X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Futbolun Darth Vader’ı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Futbolun Darth Vader’ı

  • Giriş Tarihi: 9.2.2014

Manchester City’yi devirip yeniden manşetlere çıkan Mourinho’nun futboldaki yeri, sinemanın en sevilen kötü adamı Darth Vader gibi… Tüm o çatışmacı tavrına ve kibrine rağmen tam bir çekim merkezi

Futbolun tarihi yazıldığında, Total Futbol'un mucidi Rinus Michels gibi bir "inovatör" olarak anılmayacak Jose Mourinho. İtalyan efsane Sacchi, Arjantinli Bielsa gibi taktiksel devrimlere de imza atmadı. Ya da çalıştığı takımlarda bir futbol kimliği miras bırakmadı. Tarihe nasıl geçeceğini zaten kendisi yıllar önce söyledi: "Özel biri..." Pazartesi akşamı Chelsea'nin başında, karşısına kim çıkarsa Jaws gibi yutarak gelen Manchester City'i üstelik de deplasmanda alt etti Portekizli. Yine manşetleri süsledi.

KRALIN TA KENDİSİ
Liverpool'un babası Bill Shankly ya da Manchester United efsanesi Sir Alex Ferguson gibi bir kulübün tarihini baştan yazmadı belki Mourinho. Ama bu oyunda onun kadar çok takımın kaderini çizen de pek çıkmadı. Başarıyı mıknatıs gibi çekiyor. Chelsea'nin yarım asırlık lig şampiyonluğu kuraklığına son verdi. Inter'i 45 yıl-33 teknik direktör sonra Avrupa şampiyonu yaptı. 2002'den 2013'e kadar çalıştırdığı her takım her sezon en az bir kupa kazandı. 2 ayrı takımla Şampiyonlar Ligi'ni kazanan iki teknik adamdan biri olup tarih yazdı. Fakat onun farkı, rakiplerinde de iz bırakması. Misal Real Madrid'in başında olduğu 3 yıl boyunca, Barcelona için "anti tez" Real Madrid değil Mourinho'nun bizzat kendisi haline gelmişti. Madrid kralın takımıysa, Mourinho da 'kral'ın ta kendisiydi.

Başarının tek ölçüsü var onun kitabında: Kazanmak... İdealist değil pragmatik... Zira başarıya en kestirme yoldan gitmeye inanıyor. Bunun için de saha içini olduğu kadar dışını da sonuna kadar kullanıyor. Medya yoluyla oyuncularına nefes alacak alan yaratıyor. Kamuoyuna söylediği her bir sözcük aslında birer psikolojik harp silahı. Gün geliyor gerilimi tırmandırıp rakibi baskı altına alıyor, gün geliyor tıpkı son City zaferinden sonra olduğu gibi "Şampiyonluk için iki büyük at (City ve Arsenal) yarışıyor. Bizse daha küçük bir atız, belki seneye" diyor. Ama "İkinciler sadece kaybedenlerin birincisidir" diyecek kadar hırslı bir adamın başarıyı ertelediğine, azla yetineceğine insanın pek inanası gelmiyor.

Favori olduğu maçta West Ham'a puan kaybettiği zaman, sanki defalarca kalenin önüne otobüs park eden kendisi değilmiş gibi, rakibi "19'uncu yüzyıl futbolu" oynamakla itham ediyor. İngiliz basını da bir hafta Chelsea'nin zaafları yerine aslında geçen yüzyıl ne kadar ofansif bir futbol oynandığını yazıyor. Portekizli "Cambaza bakın" diyor, herkes bakıyor.

Ekibinden maksimum verim almak onun iletişimle beraber en büyük uzmanlığı. Liverpool'un menajeri Brendan Rogers insanların alnında yazan dört kelimenin "Bana kendimi özel hissettir" olduğunu söyler... Mourinho da bunu yapıyor talebelerine... Onları tıpkı kendisi gibi "özel olduklarına" ikna ediyor, sonra da belli bir amaç çevresinde birleştirip hedefe odaklıyor. Oyuncuları sahada o bir fazla adımı onun için atıyor, Mourinho için fazladan bir metre daha koşuyor. Takım üzerinde doping etkisi yapıyor. Öyle ki Chelsea'de ilk döneminde takımındaki oyuncuların altısı kendi ülkelerinde milli takım kaptanlığına kadar yükseldi.

Üstelik sadece ekibini değil kulübe gönül veren insanları da aynı şekilde büyüleyebiliyor. Eski öğrencisi teknik adam Andre Villas-Boas, Mourinho'daki kitleleri avucunun içine alma sihrini şöyle anlatıyor: "Porto'daki başarımın sırrı, tuttuğum takımı çalıştırmamdı. Beklentileri, attığım her adımın nasıl karşılık bulacağını biliyordum. Mourinho'nun farkı ise bunu çalıştığı her ülkede, her takımla başarabilmesi."

İNSANLARIN HAYALİNDEKİ PATRON
Evet, Mourinho değerlerin, ilkelerin adamı değil belki... Gerilimden besleniyor. Çatışmacı, kibirli... Başarısızlığı, UEFA komplolarına ya da karşı takımın anti-futboluna bağlıyor. Kaybedince rakip antrenörün gözüne parmağını sokacak kadar kendini kaybedebiliyor. Tam bir Makyavel... "Sizde Ferrari bende de küçük bir araba varsa, sizi geçmek için benzininize şeker katmam gerekir" diyor. Zira başarıya giden her yolu mubah görüyor. Ama tüm bunlara rağmen milyonları da peşinden sürüklüyor. Misal İngiltere'de 2010'da ofis çalışanları arasında yapılan "Patronunuz kim olsun" anketinde açık ara onun adı çıkıyor.

İşin özü Darth Vader Star Wars için neyse Jose Mourinho da futbol için o... Biri sinemanın diğeri yeşil sahaların en sevilen, en karizmatik kötü adamı. İkisi de tam bir çekim merkezi... Birinin Armani takımlarına karşılık diğerinin siyah pelerini… Çoğu zaman Darth Vader gibi 'karanlık taraf'ın kurallarıyla oynuyor Portekizli. Ama belki de insanlar onda, kendilerinde bastırdıkları "karanlık taraf"ı gördüğü için seviliyor bu denli. Ve ne olursa olsun Mourinho'suz bu oyun, en fazla Darth Vader'sız Star Wars kadar çekici...