Yavaşlamaya ihtiyacımız var

Giriş Tarihi: 2.3.2014

Artık iş hayatında başarı ve para, mutluluk demek değil. Stres yönetimi uzmanı Elvan Demirkan'a göre mutlu olmak için insanın yaratıcı yönünü keşfetmesi gerekiyor

MELTEM FIRATLI

ABD'de Smithsonian Institute, Pentagon, Beyaz Saray, American University ve çeşitli hastanelerde stres yönetimi teknikleri öğreten, Türkiye'de de kurumlara seminerler verip danışmanlık yapan Günaydın yazarı Elvan Demirkan "İş hayatında mutlu olmanın yolu farkındalığı yüksek yaşamaktan geçiyor" diyor.
- Türkiye'deki seminerlerinizde gözlem yapma fırsatınız olmuştur. Nedir tablo? Çalıştığımız işten, bulunduğumuz konumdan memnun muyuz?
- Türkiye'ye geldiğimde gördüğüm, yönetici pozisyonunda olanlar da dahil çalışan herkesin küçülmeye meyilli olduğu. Belirli noktalara gelmiş olanlarda bu durum daha da belirgin.
- Bu değişim ve küçülme ihtiyacı neden kaynaklanıyor?
- Şimdiye kadar mutluluk anlayışımızı başarı ve paraya endekslemiştik. Oysa başarı ve para insanın kendini bir bütün olarak hissetmesi için yeterli değil. Dolayısıyla farkındalığı yüksek, daha duyarlı ve yaratıcı bir yaşam, bir seçenek değil, bir gereklilik olmaya başladı.
- Farkındalık derken...
- Taşıdığın yükün ne kadarına ihtiyacın var? Bu sorunun yanıtını vermek gerekiyor. Daha hızlı gitmek daha ileri gitmek demek değil. Meşguliyetle başarıyı karıştırıyoruz. Bunların ayrımını yapıp önceliklerimizi netleştirmeliyiz.
- Birçok insan önceliğinin başarı ve para olduğuna inanıyor ama...
- Evet, çoğumuz istediğimiz alanda okumanın ne olduğunu bile bilmiyoruz. Ne popülerse, ne para getiriyorsa, ne prim yapacaksa bunun üzerine eğitim alıyoruz. Popüler kültürün o sırada tercih ettiği meslek neyse ona yöneliyoruz. Sonunda da insanlar kendilerini çoğunlukla ait hissetmedikleri sektörlerde ve masalarda buluyorlar. Bütün bunlara karşı bir farkındalık başladı.

SEÇİMLER VE DEĞİŞİMLER
- Değişim nasıl başlar?
- Otomatik pilotta kararlarla büyüdük/ büyütüldük ve bu alışkanlığımız oturdu. Kariyer merdivenlerini ikişer üçer hızla çıkarken, kazandıklarımızın yanında fark etmeden ya da önemsemeden pek çok şey de kaybediyoruz. Yani asıl ihtiyaçlarımızı göremediğimiz veya önemsemediğimiz bu dönem, iç dünyamızla bağımızı koparıyor. İşte o bağı tekrar kurabilmek, gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu fark edebilmek için yavaşlamaya ihtiyacımız var.
- Bu seçimlerimiz mutlulukla direkt bağlantılı, değil mi?
- Tabii. Popüler, cool ve trendy olana yönelip toplumun bir parçası olma hissimizi böyle sağlamışız bugüne kadar. Ama artık kimse mutlu değil. İnsanın yaratıcı yönünü keşfetmesi, bununla ilgili kendine yatırım yapması gerekiyor. Fiziksel enerji ve kapasiteyi etkileyen en önemli unsur insanın kendisini nasıl hissettiğidir. Kendinizi nasıl hissettiğiniz ise duygusal enerjinizdir. Duygusal enerji, insanın toplam enerjisinin yüzde 80'ini oluşturuyor. Kimseye "Hayatından, amacından vazgeç" demiyorum. "Bu hayat içerisinde kendini daha iyi nasıl hissedebilirsin"in peşindeyim. Ufak seçimler büyük değişimlere yol açar.

