X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Londra'da bir romantik Fransız...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Londra'da bir romantik Fransız...

  • Giriş Tarihi: 16.2.2014

Sekiz yıldır kupaya hasret Arsenal, puan kayıplarıyla zirveden inince gözler bir kez daha görevde 18'inci sezonunu yaşayan Wenger'e çevrildi. Kulübe çağ atlatan Wenger'in çıkmazı, aslında bu oyunun da temel sorunu: Güzel futbol mu, sonuç mu?

Çok az insan bir kulübün, hatta bir ülkenin futbol tarihine Arsene Wenger kadar iz bırakmıştır. Lakabı profesör. Sadece ekonomi ve mühendislik diplomaları için değil, vizyonu ve Arsenal'i sil baştan bir marka haline getirdiği için. Fransız Wenger 1996'da devraldığı Arsenal'de önce adım adım takımın oyun felsefesini değiştirdi. Alay konusu olan 'sıkıcı' Arsenal, onunla estetik bir hücum takımına evrildi.
Wenger'e göre futbol bir sanattı. Bu yüzden de sanatçılarla yani tekniği yüksek adamlarla oynanmalıydı. Talebelerine "Esas olan para değil, güzel futbol ve maç kazanmaktır. Para sonucunda zaten gelir" diyordu. Kısa ve seri pasa dayalı ofansif futbolla Ada'nın ezberini bozmakla kalmadı, 1980'lerin sonunda çalıştırdığı Monaco'dan beri kullana geldiği bilgisayarlı metotları adapte etti. Geleneksel menajerler yöntemin etkisini kavradığında Arsenal çoktan Üsküdar'ı geçmişti.
Fransız'ın genç yeteneklerin kokusunu almak konusunda doğuştan bir yeteneği vardı. Gelmiş geçmiş en büyük forvetlerden Weah'ı 22 yaşında keşfedip Monaco'ya getirdi. Juventus'un kanatta oynarken "Sen aslında forvetsin" diye kolundan tuttuğu Thierry Henry, 370 maçta 276 golle Arsenal tarihine geçti. Hazır alıp tüketmeye alışmış İngilizler, Wenger'le kavradı kıyı köşe yetenek avcılığının önemini. Ona menajer demek zor aslında. Çünkü belli bir süre ve belli bir görev tanımıyla sınırlamadı kendini asla. Kulübün aşçısı bile oldu, oyuncuların diyet programını hazırladı. 2004'te Bergkamp'lı efsane "yenilmezler" kadrosuyla hiç yenilmeden gelen şampiyonluksa 'Wengerizm'in zirvesiydi.

PARA BULUNDU, MERTLİK BOZULDU
Ne olduysa ondan sonra oldu... Rus oligarklar, Arap sermayesi Premier Lig'de dengeleri altüst etti. Ancelotti, Mourinho gibi 'kazanma uzmanları' olan adamlar oyuna dahil oldu. Rakipler, Arsenal'e karşı panzehir geliştirdi. Yatırım yapılan gençlerin çoğu, Wenger gibi bir öğretmenin elinde bile parlayabilecek kumaşa sahip değildi. "Son ürün" diye alınanlarsa, Mesut Özil hariç, sonucu değiştirecek kalibreden uzaktı. Devrim kısır döngüye girmişti. Kulüp müzesi kupa yüzü görmedi 2005'ten beri. Nasri, Van Persie yıldızlar da "Kupa kazanmak istiyoruz" deyip Londra'yı terk etti. Ancak Profesör felsefesinden ödün vermedi.
Pragmatik çözümleri Fransız zarafetine yediremiyordu belli ki. Gel gelelim 'skor sihirbazları'na karşı proaktif futbol her zaman kâr etmiyordu. Misal kariyerinde Mourinho'ya karşı tek galibiyet alamadı. Arsenal keyif veren ama kırılgan bir takım haline geldi. İki hafta önce Liverpool karşısında 5-1'lik hezimet ardından çok kritik Manchester United'a puan kaybı... Artık zirvede değiller. Şimdilik haklı çıktı "Güzel oynar ama bir yerde takılır" diyenler.
Aslında bu oyunun ezeli çıkmazlarından biri, Wenger'in durumu. Güzel oyun mu sonuç mu? Futbol tarihindeki yeri onun yanına yaklaşamayacak Di Matteo'nun CV'sinde, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yazıyor. Belki o Chelsea'nin nasıl oynadığını kimseler hatırlamıyor (hatta hatırlamak istemiyor). Ama oyunu güzelleştirmeyi değil, sonuç almayı hedefleyenler, 'profesör'e kupa törenlerinden el sallıyor. Wenger, Klopp, Guardiola, Bielsa, Pellegrini... Güzel oynayarak kaybetmeyi tercih eden bir avuç futbol idealisti. Ortak yönleri futbol aşıklarına karşı kendilerini sorumlu hissetmeleri.
Evet, belki kazanmak şart artık endüstriyel futbolda. İdealler için çok az alan kaldı geriye... Ama hâlâ milyonlar 82'de yarı final dahi göremeyen Brezilya'yı, 70'lerde iki finali de kaybeden Hollanda'yı anarak dindiriyorsa futbol hasretini, pamuklara sarıp korumak lazım bu iflah olmaz romantikleri. Siz olsanız çocuklarınıza hangisini anlatırsınız? Mourinho'nun Avrupa Şampiyonu Interi'ni mi yoksa 2004'ün yenilmez Arsenali'ni mi?