkadaşıyla birlikte dernek çatısı altında faaliyet yürütmek için yola çıktı. 25 Kasım'da da 'Erkeksen öfkeni yen!' kampanyasıyla dikkat çektiler. Kampanyanın etkisi sosyal medyada da kendisini gösterdi. Yrd. Doç. Sare Aydın Yılmaz yeni oluşumu anlattı.

- Yeni bir kadın derneğisiniz. Nasıl bir politikanız var?
- Tek yönlü bir bakış açısıyla kadın meselelerine yoğunlaşmak yerine kadını güçlendirmek, mevcut statüsüne katkıda bulunmak, kadını toplumda etkin hale getirmek, toplum içinde kadın ve erkeğin paylaşımda bulunan iki birey olması için demokrasiyi daha da güçlendirmek gerekiyor. Çünkü kadın ne kadar güçlü olursa, demokrasi de o kadar güçlenir. Kadının var olan statüsünü güçlendirmek için demokrasinin olanaklarından yararlanarak, kadının özellikle karar alma mekanizmalarında, siyasette, ekonomide, akademide vb. alanlarda temsil oranını artırmak hedefimiz.

FEMİNİSTLER GİBİ DÜŞÜNMÜYORUZ
- Türkiye'de birçok kadın örgütlenmesi mevcut. Sizi diğer örgütlerinden farklı kılan ne?
- Kadının sosyo-ekonomik, siyasal, kültürel statüsünü arttıracak, düşünce ve proje odaklı bir derneğiz. Bizim için kadın ve erkek toplumun iki bireyidir ve birbirini tamamlar. Zaten doğa gereği de eşitlik yok! Ama farklılıklar var. Bizi fdiğer kadın çalışmalarından ayıran da bu. Feminist söylem içerisinde yer bulan 'Kadının ikinci planda kalmasının sebebi erkektir!' bakış açısını benimsemiyoruz. Erkeği ötekileştirmeden, erkeği de söylemimizin içerisine alarak, birbirini tamamlayan ve toplumda zenginlik sağlayan birey olarak görüyoruz. Erkeği de işin içine katmadan kadının statüsü yükseltilemez. Demokratik sistem, kadın ve erkeğe eşit fırsat olanakları sağlar. Ama toplumdaki algı yasal anlamdaki eşitliği yıkan ve engelleyen bir algı. Her ne kadar yasada eşit olsa da erkeğin kendini temsil etme gücüyle kadının kendisini temsil etme gücü aynı oranda vücut bulmuyor. İşte bunu değiştirmek gerek.

- 'Erkeksen öfkeni yen' kampanyanız ses getirdi. Televizyon programları da destek verdi. Nasıl tepkiler aldınız? Slogan aynı zamanda cinsiyetçi bir söylem içermiyor mu?
- 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü'ydü. Şiddet nereden geliyor? Erkekten! Hedef kitle kim? Erkek! O zaman slogan ne olmalı? Erkeğe hitap eden bir şey olmalı! Bu yüzden 'erkek sen', 'erkeksen' dediğimiz sloganla hem ironi yaptık hem de kültürel kodlarımızı da cesaretlendiren bir söylem olarak gördük. Sloganı nasıl ve nereden okuduğunuz önemli! Bu sloganı alırsınız, entelektüel zihninizde biraz evirirsiniz çevirirsiniz ve zihniniz nereden bakacağınızı söyler. İronik bir şekilde teşvik ediyoruz bu sloganla! Aslında erkeğe meydan okumadır bu! Bu açıdan baktığınızda erkeği yücelten bir söylem yok. Bilinçli tercih ettik. Her kültürün kendine özgü bir bakış açısı var. 'Erkeksen öfkeni yen' sloganı İsveç'te uygulansa toplumda karşılık bulmayabilirdi. Kültürel öze uygun bir kampanya yapıldığında daha etkileyici, vurucu oluyor. Sadece erkek değil, kadının kadına, öğretmenin öğrenciye, annenin çocuğa uyguladığı şiddet de var. Bu nedenle sloganın alt mesajında 'Herkese karşı, her türlü şiddete son ver!' de diyoruz.

- Peki kadın örgütleri neden ortak bir dil oluşturamıyor sizce?
- Çünkü kadın literatürü Batı'nın ortaya çıkardığı bir sosyal gerçeklik. 'Eşit işe eşit ücret' sloganıyla yola çıkılan birinci dalga feminist hareket Batı'dan çıktı. Batı kendi kültüründen beslenerek oluşturduğu literatürü, kendi dışındaki ülkelere de empoze etmeye çalıştı, ta ki postmodern süreç dediğimiz 80'lerde 'Hayır! Kadını ikincilleştiren erkek değil, bilakis kadını ikincilleştiren feminist söylemdir' söylemi ortaya çıkancaya kadar. Her kültürün kendine özgü bir kadın perpektifinden söz edilir oldu. Kadının kendine özgü kültürel yapısından beslenen bir kadın kimliğinin oluştuğu gerçeği var. Bu Türkiye'deki kadın örgütlenmeleri tarafından çok fazla kabullenilmedi. Biz, tek bir Türkiyeli kadının olmadığını ve farklılıkların zenginlik olduğunu söylüyoruz. Bundan dolayı her kültürün kendi özüne uygun bir söyleme ihtiyacı var. Batı'nın kadın söylemini eleştirmeden alıp kabul edemem, etmememliyim de. Biz değerlerimizden ve manevi inançlarımızdan beslenen bir kadın bakış açısını yaygın hale getirmek için çalışıyoruz.

CAYDIRICI YAPTIRIMLAR GEREK !
- Çok önemli bir yara da çocuk gelinler mevzusu. Türkiye'de üç kadından biri çocuk yaşta evlenmiş.
- Türkiye'de bu bir sosyal gerçeklik ne yazık ki! Türkiye'nin her yerinde var mı? Hayır! Doğu ve Güneydoğu bölgesinde örften kaynaklı uygulamalar var. Bununla başa çıkmanın en temel yolu, o bölgede toplumun bilincini arttırmak! Erkekler bu konuda eğitilmeli. Bence erkeğe çocuğun bir insan olduğunu, gelişme çağında bir birey olduğunu, ifade hakkının olduğunu, yasalarla da bunların teminat altına alındığını anlatmak gerekiyor. Zihniyeti yeniden inşa etmek lazım.

- Yasalar yeterli mi sizce?
- Yasa tedbirler var, ama yeterli değil. Yaptırım gücü yüksek yasaların olması lazım! Yaptırımlar için yasaların güçlü uygulanması gerek ki caydırıcılık olsun! Kadınların mevcut yasalar üzerinde çalışıp ilgili bakanlıklara baskı yapması lazım. Ayrıca İslam gelmeden önce cahiliye döneminde kız çocuğu olan babalar büyük bir aşağılanma duygusu yaşıyordu. Bu nasıl değişti? Kur'an-ı Kerim'in inmesiyle! O zaman manevi bilincimizi devreye koyarak da zihniyeti değiştirebiliriz.

UYUCU HUKUK PRO JESİ BİLİN Ç KA ZANDIRACAK
"Kadına yapılan ayrımcılık ve mağduriyetlere ilişkin bir el kitabı hazırladık. Bunu her il, ilçe ve kasabaya dağıtacağız. Uzun vadede sığınma evleri ve avukat ihtiyacı konusunda planlarımız var. Yasalara göre nüfusu elli bin olan ilçeler, zorunlu olarak sığınma evi açmak durumunda. Ama yok!