BUKALEMUN OLMAK
- İş arkadaşlarımız da mutlu olup olmamamızda etkili olabiliyor değil mi?
- 'Zor, toksik insanlarla çalışıyorum' deyip kendini bu konuda çıkmazda hissediyorsan buna alternatif bir bakış açısı geliştirmen gerekir. Bu, kendini esnetebileceğin, geliştiğini hissedebileceğin bir bakış açısı olmalı. Yoksa alternatiflerini göremiyor insan. Hayatını belli bir noktadan, belli bir bakış açısından değil, farklı açılardan görebilmeli ve bu esnekliği gerektiğinde bir bukalemun gibi sağlayabilmelisin.
- Karşılıklı iletişimde nasıl hatalar yapıyoruz?
- İlişkiden ilişkiye değişir. Açık düşünemediğini gördüğüm insana enerjimi sarfetmem. Değişmiyorsa değiştirmeye çalışmam ve yaptığı hiçbir şeyi şahsi algılamam. Adeta görünmez bir duvar örerim.
- Özetle değişim bizde başlıyor..
- Biz hep karşımızdaki değişsin diye bakıyoruz. Ya da şartlarımız değişirse daha iyi olacağımıza inanıyoruz. Halbuki o değişimi içimizde başlatmamız gerekiyor. Bana, "Pozitif olmak, pozitif düşünmek istiyorum ama yapamıyorum. Pozitif olmaya çalıştıkça, olumlamalar yaptıkça kendime baskı yapmış gibi hissediyorum. Kendimi daha kötü hissediyorum" diyenler oluyor. Burada yaptığımız hata nerede biliyor musunuz? Bir insanın yapısı, mizacı var; o mizacını anlaması ve kabul etmesi gerekiyor. Yapını, hamurunu değiştiremezsin. Değiştirilmesi gereken, problemlerle ilişkimiz. Karakterimizin yıpratıcı yönleri üzerinde çalışmalıyız. Bir de kontrol ihtiyacı konusu var. Kontrol ihtiyacı ilişki ve iş hayatında bizi yıpratıyor. Süreci kontrol ederiz, ama sonucu kontrol edemeyiz.

Gereksiz tepkilere son

- Bir CEO düşünün. İyi konumda, çok da para kazanıyor ama mutsuz. Ne yapmalı?
- Günlük hayattaki düşünce ve davranış alışkanlıklarında kendisine zararı dokunan noktaları bulup tersine çevirmeli. Benim yaptığım da bu, beyni ve zihni tekrar şekillendirmek. Ve en önemlisi insan, modunun düşük olduğu zamanı bilmeli. Enerjini düşüren zamanları, durumları öngörebildiğin zaman tavrını değiştirebiliyor, gereksiz tepki göstermekten kaçınıyor ve kendini limitleyebiliyorsun. İçinde bulunduğun stresli durumu öngörebildiğin zaman, değiştirme şansın oluyor. Hintli bir ashram'ı getirip İstanbul'un ortasına yerleştirerek mutluluğu bulamazsınız. Bunun gerçekçi olduğuna inanmıyorum. İnsan kendi içinde o sığınağı yaratabilmeli. Sıkıştıkça limitlerini esnetebilmeli.

Düşünce obsesiftir

Elvan Demirkan'a göre ne hissediyorsak çevremize de onu yayıyoruz. Bu yüzden negatif düşüncelerden uzak durmak gerekiyor: "Düşüncelerimiz negatif kaygılara senaryolara kapılıp gidiyor. Çünkü düşünce, yapısı itibarıyla obsesif. Sizi yakalar, başka bir yere atar, fark etmezsiniz. Daha ortada bir gerçek yokken bile biz sadece düşünce şeklimizle pek çok negatiflik yaratabiliyoruz. Vücudumuz da reaksiyon göstermeye başlıyor. Beynin nasıl hafızası varsa bedenin de var. Düşündüğünü hissediyorsun, hissettiğin de bedenini, ifadeni, tavrını etkiliyor. Hissettiğin kişi oluyorsun. Bu yüzden duygusal enerjiyi yükseltmeliyiz."


ARKADAŞINA GÖNDER
Yavaşlamaya ihtiyacımız var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz