X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Baharın habercisi Sergen Yalçın
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Baharın habercisi Sergen Yalçın

  • Giriş Tarihi: 30.3.2014

Ne tezgahlardaki çağla ve erikler, ne parklarda açan çiçekler... Sergen Yalçın Gaziantep'te sıkılmış ve istifa etti. İstanbul, Çeşme ve Bodrum'a bahar gelmişin daha güzel müjdesi var mı bu hayatta?

Sene 1999. 10 yıldır şampiyon olamayan Inter, Marcello Lippi yönetiminde yeni sezonu açar. Ona yıllarca Inter formasını giydirmek için uğraş veren ve sonunda başaran Başkan Massimo Moratti, Roberto Baggio'nun odasına gelip "Ayrılmak istiyorum, Galatasaray'dan teklif aldım" cümlesiyle oturduğu koltuktan zıplar. "Hiçbir yere gidemezsin. Sen bu takımın liderisin." Dönemin en fiyakalı topçularından Baggio diretir, odadan çıkarken "Lippi ile anlaşamıyorum; buraya kadar" der. Baggio, "Ertesi gün İstanbul'a uçacaktım. Arkadaşlarım ikna etti beni kalmaya" diye anlatıyor o günleri Una Porta Nel Cielo (Gökyüzünde bir kapı ) adlı otobiyografisinde. Galatasaray'a transferi yatar, gelse belki "Hagi- Baggio birlikte oynar mı?" tartışmalarının öznesi olacak, belki Galatasaray, Şampiyonlar Ligi grubundan çıkacak ve kazandığı UEFA Kupası kulvarına giremeyecek, tarih başka türlü yazılacaktı. Baggio gelmedi ama onun gelmediği Galatasaray, o sezonun devre arasında Sergen Yalçın'ı kiralık olarak formasına kattı. Marcello Lippi mi? O sezon da Inter şampiyon olamadı, ertesi sezonun transfer bombası Hakan Şükür'dü. Lippi özellikle istemişti Şükür'ü... Bir yıl öncenin hesabını Inter'de koskoca Lippi'ye birinci haftada evet birinci haftada kestiler ve görevine son verdiler... Büyük futbolcular hakkında anlatılacak tonla hikaye, gözlerimizin önünden geçen çok golleri vardır ama hepsinin illa ki bir an hatırlatır. Baggio demek, 1994 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın kalesinde Taffarel varken kaçırdığı penaltıdır. Gelse beraber oynardı dediğimiz Hagi, Monaco'ya Ali Sami Yen kapalısının önünden 40 metreden attığı goldür. Sergen Yalçın mı? "10"u anlatan gol alt yapısından yetiştiği Beşiktaş'a 100. yılında şampiyonluğu getiren goldür. İnönü'de, Galatasaray ağlarına, Tümer Metin ile yaptığı al-ver sonrasında bıraktığı meşin yuvarlak...

ROBERTO BAGGIO, ZINEDINE ZIDANE...
Büyük futbolcuların kramponları astıkları gün büyük teknik adam olacaklarının garantisi yoktur bu hayatta. Çok klas adamlar, çok iyi teknik adam olmuşlardır da, iyi futbolcu/kötü teknik adam paradoksu da açmazıdır futbol tarihinin. Pele hayatı boyunca promosyon adamı olduğu için tasnif dışıdır da, iyi teknik direktör olamayan deyince akıllara önce Maradona gelir. Yetenekse yetenek, tecrübeyse tecrübe, taktikse taktik ama iş adam yönetmeye gelince çuvallayanların 10 numarasıdır Maradona. Yeri gelmişken söyleyeyim Karpatların Maradona'sı lakabını sevmez Hagi ama o da Güney Amerika'nın en büyüğü gibi teknik adamlıkta olmak istediği yere gelemeyenlerdir. "Galatasaray ne zaman lazım olsa onu çağırır" ile özetlenebilecek teknik adamlık kariyerinde kendisiyle kavgası bitmeyen Hagi, rakiple kavgasına her seferinde yorgun çıkan boksör oldu. İnsan; çocukluk kahramanı futbolcuların teknik direktörlüklerinde bozguna uğramasını istemez, odanın duvarına posterini astığın adamların dara düştüğüne kim şahit olmak ister ki? Belki de Roberto Baggio, Zinedine Zidane'nın yolundan gitmek lazım. Baggio, futbolu bıraktığı günden bu yana teknik adamlık tekliflerin hepsine "Hayır" dedi. Zidane açık açık "Başarısız olmaktan korkuyorum. Zamana ihtiyacım var" diyor. Gençlik yıllarında her daim çelimsiz vücudu, kariyerinin sonlarına doğru yokluğu inkar edilemeyen göbeği, Hagi gibi romanını yazsan, beş yüz sayfa sol ayağından bahsedeceğin, son satırında da "Sağ ayağı da vardı işte sevgili okur" diye bitireceğin; hayvan sevgisi var mıdır bilinmez ama at yarışı sevgisiyle her daim hatırlanan, "Maç içinde yarış sonucunu alırdı, Beşiktaş idmana geç kaldığı için 1 milyar ceza kesmişti, o gün altılı ganyandan 1.5 milyar kazandı" diye anlatılan hikayelerin baş kahramanı. Zidane eğer futbolun Bolşoy Balesi'ne cevabı ise ne bileyim o da Berlin Filarmoni Orkestrası gibi adamdı Sergen Yalçın. Top ayağına geldiğinde nereye atacağının hesabını yapmış, frikikte elinle atsan gitmez köşelere topu bırakan modern futbola isyan için doğmuş bir büyük yetenek.

"YARIN YAPARIZ" ADAMI
Büyüdüğü Rumeli Kavağı kadar sakin, risk almayan, kapısına Bayern Münih dayandığında "Ne var yani, gitmedim" diyecek kadar hedefsiz, iş yorumculuğa gelince "Ben hepsinden iyiydim" diyen ve hiçbir futbolcuyu beğenmeyen, hayata biraz çekirdek yiyerek bakan, memleketi çokça İstanbul Ortaköy-Kuruçeşme, İzmir- Çeşme ve Bodrum plajları sanan, pek gamsız, biraz Bezgin Bekir, biraz Garfield, çokça karikatür gibi, "Yarın yaparız" adamı Sergen Yalçın. "Yapmak için" giydiği teknik adamlık kostümünden çok çabuk sıkıldı. Üstelik fiyakalı bir başlangıç yapıp, arkaya dört maç kazanıp, şurada 10 gün öncesine kadar yine 3 çarpı 3'ü cebine koymuşken... Karpuz kabuğu denize düştüğünde yaz gelir derler ya; İstanbul'a bahar gelmiş, Sergen istifa etmiş işte... Gaziantepspor, Sergen'in şehirden sıkıldığı için ayrıldığını açıkladı. Sergen'e sorsanız başka hikayedir; "Hayat benim, size ne?"dir ama o kadar basit değil. Evet, hayat onun. Lakin attığı çalımlar, köşeye taktığı toplar bizimdi. Kusura bakma Sergen, geri vermeyiz... Zaten sen de geri istemezsin ya...