X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sizin hiç babanız öldü mü?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sizin hiç babanız öldü mü?

  • Giriş Tarihi: 19.1.2014

France Futbol dergisinin 1956'da vermeye başladığı Altın Top, bugün futbol dünyasının en prestijli ödülü. Futbol tarihi, bu ödülü kazananlar kadar yanına yaklaşamayan onca büyük yıldızla dolu

Futbolseverin bitmeyen tartışmasıdır bu seçimler. Pele mi, Maradona mı? George Best ya da Cruyff diyenler de çıkardı geçmişte. Şimdi soru Messi mi, Cristiano Ronaldo mu? En büyük, en iyi kim? Her zaman FIFA organizasyonlarında en önde olan, sponsorların sevgilisi, kocaman gülümsemesiyle ve doğru çıkmayan onca tahmini ve gereğinden fazla samimiyetiyle samimiyetsiz duran Pele mi yoksa mükemmel olmayan adamların en mükemmeli, hayatta çok yanlış yapan ama yeri geldiğinde de sekiz rakibini ipe dizer gibi çalımlayan Maradona mı? Yetenek denildiğinde akla gelen Messi mi yoksa çalışmak ve kendini geliştirmekle en iyi olunabileceğini kanıtlayan Cristiano Ronaldo mu? Geride kalan yıl için bu sorunun cevabı yine görkemli, bol sponsor şovlu bir gecede cevap buldu. Siyah smokini, güzel sevgilisi ve şirin oğluyla FIFA Yılın Futbolcusu ödül törenine gelen Ronaldo, giymesi karşılığında 1 milyon avro aldığı o garip vişne çürüğü takım elbisesiyle, az ötesinde oturan son üç yılın en iyisi Messi'ye "Bu kez rahatsız olma, ben çıkıyorum podyuma" dedi ve ödülü eline aldığında ağlamaya başladı. Real Madrid'den yılda 16 milyon avro, bir o kadar sponsorlarından kazanan bir futbol yıldızı ağlar mıydı? Bayern Münih ile geride kalan sezonda bütün kupaları kazanan Ribery; Messi ve Ronaldo'nun ödül töreninin sabahında Nike-Adidas savaşının kahramanları olarak çıktıkları basın toplantısına beyaz tişörtle katılan tarafsız yıldızdı. Futbol bir takım oyunuysa, geçen sezon onun takımından daha iyisi yoktu, o da o takımın vites koluydu. Olmadı. Işığı olmayan Ribery, Ronaldo podyuma yürürken dudaklarını ısırıyordu. Üç yıl önce Wesley Sneijder de Inter ile üç kupa kazanmış, Hollanda Milli Takım formasıyla Dünya Kupası'nda final oynamış ama iş yılın futbolcusu ödülüne gelince, sahneye çağrılan yine Messi olmuştu.

