X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ne zaman havaya girsem tokat yedim hayattan
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ne zaman havaya girsem tokat yedim hayattan

  • Giriş Tarihi: 5.1.2014

Best Model yarışmasıyla yakaladığı ünü, dizi sektöründe oyuncu olarak sürdüren Tolgahan Sayışman, sinemanın da aranan isimleri arasına girdi. En son Sürgün filminde başrol oynayan Sayışman'la, uzun soluklu dizisini, uzun soluklu ilişkisini, sektörü ve geçmişini konuştuk

Tolgahan Sayışman uzun zamandır hayatımızda. Best Model seçildikten sonra Elveda Rumeli ile izlediğimiz Sayışman uzun zamandır Lale Devri dizisinde. Son olarak Sürgün filminde seyirciyle buluşan Sayışman'la istikrarlı gidişatını konuştuk.

- Mankenlikten gelmenin, oyunculuk eğitimi almamanın kompleksini yaşadınız mı hiç?
- İlk zamanlar bunun sıkıntısını yaşıyordum. Bana bu tip eleştiriyle gelindiği zaman bunun ilacının zaman olduğunu hep söyledim. Ülkemizde bir projeyle şöhrete ulaşmak hiç zor değil. Bir yapımcı sizi güzel yüzünüzün hatırına alır, bir dizide başrol oynatır, o dizi reyting rekorları kırar ve siz o gün şöhret olursunuz. Böyle bakınca çok kolay görünüyor. Asıl zor olanı, bunu devam ettirmek, işte o çok zor! Tek gecede gelen şöhreti sinemaya aktarmak, orada kalıcı olmak, tekrar dizi yapabilmek, o dizinin yükünü çekebilmek, sinemadan tekrar teklifler almak işin zor kısmı. Bunlar hep önemli kriterler. Ve zaman isteyen şeyler, meşakkatli yollar... Kimi bunu başarıyor ve isminin önüne her geçen gün yeni bir unvan ekliyor. Ben neydim? Mankendim. Oyuncu oldum. İlerde inşallah 'başarılı oyuncu' olarak anılırım.

- Best Model yarışmasına girerken kafanızdaki plan, oyuncu olmak mıydı?
- O dönem oyunculuk yapmak isteyen her erkeğin tek idolü Kenan İmirzalıoğlu'ydu. Çünkü Best Model yarışmasından çıkarak oyunculuğa geçiş yapmıştı. Evet, ben de Best Model yarışmasına oyuncu olabilmek için girdim. Çevremdeki insanlar da girmem için telkin ettiler, bir de maddi şartlar beni yarışmaya girmeye mecbur etti.

- Maddi şartlarla ne ilgisi var?
- Çalışıp kazancımı ailemle paylaşan bir adamdım ve ne kadar çok kazanırsam o kadar iyiydi. Yani tanınırsam daha çok kazanabilirdim. 2000'lerin başında mankenlik, getirisi olan bir meslekti. Televole kültürü vardı ve bugün oyuncular ne kadar popülerse, o dönem mankenler öyleydi. Ve popülerlikleri oranında kazanıyorlardı. Ama elbette şu anki oyuncular kadar kazanamıyorlardı; bu nedenle birçoğunun işlerini devam ettirip, popülerliklerini koruma şansları olmadı. Şimdi mankenlik sektörü neredeyse bitti. Oyuncular şu anda uzun soluklu bir işte yer alırlarsa, iyi bir maddi gelirleri oluyor.

YENİ İSİMLER BENİ KORKUTMUYOR
- Yarışmaya girip derece yapmak iyi oldu yani...
-
Tabii ki. İyi ki o yoldan geçmişim.

- Herhalde şimdi ailenizin gelirini gayet rahat sağlıyorsunuz. Yarışmada derece elde ettikten sonra egonuz ne hale geldi?
- Ne zaman havaya girsem hep bir tokat yemişimdir hayatta! Havaya girme şansım hiç olmadı. İyi ki olmamış. Çünkü o gaz ve havayla yanlış kararlar verebilirdim.

- Nasıl tokatlar bunlar?
- Yaşadıklarım... Mankenlikten önce figürasyonla başladım ben kariyerime. Figürasyon yapmayan kişi, bu işin ne kadar zor olduğunu anlayamaz. Bir bakıyorsunuz ön tarafta başroller, oyuncular, egolar var... Siz arkada çalışıyorsunuz. Zamanla o statüye ulaşıyorsunuz ama kolay olmuyor. Ben çok deneme çekimine gittim, çok reddedildim. Ne zaman Dünya Erkek Güzeli seçildim, deneme çekimlerinde kabul görmeye başladım. İlk dizim Tomris Giritlioğlu'nun Esir Kalpler dizisiydi... Dizide oynayacağım netleşince 'Şimdi yırttın Tolga' dedim. Bunu dedim, dizi beş hafta sonra yayından kalktı. Al sana ilk tokat! 'Hemen havaya girme, bu işler böyle gitmiyorun ilk sinyalini aldım. Zaten benim hayatım boyunca hiçbir zaman 'armut piş ağzıma düş' durumu yaşanmadı. Hep bir şey elde ederken, bir şeylerden fedakarlık etmek zorunda kaldım. O yüzden elde ettiklerim benim için çok kıymetli. O dönem ilk dizim yayından kalkınca, başka bir dizi teklifi geldi. Yine havaya girdim, 'Dizi bitti ama bak herkes beni arıyor' diye. Başka diziye başladım, o da beş bölüm sürdü. İlk oynadığım üç dizi toplam 15 bölüm sürdü zaten!

- Eyvah...
- Bir buçuk senelik dönem çok zordu. Oynayıp oynayıp para da alamıyordum... Çok zor günlerdi. Bir diziyle şöhret olup, onun havasına girme şansım olmadı.

- Kendinizi oyunculuk adına geliştirmek için bir şeyler yapıyor musunuz?
- Bunun için vakit gerekiyor. Açıkçası şu an öyle bir vakit bulamıyorum. Film izliyorum bol bol ama bu artık hayatımın rutini oldu. Workshop'lara katılıp, özel dersler alıyorum zaman zaman. Yazarım çizerim, kendi kendime denemeler yaparım... 'Ben oldum' asla demem, her zaman oyunculukla ilgili kaygım var.

- Yeni oyuncular sizi endişelendiriyor mu?
- Hayır. Bu paranoyayla yaşarsam hiçbir yere gidemem. Senede 80 tane dizi yapılıyor. 80 erkek başrol demek bu. Zaten bu kadar adam yok ortada. Yapımcı büyüklerimle ilişkilerim kuvvetlidir, onların da sorunu bu; ortada jön yok! Çıkmak önemli değil, devamlılık sağlamak önemli olan.

ZAMAN ZAMAN İÇİMDEKİ CEM YILMAZ UYANIR!
- Agresif bir adam mısınız? Sizinle ilgili sürekli birileriyle kavga ediyor haberleri çıkıyor?
- Her sette, herkesle ilgili çıkan şeyler... Bu soruya öyle dikkatli cevap vermem lazım ki, o kadar başka yerlere gidiyor ki ucu. Sinirleri alınmış bir adam değilim. Çok da abartılıyor. Aile içinde oluyor zaman zaman tartışmalar, bunlar çok doğal. Ben de bunları yaşıyorum. Sonra karşılıklı özür dilenir, öpüşülür, barışılır. Ama biz popüler insanlar olduğumuz için pireyi deve yapıyor insanlar. Bundan beslenen bir dünya da var. Öyle aman aman şeyler yaşanmıyor. Ama sinirleri alınmış, mülayim bir adam da değilim. Benim de agresif olduğum, gerildiğim zamanlar oluyor. Çünkü çok yorucu bir işte çalışıyoruz, yorulunca tahammül sınırları aşağıya iniyor. Her zaman çok da anlayışlı olamıyorsunuz, bu herkes için olduğu gibi benim için de geçerli bir durum. Gergin bir insan değilim, çok da eğlenceli olduğumu düşünüyorum. Beni tanıyan insanlar bilir, çok da güleriz. Samimi hissettiğim insanlara karşı içimdeki Cem Yılmaz'ı uyandırabiliyorum. Ama bu sürekli olmuyor. Laubaliliği ve gereksiz samimiyeti sevmiyorum. Çok paylaşımınız olmayan birine beş dakika sarılır mısınız, ben böyle şeyler görüyorum. Samimiyetsiz geliyor. Oyuncuyum rol icabı sahnede sarılırım. Ama benim gördüğüm şeyde oyunculuk, yalan! Bizler samimi yalancılarız. Biz güzel şeyin yalanını söylüyoruz ama bunu gerçek hayatta gördüğüm zaman hoşuma gitmiyor.

- Sizin en büyük zaafınız nedir?
- Yemek, futbol ve son zamanda alışveriş oldu. Nefret ederdim alışverişten ama artık bayılıyorum. Son iki senedir alışverişe gidiyorum yurtdışına ve tüm stresimi alıyor. Her sene tarzım değişiyor, net bir tarzım da yok.

7/24 BİR ARADA OLMAK YORUCU OLABİLİYOR
- Uzun ilişkiler yaşamak hayran kitleniz açısından sıkıntı yaratmıyor mu?
- Yalan dolanla, gizli saklıyla işim yok. Fan kaygım yok. İlişkim uzun sürüyor ve gizleme kaygım yok, fan kaybı yaşamıyorum. En çok fanı olan kişi seçilmişim geçenlerde... İlişkimi göz önünde yaşamayı tercih etmiyorum. Bu işi yapmanın getirdiği bir durum bu. Sosyal medya inanılmaz gelişti ve bir yere Selen'le (Soyder) yemeğe gidiyorum, gazeteci değil vatandaş fotoğrafımızı çekip, koyuyor. İster istemez göz önündeyiz oluyoruz.

- Sevgilinizle aynı dizide oynuyorsunuz, yedi gün, 24 saat bir arada olmak ilişkiyi yormuyor mu?
- Yorucu tarafları var tabii ki. Karşınızdaki kişiyi ne kadar sevdiğinizle ve birbirinize ne kadar anlayışlı olduğunuzla ilgili bu durum. Biz çok zor bir işi başarıyoruz Selen'le. Yaşamayan bilemez. Bizim ilişkimiz iki seneyi geçti...

- Birlikte vakit geçirme sürenizi düşünürsek çarpı dört gibi süre...
- Aynen öyle. İki çarpı dört gibi düşünün bu ilişkinin süresini. Karşılıklı sevgi ve anlayışla yürüyor.

- Evlilik planınız var mı?
- Planladığımız bir şey yok. Kendi aramızda konuştuğumuz şeyleri çok da paylaşmak istemiyorum. İnsanlar çok fazla yorum yapıyor. Bu ilişkimizi yıpratıyor. Bir şeyleri kendi aramızda planlıyorsak da, bu aramızda.