X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Şehirli kadın erkek gibi oldu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Şehirli kadın erkek gibi oldu

  • Giriş Tarihi: 19.1.2014

Meltem Cumbul, Özge Ulusoy, Filiz Ahmet ve Esra Dermancıoğlu Pazar SABAH için, bir kadının en kendi gibi olduğu yerde, kuaförde bir araya geldiler. Kadınlık üzerine klişelerden tutun en mahrem konulara kadar içlerini döktüler

Kadın İşi Banka Soygunu, Meltem Cumbul, Özge Ulusoy, Filiz Ahmet ve Esra Dermancıoğlu'nu aynı filmde buluşturan bir proje. Kadınların planladığı ve uyguladığı bir banka soygununu anlatıyor. Filmde dört kadının hikayesi komik bir dille anlatılmış. Meltem Cumbul'un canlandırdığı Gülay'ın meme kanserine yakalanmasıyla başlıyor her şey... Ama o zamana kadar birçok zorluğu yaşamış, hayatı dibe vurmuş biri Gülay. Kocası onu terk etmiş ve o da iki buçuk yaşındaki oğlunu da alıp annesinin yanında yaşamaya başlamıştır. Birtakım sağlık sorunları ve ödeyemediği kredi borçları yüzünden kendi işi de tehlikeye girmiş ve sahip olduğu küçük tekstil atölyesindeki bütün makinalarına da el konmuştur. Maddi ve manevi açıdan zor günler geçiren Gülay, arkadaşlarıyla buluştuğu bir akşam, ancak banka soyarsa kendini kurtarabileceğini esprili bir şekilde söyler. Başta arkadaşlarının ciddiye almadığı bu şaka, aralarında uzayıp gider ve ciddi bir soygun planına dönüşür. Bu planıın aksamaması için ellerinden geleni yaparken birtakım gülünç sürprizler ve dostluklarını sınayan anlar da onları beklemektedir. Dört kadın bir araya gelince, bir de banka soymaya kalkınca her şey komik ve etkileyeci bir hale geliyor kendiliğinden... Kadın İşi Banka Soygunu'nun dört kadın oyuncusuyla bir kuaför salonunda buluştuk, biz sorduk onlar anlattı. Kadınlar bilir, kuaför güzelleşmek kadar biraz de dertleşme, paylaşma mekanlarıdır kadınlar için. Çünkü en yalın yalın halinle orada olursun... Biz de kuralı bozmadık, en yalın halimizle söyleştik... Haliyle kadınlık hallerini konuştuk... Herkes çok cesur ve samimi davrandı... Hal böyle olunca samimi bir röportaj çıktı ortaya...

- Kadınlar erkeklere göre daha mı zeki?
- Özge Ulusoy:
Kadınlar zekalarını farklı ve efektif kullanıyor. Bir de zekalarını biraz daha kurnazca ve kötü amaçlı kullanabiliyorlar. Daha hesaplı kitaplılar.
- Esra Dermancıoğlu: Daha zeki diyemem ama detaylarda ve hayatın içinde kadın erkekten biraz daha becerikli diyebilirim, biz daha pratik zekalıyız.
- Filiz Ahmet: Tabii.
- Meltem Cumbul: Zeki insan var bence. Zeka konusunda cinsiyet ayrımı olduğunu zannetmiyorum
. - Erkek güçlü kadından korkuyor mu?
- Ö.U:
Korkuyor. Ama kariyerine, işine, duruşuna güven duymayan erkek korkuyor. Böyle adamlar yanındaki kadının güçlü olmasını, kendi ayakları üzerinde durmasını istemiyor, onu bastırmak için uğraşıyor... Ben böyle birine rastlamadım, o yüzden uzun ilişkilerim oldu hep.
- E.D: Kadın da güçlü kadından, daha güzelinden korkuyor. İktidar ve güç, erkek için çok önemli olduğundan, güçlü kadından çekiniyor olabilirler. Erkeklerin daha muhtaç kadını sevdiklerini biliyorum. Böyle olunca birçok kadın da muhtaç kadını oynuyor...
- F.A: Evet. Erkek sonuçta, onun sözü geçecek. Ben demiyorum ki, illa kadının sözü geçsin ama erkeğin güçlü kadından çekindiği bir gerçek.
- M.C: Korkar. Neden korktuklarını onlara sormak lazım.
- Günümüzde erkeklerin yüzeysel olduğu konuşuluyor ama kadınlar da bir o kadar erkeklere benzemeye başladı diye düşünüyor musunuz?
- Ö.U:
Kadınların tutumuyla başladı erkeklerin yüzeyselliği. İlişki, aşk, sevgi gibi kavramları kadınlar basite indirgeyince ve çok meraklı olunca, erkekler farklı tavır sergilemeye başladı. En ufak bir kapris ya da sorun söz konusu olduğunda 'Seninle mi uğraşacağım?' demeye başladılar. Çünkü etrafta birçok, daha 'kolay' seçenek var. Zor elde edilenle, kolayın değeri aynı olmuyor. Bunu anlayan erkek de, akıllı erkek zaten.
- F.A: Bu devir kadınların devri. İş, hırs konularında kadın çok ön planda. Bir kadın çok rahat 'Bunu istiyorum' diyebiliyor. Eskiden olsa karşı tarafın kendisini fark etmesini beklerdi. Artık öyle değil, kadınlar da tercih eder haldeler artık.
- M.C: Kadınlar erkekleşiyor, erkekler de kadınlaşıyor. Ne güzel. Seksüel açıdan bahsetmiyorum, iki cinsin de farkına varmak, anlayabilmek için bunun şart olduğunu düşünüyorum.
- Kadının toplumsal rolünün nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz?
- Ö.U:
Ailem tarafından, 'Hayatta kendi ayaklarının üzerinde dur, kimseye müdana etme, kendi başarınla bir yer edin' diye büyütüldüm. Her gün işlenen bir kadın cinayeti, çocuk gelinlerin olduğu bir toplumdaki güçlü kadınlar beni çok gururlandırıyor.
- E.D: Tabii. Eskiye nazaran çok daha fazla çalışan, ayaklarının üstünde duran kadın var.
- F.A: Tabii ileri doğru gidiyor ama bazı yerlerde geriye de gidiyor. Kadınlara dışarı çıkma yasağı uygulandığı da oluyor 21. yüzyılda. Bir taraftan ileri giderken, diğer yandan geriye gidiyoruz.
- M.C: İstanbul'dan bahsetmiyorsak kadının bu toplumdaki yeri 'Ben doğarken ölmüşüm' şeklinde. Yaşamıyor, yaşatılmıyor da. Daha dün 12 yaşında evlendirilen, 13 yaşında anne olan, 14 yaşında ölen bir çocuğun hikayesini okuduk. Dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Erkeklerin de bize yardımcı olması gerekiyor. Modern kadın da, ekonomik özgürlüğü olduğu için ruhsal şiddet görüyor. Erkek annelerinin çok dikkatli yetiştirmesi lazım çocuklarını.
- Bir kadın çocuk sahibi olmadığı zaman toplum tarafından 'eksik' görülüyor zaman zaman... Siz de çocuk baskısı hissediyor musunuz?
- Ö.U:
Muhabir arkadaşlar sürekli soruyor. Onlardan bir baskı görüyorum.
- E.D: Toplum böyle görmüyor bence. Kadın niye eksik olsun? Anneliğin kutsallaştırılması korkunç bir şey. Kadının kullanacak o kadar çok şeyi var ki; 'Kadın kutsaldır', 'hamilelere şöyle davranılmalı...' gibi. Annelik kutsal falan değil. Herkes doğurabilir, doğurduğunda da çok önemli bir şey olmuyor. Köpek de doğuruyor. Anneyim ve hiç kutsal bir tarafını görmüyorum.
- F.A: Toplum baskısı hissetmiyorum ama anne olmayı çok istiyorum.