40 YIL SONRA DÜNYAYA AÇILDI
1956 yılında France Football dergisinin yayın yönetmeni Gabriel Hanot'un "Avrupa'da yılın futbolcusunu seçelim" fikri ile çıkılan yolda 'Ballon d'or' Altın Top, futbol dünyasının en prestijli ödülü olmayı başardı. France Football'un, Avrupa kıtasından futbolcuların aday gösterildiği oylamada, bu dünyada eski kıta dışında da iyi futbolcular olabileceğini anlaması için 40 yıl geçmesi gerekti. 1995 yılında Milan'ın efsane forveti Liberyalı George Weah, kural değişince aday olduğu ödülü kaldırdı ve Fransız dergisi oylamayı tüm dünyadan 96 gazeteciye yaptırmaya başladı. Cruyff, Platini ve Marco van Basten'in üçer kez kazandığı Altın Top ödülünü, 80'lerin sonunda Napoli'yi tek başına sırtlayan Maradona, Avrupalı olmadığı için hiç kazanamadı. 2010 yılında FIFA ve France Football yılın futbolcusunu ortak seçmek için anlaşınca da devreye yeni kurallar girdi. Artık yılın futbolcusunu, FIFA üyesi ülkelerin milli takım teknik direktörleri ve kaptanları seçecekti. Cristiano Ronaldo'nun kazanabilmesi için Portekiz ve İsveç arasında oynanan Dünya Kupası play-off karşılaşmalarının ardından son oy kullanma tarihinin değiştirilmesi, FIFA tarihine bakıldığında basit bir skandaldı. İspanyol medyasının tek yürek Portekizli yıldızın arkasında durması, Fransızlar'ın milli takımın da medarıiftiharı Ribery'i desteklemeleriyle kızışan oylamada, sakatlık yüzünden bu sezon iki ay sahalardan uzak kalan Messi'nin şansı pek yoktu zaten. Arjantinli yıldız her yıl olduğu gibi bu yıl da rüküş olmayı başardı ve senede bir gün futboluyla değil de ceketiyle konuşulmayı başardı. Ronaldo'nun 2013 yılında attığı goller, takımı Real Madrid'e kupa kazandırmadı ama sanırım hiçbir futbolsever, Portekizli'nin müthiş azmi, profesyonelliği ve futbola olan bitmek bilmeyen açlığının karşılığını almış olmasına itiraz etmez. Futbol tarihi ise bu ödülü kazananlar kadar yanına yaklaşamayan onca büyük yıldızla dolu. Futbolda 9 ve 10 numaraların gerek yetenek, gerekse istatistiklerle her zaman yakın olduğu Altın Top ödülünü bir savunma oyuncusu ya da kalecinin alabilmesi her zaman uzak ihtimal olarak kaldı. 1963'te Ruslar'ın efsane kalecisi Lev Yashin'den 43 yıl sonra İtalyanlar'ın 'top geçer adam geçmez'cilerinden Fabio Cannavaro, Dünya Kupası'nı Berlin'de kazandıktan beş ay sonra yılın futbolcusu olmayı başardı. Peki sahada her şeyi yapan, kupalar kaldıran ve bu ödülü kazanamayanlar? Paolo Maldini, çeyrek asırdan fazla giydiği Milan formasıyla beş Şampiyonlar Ligi kazandı, defansın her yerinde oynadı ama ancak iki kez aday olabildi. Real Madrid formasıyla Şampiyonlar Ligi'nde 72 gol atan ve bu kupayı üç kez kazanan Raul, 2001 yılında Michael Owen'ın ardından ikinci olabildi. Bayern Münih kalesinde yıllarca devleşen Oliver Kahn, 2001 ve 2003 yıllarında aday olmayı başardı ama Lev Yashin'den sonra yılın en iyi futbolcusu seçilen kaleci olmayı başaramadı. Defans göbeğinde yıllarca resital veren Milan'ın efsane kaptanı Franco Baresi de oynadığı bölgenin kurbanı oldu ve ancak 1989 yılında bir kez aday olabildi. Üç Hollandalı'dan Marco van Basten üç kez, Gullit bir kez ödülü kazanırken, ön liberoların atası kabul edilen Frank Rijkaard 1988 ve 1989 yıllarında podyumda en fazla oyu alan üçüncü isim olabildi. Manchester United ile 1999 yılında üç kupa birden kazanan ve İngilizler'in son 20 yıldaki en yetenekli ismi olan David Beckham tüm dünyada bir futbol ikonu olmayı başardı ama o da 1999 yılında Rivaldo'yu ödülü alırken izlemek zorunda kaldı. Son 10 yılın en iyi takımı Barcelona'nın orta sahasında döktüren Xavi ve Iniesta da çok yaklaştıkları Altın Top'a biraz da takım arkadaşları Messi yüzünden uzaktan baktılar. Barcelona ve Inter'de kazanılabilecek her kupayı kazanan Samuel Eto'o da en iyi zamanında yılın futbolcusu olmayı başaramadı.

BAHÇIVANIN OĞLU
Fransızlar'ın şık golcüsü Thierry Henry, 2000 ve 2006 yılları arasında her sezon en iyi futbolcu arasına girmeyi başardı ama en iyi sezonunda da Juventus'un orta sahasını tek başına parselleyen Pavel Nedved'in gerisinde kaldı. Soru cevapsız kalmasın. Jose Dinis Aveiro, Portekizli bir bahçıvandı. 2005 yılında, 52 yaşında hayatını kaybetti. Oğlu Cristiano, Altın Top ödülü alırken hiç unutmadığı babasını hatırladı ve ağlamaya başladı... Galiba bir Cemal Süreya şiirinde olduğu gibi.... Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum /// ... Yüzümden ummazdım bunu kör oldum Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?