X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İstanbul baharda aşkın rengine bürünüyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İstanbul baharda aşkın rengine bürünüyor

  • Giriş Tarihi: 23.3.2014

Önce mimozalar patladı, sırada erguvanlar var. Baharın izleri etrafa yayılırken bu baştan çıkarıcı mevsimi bir de yazarların, ressamların gözünden fark edelim

Şairlere, ressamlara, yazarlara ilham veren bahar, bu yıl erken geldi. Normal şartlarda nisanda açan mimozalar, şubatta çiçeklendi, yağmurlar sarı tomurcuklarını çoktan toprağa döktü. Şimdi sırada sakuralar, erguvanlar, laleler, leylaklar var. Şehir renklenecek, havada tohumlar uçuşacak, biz de kapalı yerlere girmekte zorlanacağız. Peki sizin için ne anlam taşır İstanbul'da bahar? İşaretleri nedir? Baharın kokularını içinize çekmek, yenilenmek için şehrin hangi köşelerine kaçarsınız? Bu yıl İstanbul'u bir de ressamlarımızın, yazarlarımızın, sanat tarihçilerimizin gözünden görüp, Büyükada'dan Bebek Yokuşu'na, Boğaziçi'nden Bostancı sahiline kadar uzanıp baharın tadını çıkartmak istedik. Haydi o zaman çıkıp bu izlerin peşine düşelim.

Göz de ruh da çiçeklerle arınır
SELİM İLERİ (Yazar) "İstanbul'a bahar mart ayının ilk yakan soğuklarıyla gelir. Öyle soğuklar ki, neden başlar, neden sona erer kestiremezsiniz. Ama aslında bu inişli çıkışlı hava, baharın habercisidir. Sonra nisan artık yağmurlardır. Geçmiş günlerin bol bahçeli İstanbul'u bahar çiçekleriyle donanır. Göz de ruh da o beyaz, pembe ve kırmızı bahar çiçekleriyle arınır. Derken mayıs! İstanbul'un en güzel bahar zamanı! Şimdi ilk yazdır ve şehir, coşkular söyleyip durur. Mayısta kü
tür kütür yeşil erik gibi bir şeydir İstanbul..."

Bir ada vapuruna atlayıp baharın hazzını yaşayın
BUKET UZUNER (Yazar)
"İstanbul ve bahar, deyince akla ilk gelen Boğaziçi ve Adalar'dır. Bahar-İstanbul-mimoza bir üçgendir ve yan yana en yakışandır. Bu yüzden her bahar, İstanbul'un Adalar'ı daha elinize dokunur dokunmaz teninizi şımarıkça boyayan limonî- hardalımsı sarışın bir güzelliğe bürünür, gerisi de çorap söküğü gibi gelir, zira bahar bulaşıcı hastalıkların en güzelidir, ışığı ruhu esnetir, ferahlatır, baştan çıkartır. Adalar'a gitmeye vaktiniz, baharı hatırlamaya ruhunuz, vapur biletine de cüzdanınız elvermemişse, nasılsa bir köşede, bir sokakta cilveli sesiyle çiçek satan bir Roman güzeli burnunuza sarışın bir demet mimozayı mutlaka sokar ve anlarsınız ki, İstanbul'a bahar gelmiştir. Sonra işi gücü, eşi aileyi, geçim derdini ve/ya dersi-sınavı unutup bir ada vapuruyla Burgaz'a, Kınalı'ya, Heybeli'ye ya da Büyükada'ya kaçıp, bir çay-kahve içmeye iyice heves edersiniz. Ama ne heves! Zira hem bahar hem de hayat kısadır ve içinizdeki ses yetişmek gerektiğini fısıldar durur. Eğer şanslıysanız, bir ada vapurunda bir yandan simitle martıları besler, bir yandan da yeni doğmuş yavrularına neşeyle eşlik eden yunuslar yanınızda yüzerken Marmara'da baharın hazzını yaşarsınız. (Bu nedenle kapalı yeni vapur tasarımına karşıyız!) Baharın tazelenme sevinci, güzelliğe, aşka, adalete dair umut ateşidir gönlümüzü çelen aslında... Bu umuttur her aklımıza düştüğünde içimizi titreten, baharda yüzümüze küçük, utangaç bir gülümseme yerleştiren, hayatın devam ettiğini duyumsatan, aşka benzer bir heyecanla bedenimizi dinçleştiren. Bu bahar yüzümüzdeki gülüşün utangaçlığına gelince, tamamen baharın üzerine düşen gencecik ölümlerin ağırlığındandır. Bu baharda 15, 20 yaşlarını kutlayıp, âşık olacak yerde, yaşlı başlı insanlarının hırslarının kurban edilmiş çocukların bahar gelmeden bu dünyadan gitmelerinin acısı, bahar sevincimizi sise boğar. Bu nedenle baharın cıvıl cıvıl fışkırdığı İstanbul Adaları'nın, Moda çay bahçelerinin, Fenerbahçe, Çengelköy, Arnavutköy, Bebek, Kuzguncuk, Beşiktaş ve Ortaköy'ün tadı sislidir bu yıl... Sokak kedilerinin güzel enciklere gebe kaldığı bu bahar yoğun sislidir cânım İstanbul.. İstanbul âşığı şair Tevfik Fikret'in Sis şiirindeki gibi: "Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman, beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan ağırlığının altında her şey silinmiş gibi, bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü; tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!" Sonra büyük şair Mevlâna girer araya ve der ki: "Ey gönül sakın umutsuzluğa düşme, (...) Bazen can bahçesinde söğüt ağacının dalı bile hurma verir."