X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hafta içi sarayda hafta sonu Hereke bağlarında
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hafta içi sarayda hafta sonu Hereke bağlarında

  • Giriş Tarihi: 23.2.2014

Çocukluğunun Hereke'sinin zeytinlikleri, limonluklar, anneannesinin mis kokulu beyaz gülü... Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. Haluk Dursun İncir Çekirdeği / Hereke'den Çıktım Yola adlı yeni kitabında yaşama sevincinin bütün inceliklerini paylaşıyor

Hayat felsefesini "Yarın ölecekmiş gibi dünya nimetlerinin tadını çıkartmak" olarak özetleyen ve bu nimetleri de çevresiyle, öğrencileriyle ve okurlarıyla paylaşan bir yönetici Prof. Dr. Haluk Dursun. Bir yaşam gurusu sayabileceğimiz Prof. Dr. Dursun'u Aya Sofya Müzesi'nin müdürüyken tanıdık. Sadece müzeyle ilgili icraatlarıyla değil, yaşama sanatının inceliklerini aktardığı kitaplarıyla da hayatımıza girdi. Prof. Dr. Haluk Dursun, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı'na getirildikten sonra da sarayın bahçesini geçmişe uygun yenileme çalışmaları, geleneksel şenlikleri canlandırması, sarayın bazı bölümlerinin yenilenip açılması çalışmaları birbiri peşi sıra geldi. Geçtiğimiz ay yayımlanan İncir Çekirdeği / Hereke'den Çıktım Yola adlı kitabında ise yaşama sevincini, çocukluğunun güzel Hereke'sini, ailesinin emek verdiği bağlarını, doğa sevgisini paylaşıyor. Kitabı okudukça da Prof. Dr. Dursun için neden 'modern Evliya Çelebi' denildiğini anlıyor; onun hayat dolu ilgi alanlarının peşine takılıyorsunuz.

- Hereke denilince gözümüzün önüne çimento fabrikası ve kara bir toz bulutu geliyor ama siz zeytinlikleri, meyve bahçeleriyle harika bir tablo çiziyorsunuz. Bu dönüşüme tanık olmak üzücü müydü?
- İşte o kara bulut Hereke'yi ilk kapladığı yıllarda ben ilkokuldaydım. Açılışa Başbakan Demirel gelecek diye, bizi fabrikanın olduğu alana götürdüler. Orada Demirel 'Bu bir sanayi hamlesidir, daha önce ithal ediyorduk ama artık kendi çimentomuzu üreteceğiz' diye açıklama yaptı. Fakat bir grup Herekeli, fabrikaya karşı zeytin ağaçlarını koruma amacıyla birleşmişti. Gerçek aktivist onlarmış. Ben o zeytin ağaçlarının sökülürken yaşlıların ağladığını gördüm. Zeytin çok uzun yaşar, Hereke zeytinleri de binlerce yıllık ağaçlardır. Daha sonra yolun açılışında, inşaatlarda zeytinlerin sökülüşünü hep ibretle izledim. Halbuki Hereke'nin denizi çok güzeldir, orası İstanbul'un ilk Bodrum'udur. Çok yakın olduğu için ilk yazlıklar orada yapıldı. Bana göre Hereke'nin miladı, 60'ların sonunda başlayan büyük hamledir.

- Zeytinlikler arasındaki çocukluğunuzdan sonra şimdi de Bizans'ta Zeytinlik Tepesi olarak bilinen Topkapı Sarayı'ndasınız. Bu nostalji yüzünden mi sarayın bahçesine zeytin ağaçları diktirdiniz?
- Evet, 40 tane zeytin diktirdim. Has Bahçe'de zeytin olmaz, bunun için peyzaj olarak dikkat ettik ve güneş gören bir yere diktik. Bir bölüme de erguvan bahçesi yaptık.

ESKİDEN PADİŞAHA LİMON HEDİYE EDİLİRDİ
- Göreve geldiğinizde 'Amacım sarayın ruhunu geri getirmek' demiştiniz, geldi mi o ruh?
- Evet, iki hedefim vardı. Biri akmayan havuzların akması... Artık havuzlar akıyor. İstanbul'un ve belki bütün medeniyetin en güzel selsebil 19 lüleli havuzu bizde, 3. Murat has odasında ve bu akmıyordu. Şimdi o odaya girdiğinizde, o havuzun havası, akustik ve su sesi, hareme bambaşka bir etki verdi. İkinci hedefim de gül. Burasının adı Gülhane'dir. Bir yanlışlıkla park olan yere Gülhane deniliyor ama orası park. Cemil Topuzlu'nun maalesef geleneksel Has Bahçe'yi bozarak, Fransız bahçe sistemine göre yaptırdığı bir park. Asıl Gülhane, Marmara Denizi'ne bakan bölümümüz. Gülhane Hatt-ı Hümayun da orada okunmuştur, Gülhane'de değil.

