X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Senden nefret etmeyi sevdim...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Senden nefret etmeyi sevdim...

  • Giriş Tarihi: 9.3.2014

Real Madridli Pepe acımasız faulleri, kışkırtıcı hareketleriyle yeşil sahaların en meşhur kötü çocuğu. Ancak ona demediğini bırakmayanlar, iş gönül verdikleri renkleri giyen 'Pepe'lere gelince at gözlüğünü takıveriyor bir anda

Hayatın ona küçüklüğünde yaşattıklarının intikamını alıyor sanki sahada. Yokluk içinde geçen çocukluk yıllarının acısını çıkarıyor adeta. "Yaşayan en iyi oyuncu kim?" sorusuna verilecek farklı cevaplar vardır elbet. Ama hemen hemen herkesin cevabı ortaktır, "En sevilmeyen adam kim?" dendiğinde: Pepe... Vukuatsız maçı geçmiyor Real Madrid'in stoperinin. Sicili öylesine kabarık ki. 2009'da Getafe'yle oynadıkları maçta, yerdeki rakibine attığı hunharca tekmeler, iki yıl önce Kral Kupası'nda Messi'nin elini çiğnemesi. En son geçen hafta Madrid derbisinde karıştırdı ortalığı. Ne zaman bir yasa dışı olay yaşansa sahada, Pepe mutlaka orada. Kılına dokunan dahi yokken hakemi aldatmak için öyle bir atıyor ki kendini yere, sanırsınız alnından vurdular. Rakip oyuncuları kışkırtıyor, rakip tribünleri çileden çıkarıyor. Daha soyunma odasında hakem gösterse kırmızı kartı, kimsenin olmaz itirazı.

PUYOL'UN ANTİTEZİ
Her zamanki hikaye. Saha dışında çok farklı bir adam aslında Pepe. Ailesine o denli düşkün ki, bütün zamanını onlarla geçirmeyi seviyor. Sık sık yoksullara gıda ve para yardımı yapıyor. Aslen Brezilyalı ama Portekiz milli takımını seçti. Üç kız kardeşi var. Babasının yanında, evin ikinci reisi rolüne çok küçükken soyunmak zorunda kaldı. Kim bilir belki de bu erken sorumluluk Pepe'yi böylesine katılaştırdı. Aile bütçesine destek için ilginç bir yol bulmuştu, balık ve kuş yetiştirip satardı. Aslında kimseler onun ileride futbolcu olacağına inanmıyordu ama o hayatı yakalamak için tek çıkış gördüğü futbola dört elle sarıldı. Süratini ve kuvvetini Brezilya plajlarında bıkıp usanmadan koşmasına borçlu. Ceza alanını uçuşa yasak bölge ilan eden hava hakimiyetini ise ayaklarına bağladığı ağırlıklara denizde sıçrayarak kazandı. Ama işte tüm bu özelliklerini gölgede bırakıyor, sahada 'gaddarlık sınırlarını' zorlayan icraatları. "Maçlarda hırstan kontrolümü kaybediyorum" diyor ama yetmiyor. Misal, sezon sonu efsanesi olduğu Barcelona'ya veda edeceğini açıklayan mevkidaşı Puyol da en az onun kadar hırslı, o da terinin son damlasına kadar savaşıyor. Ama sinsi faullerle kimsenin spor hayatına kast etmiyor ya da Oscarlı yıldızlara taş çıkaracak rollerle rakibinin emeğine göz dikmiyor. Zaten belki aralarındaki fark da parçası oldukları kültürde yatıyor. Sloganı "Bir kulüpten daha fazlası" olan bir ekolden geliyor Puyol. Çocuk yaştan itibaren kazanmanın her şey olmadığı öğretildi. Buna karşılık "Ne pahasına olursa olsun kazanmak" Real Madrid anayasasının ilk maddesi. Tıpkı taşıdıkları formalar gibi, bu iki adam da birbirlerinin antitezi. Ve kimin kaç kupa kaldırdığının ya da kaç maç kazandığının hiç önemi yok artık. Zira her ikisinin de futbolun kara kaplı defterinde nasıl anılacağı çoktan belli. Fakat tüm günahları Portekizli'ye yüklemek işin en kolayı. Zira her formada bir Pepe barınıyor mutlaka. Ve ona her savurduğu tekmede, her çıkardığı kavgada demediğini bırakmayanlar, sportmenlik nutukları atanlar, iş gönül verdikleri renkleri giyen 'Pepe'lere gelince körleşiyor bir anda. Prensipler, futbol aşkı unutuluyor, yerini kısır kavgalar alıyor. Ve bu bunamadan en çok nasibini alan adreslerden biri de bu coğrafya oluyor.

ÜÇ BOYUT YERİNE AT GÖZLÜKLERİ
Hiç kimse kendi takımındaki 'kötü çocuklarla' yüzleşmek istemiyor. Son teknoloji maç yayınlarının izlendiği üç boyutlu gözlükler çıkıp yerine at gözlükleri takılıyor. Misal Bruno Alves'in sertlikleri Fenerli'ye, Melo'nun yaptıklarıysa G. Saraylı'ya 'şirin' geliyor. Rakip oyuncu yapınca "Hani kırmızı kart?!" diye yerinden fırlayanlar, aynı şeyi kendi oyuncusundan görünce müdahale hep topa oluyor. Basın da çoğu zaman taraftara sevimli görünmek adına olan biteni hasıraltı ediyor. Öylesine hasretiz ki güzel olana, Semih'in "Benden çıktı" dürüstlüğüne, üçüncü türle yakın temas muamelesi yapıyoruz. Bu 'renk körlüğü'nün tedavisi ise kaybetme kültürünü yerleştirmekte ve kahramanlarımızı Puyollardan seçmekte yatıyor. Pepe 2009'da Getafeli Casquero'yu tekmeledikten sonra "Ne yaptığımın farkında değildim. O anda kendimi ben bile tanıyamadım" demişti. Bizim ne yaptığımızı fark edip kendimizi tanımanın zamanı ise geldi de geçiyor.