X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir DNA meselesi: Galatasaray
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir DNA meselesi: Galatasaray

  • Giriş Tarihi: 15.12.2013

G. Saray'ın Juventus zaferi, tek kanallı günlerde atılan temellerin ürünü. Ve en az bu geleneği şansa bağlamak kadar, zaferleri size güç veren rekabete hakaret vesilesi yapmak da sorunlu

Futbol bir düşler tiyatrosu... Hayatın ta kendisi. Kaderler birkaç saniyede çiziliyor. Bir saniye önce kutlama hazırlıkları yapanlar, bir anda sahanın orta yerinde yıkılıveriyor. Tıpkı üç takımın kaderinin gol farkıyla çizildiği Şampiyonlar Ligi'nin 'ölüm grubu'nda 87'de gelen Borussia Dortmund golüyle grup üçüncülüğüne düşen Napoli'de Higuain'in döktüğü gözyaşları gibi. Evlerindeki ilk maçta 2-0 öndelerken takım arkadaşı kendi kalesine atmasa Higuain saha ortasında bu kez sevinçten ağlayacak, hayal kırıklığı geçen sezonun finalisti Dortmund'un payına düşecekti.

ŞANS UĞRAMAZ, ŞANSIN AYAĞINA GİDİLİR
Veya Sneijder'in bitime beş dakika kala 'beyniyle' görerek direk dibine bıraktığı plase olmasa, sahada sarı kırmızı formalılar, Türkiye'de de milyonlar Higuain'le aynı yıkımı paylaşacaktı. Fakat tüm bu kırılma 'an'larını sadece kadere, şansa ya da topun canına bağlamak en hafifinden haksızlık olur. Zira yaptığınız doğrular, plan-program, yatırım ve inanç sizi o anlara getirir. Futbolun tanrılarının yaptığı ise birkaç ufak rötuştur. Takımın neredeyse yarısını sakatlıklara kurban vermiş, omurgası kırılmış Dortmund'u 87'de galibiyete ve bu yılın en 'sıcak' takımı Arsenal önünde grubun zirvesine taşıyan, Klopp önderliğinde beş yıldır yerleştirdikleri oyun felsefesidir. Sahadaki isimlerden bağımsız işler hale gelen sistemdir. G. Saray'a Edirne ötesinde sansasyonel zaferler yaşatan bundan 30 yıl evvel Derwall'le ekmeye başladıkları tohumlardır. Derwall, Denizli, Terim derken Avrupa odaklı liderler döngüsünün yerleştirdiği reflekstir. İlk adımlarınız size sonuç olarak döner. Ve o sonuçlar devamlılık kazanınca bir 'kültüre' dönüşür, her hücreye siner. Soyunma odasına, yöneticisine, taraftarına... Camianın bilinç altına, DNA'nıza işler. Oyuncular, teknik adamlar, statlar, rakipler değişir... Ama DNA baki kalır. Adı üstünde, genetik kalıtımdır, gelen kuşağa yansır. O genler, krizlere karşı bağışıklık kazandırır. X-Men serisindeki Wolverine gibi yaralarınız kendiliğinden iyileşmeye, vücut kendini onarmaya başlar. Öyle ki Şampiyonlar Ligi grubunda İstanbul'da Chelsea'den beş gol yersiniz. Ama aynı sezon grubun finalinde Milan'ı devirip UEFA biletini alırsınız. Ve o bilet sizi 3-4 ay sonra namağlup Avrupa şampiyonluğuna kadar taşır.

ÜÇ BÜYÜKLER MOZART İLE SALIERI GİBİ
Ya da bu sezonki maratonun ilk adımında 6-1 gibi bir travma yaşarsınız, hoca değişir, futbolunuz geriler, grubun en kolay halkası Kopenhag'a yenilirsiniz, var olma maçında sahayı kar kaplar ama sonunda Juventus gibi bir devi alt edecek iradeyi gösterirsiniz. Zira artık bu krizleri nasıl aşacağınız genetik kodunuza yazılmıştır. Fakat bu süreci domestik rekabetten bağımsız ele almak imkânsızdır. Nasıl ki Guardiola'nın aklına, Messi'yi kanattan alıp merkeze taşımak fikrini düşüren, Mourinho ile girdiği kıyasıya rekabetse, Portekizli meslektaşını alt etme motivasyonuysa, karşınızda sizi ileri iten size meydan okuyan güçler yoksa, o genetik kod da asla oluşmaz. Üç büyükler, Mozart ile Salieri gibidir... Zaman zaman roller değişir belki ama karşılıklı etkileri sabittir. Galatasaray'a bazı hamleleri yaptıran, F. Bahçe ve Beşiktaş'tır. Onlara mesafe katettiren de Galatasaray'ın Avrupa başarısıdır.

REKABET BESLER, DÜŞMANLIK TÜKETİR
Futbol efsanesi Cruyff "Tesadüf mantıklıdır" der. Nasıl ki F. Bahçe'nin derbilerdeki üstünlüğü ya da bu sezonki son saniye golleri bir mantığa dayanıyorsa, nasıl ki Beşiktaş forması giyen her oyuncu, kolej havasını ve kulübün duruşunu da üzerine geçiriyorsa anında, Galatasaray'ın Avrupa karnesi de "Cevabı bilmiyordum, attım tuttu" kolaycılığıyla açıklanamaz... Ezeli rakibinizin her başarısına 'şans' etiketi yakıştırmak ne kadar oyunun ruhuna ihanetse, her başarıda aslında karşınızdakinin büyüklüğünün size yansıdığını unutmak, o anın tadını çıkarmak yerine bel altından vurmak da o kadar gaddarcadır. Rekabet besler, düşmanlıksa tüketir! Ve illa birinin tam nikah kıyılacakken haykırmasına gerek yok: Siz kardeşsiniz! Unutmamak gerekir...