- Esas Gülhane'de bir zamanlar güller mi vardı?
- Evet, binlerce gül ve ortasında da Gülhane Kasrı var. Mustafa Reşit Paşa da boşuna Hatt-ı Hümayu'nu burada okumak için insanları çağırmıyor. Oraya 40 bin kök gül ektik. Bir tür Fransız meyan gülü dediğimiz kırmızı güller, bir tür de Isparta'nın kokulu gülleri... Bir de serviler diktirdik.

- Anneannenizin güzel kokulu beyaz gülünü de saraya getirdiniz mi?
- Hatıralarımızda en çok koku kalıyor. Anneannem gerçekten o beyaz gülüyle yaşadı. Hayatta en korktuğum şeylerden biri, o beyaz gülün kuruma tehlikesidir. O gülü gittiğim her yere çoğaltarak götürürüm, o gülü gelecek nesillere taşırım. Şimdi de kızıma emanet ettim. Aile mirası gibidir.

- Evinizin olmazsa olmazları arasında ne var?
- Limonluk... Eskiden evimize limonluktan geçilerek girilirdi. Şimdi ben de onu aynı şekilde koruyorum. Limonlarımın bir kısmını buraya da getirdim ve lojmanın girişine yerleştirdim. Eskiden büyük hediyedir, padişaha limon getirilir. O dönemlerde sadece meyvesi için değil, kokusu için de yetiştirilir.

- 'Son yıllarda saraya kapandım. En büyük hareketim zeytin bellemek' diyorsunuz. Bu mart ayında da toprak belleyecek misiniz?
- Tabii. Bu yıl daha da erken başladı, şimdi tam zamanı. Hava sizi çağırır zaten, kuşlar çağırır. Özellikle baştankara kuşları... Ben zaten her hafta sonu Hereke'ye gidiyorum, doğanın içinde olmayı seviyorum.

HÜRREM'İN ÖZEL BİR ODASI YOKTU!
- 2013'te 3 milyon 397 bin ziyaretçiyle en fazla ziyaretçi alan müze, Topkapı Sarayı oldu. Bu yıl çiçek ve kahve kokuları yüzünden bu sayı iki misli olur mu?
- Artık olması gerekir. Louvre Müzesi'nin ziyaretçi sayısı 10-11 milyon. Burası da alt tarafları yeni alanlar ve müzelerle zenginleştirmek suretiyle bunu kaldırır.

- Sarayın bu kadar ziyaretçi çekmesinde Muhteşem Yüzyıl dizisinin de etkisi olabilir mi?
- Evet. Diziyle daha butik bir ziyaretçi profili çıktı. Yaklaşık yüzde 80'i kadın, büyük çoğunluğu da haremi görmek istiyor. Kapıdan girer girmez 'Harem nerede?' diye soruyorlar. Harem'den girince 'Hürrem'in yatak odası nerede?' diyorlar. 'Pargalı İbrahim nerede keman çalıyordu? Hatice Sultan'la nerede bakışıyorlardı?' diyorlar ama hiç öyle bir şey yok. Haremin genel bir oturma düzeni var. Onun içinde Hürrem olunca Hürrem, Kösem olunca o oturuyor. Ona ait özel bir oda yok. 'Valide sultanın odası nerede?' diye sorsalar, anlaşılır.

SARAYDA KAHVE, HELVA, ZERDE OLMALI
- Lezzetli yemeklere olan merakınızla kitabınızda da 'Gittiğim yerleri yemekleriyle hatırlarım' diyorsunuz. Saray mutfağına ait yemekleri de denediniz mi?
- İlk aşureyi denedik. Bir sultanın vakfettiği, 1740 tarihli bir tarifi bulduk, ama ilkinde başaramadık. İkinci denememizde has mutfak ve kuşhane mutfağı olarak ikiye ayrıldık. Bu kez başardık. Muharrem ayında eski usule uygun Hüseyni makamında mersiye okuttuk. Kazanlarla aşure getirttik ve ziyaretçilere ikram ettik. Tarife göre bal ve sütle yaptık. Sarayın etli pilavı ve zerdesi de meşhur. Şimdi de sütle yapılan, külün üzerinde sabaha kadar kaynayan helva deniyoruz. Buraya gelenler geleneksel Türk kahvesini içmeli, helva ve zerde yiyebilmeli.